Browsing: GÖRÜŞ
Küçük Prens için akordeonuyla gelmişti ve antik bir beldenin sokaklarında kendisi gibi Parisli üç oyuncu arkadaşıyla provalar yapıyordu. Sophie’yi yıllar sonra Paris’te bu kez ben onu ziyaret ettiğimde, kucağına yeni aldığı kızı Ange ile asıl mesleği olan resim sanatı için mücadelesindeki sıkışık, bir büyük şehir apartman hayatı içinde ve merdiven arasındaki atölyesindeki hâliyle görmüştüm.
Geçen bölümün sonunda video kliplere kadar gelmiştik. Video klipler, kırk yıldan fazladır müzik-görsel ilişkisine yönelik işlerin en başında yer alıyorlar. Pek çokları ticari ürün olmanın ötesine geçmese de ‘video klip’i başlı başına bir olgu, sanat eseri hâline getirenler de azımsanmayacak sayıda. Scopitone’larda olduğu gibi video klipler de adlarını video cihazına borçlular. İlk ticari video kayıt cihazı 1956 yılında üretiliyor. Yıllar içinde cihazın taşınabilir hâle gelmesi, evlerde kullanılmaya başlanması, vitaphone’dan bu yana devrim sayılabilecek nitelikte.
Dört kafadar müziği çok seviyoruz. Pop müzik, rock müzik dinliyoruz. Yıl, 1982, 19 yaşındayım. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali 10’nuncu kez düzenleniyor. İDGSA Fotoğraf Bölümü’nün birinci sınıfını yeni bitirmişim. Fotoğrafçı olma yolunda okullu adımlarla ilerliyorum.
Bir görsel (visual-media) ile karşılaştığımızda onu önce konusuna göre mi algılarız yoksa sahip olduğu renk, desen gibi (doğası gereği) görmeye dair unsurlarıyla mı baskın oluyorlar? Sonuçta, durdurmayı sürdürdüğümüz anda bütün bu esneyen ‘durum’ belirli aşamalardan sonra kendi tanımlarımızı oturttuğumuz bir anlamlar silsilesine dönüşüyor.
Müzik ve görseli bir araya getirme düşüncesi yüz yıldan fazla bir geçmişe sahip. Geriye dönük ilk örneklere 19. Yüzyıl sonlarında rastlanıyor. 1892 yılında nota yayıncıları promosyon amaçlı şarkı slaytları hazırlıyorlar. Slaytlarda, şarkı sözleri öyküleştirilerek resmediliyor ve şarkının notasıyla birlikte satılıyor. 20. Yüzyılla beraber müzik, yedinci sanatın vazgeçilmez unsuru oluyor. Salona yerleştirilen piyanoda müzisyenler, klasik ve dönemin popüler eserlerini çalarak beyaz perdede seyredilene eşlik ediyorlar. Bellini’nin Casta Diva’sı, Schubert’in Bitmemiş Senfoni’si, Beethoven’in çeşitli uvertürleri sıklıkla seslendiriliyor. Piyanistler, giderek görseldeki olaylara, ifadelere uygun doğaçlamalar yapmaya başlıyorlar. Ayrıca müzik, makara değişimi sırasında boşluğu doldurma görevi de üstleniyor.
Bir sarmaşık gibi günlerimize dolanmıştı müzik. Her caz parçasını dinlediğimizde hücrelerimizde kimyamızı bozan akorların dolaştığını hissediyorduk. Böyle yaşayabilir ve bu şekilde ölebilirdik. Bazen ruhumuz canlanıyor bazen de derinlerde bir kederle baş başa kalıyorduk. Zaten kaya gibi “Rock” müziği vardı hayatımızda. Her zaman olduğu gibi çok az kişiydik. Sevdiğimiz film kahramanlarını izlercesine mutlu ediyordu cazın varlığı bizleri. Anlamadan dinliyor, içindeki cevheri fark ediyor ama yüzük taşı olarak bir türlü parmağımızda görmeyi beceremiyorduk.

