Art Tatum ve Thelonious Monk: Sihirli Parmaklar

Thelonious Monk‘u etkileyen pek çok müzik dehası vardı. Daha önce de, kaleme aldığım bir yazımda, Coleman Hawkins‘in, Monk üzerinde bıraktığı olumlu etkileri ve Monk’un müzik kariyerine dokunuşunu anlatmıştım. Coleman Hawkins, tenor saksofonun en büyüklerindendi. Elbette Monk ve Hawkins’in enstrümanları birbirinden farklıydı. Monk piyano çalıyordu. Bir piyanist olarak Thelonious Monk’u en çok, Art Tatum etkiledi.

Bu yazımda sizlere, her iki müzisyenin, benzer yönlerini anlatmaya çalışacağım.

İlk bakışta, iki caz devi birbirlerinden oldukça farklı duruyorlar. Art Tatum muhteşem bir teknik sergilerken, Monk, tekniği olmadığı içinı uzun yıllar eleştirilere maruz kaldı. Tatum, hangi janrda olursa olsun, diğer tüm piyanistlerle karşılaştırılabilecek derecede piyanonun altın standardıydı. Halen öyle. Monk ise kendi köşesinde biraz sıkışmıştı. Daha izole, seçici ve sınırlı sosyal ilişkiler kuran bir müzisyendi. Büyük bir Monk hayranı olan Keith Jarrett, bir röportajında, “Monk’u yol kenarında duran, asosyal fakat, üstün yetenekli bir müzisyen” olarak gördüğünü söyledi. Tatum, pek çok caz piyanistinden daha yukarılarda olmasına rağmen, Monk’un çalma tarzı, hala mainstream caz içinde sıkı bir şekilde yer almakta.

Thelonious Monk’un bireysel tarzını nasıl geliştirdiği, benim için her zaman gizemli olmuştur. Onu çok sevdiğim için sanıyorum analiz etmem zorlaşıyor. Bebop’un öncülerinden olmasına rağmen, hiçbir zaman tam bir bebop icracısı olmadı. Bebop akımı içerisindeki çağdaşlarının çoğu, ona ayak uydurmakta ve çalmakta zorlanıyordu. Miles Davis, Rudy Van Gelder stüdyolarında, Bag’s Groove albümünün kaydı sırasında, solo çalmaya başladığında, solosu bitmeden ya da biterken, Monk’tan piyano ile hemen eşlik etmemesini istemişti. Çünkü Monk ritme girdiği anda, Miles Davis solosunu bitiremiyordu. Gerçekten de albüm kaydında bunu dinlediğinizde, iki müzisyenin solo doğaçlamalarındaki farkı hissediyorsunuz.

Thelonious Monk kariyerinin başlarında toy bir piyanistken, Art Tatum gibi çalıyordu. Tarzını henüz geliştirmemişti. Elbette Monk’un Tatum’u, nota nota veya aynı teknikle taklit ettiğini kastetmiyorum. Daha ziyade, Monk’un, Tatum’un caz çalma stilini modellemesinden bahsediyorum. Bu durum özellikle Monk’un ilk kayıtları için geçerlidir; her iki piyanisti arka arkaya dinleyip, caz çalma yaklaşımlarını karşılaştırdığımızda, sözlerim bir anlam taşıyacaktır. Solo ve akor seslendirmeleri aracılığıyla, sadece genel seslerini dinlediğimizde bağlantıyı duyamayız. Aslında Monk’un akor becerileri ilk önceleri, Tatum’dan ziyade, Duke Ellington etkisindeydi. Zaman içinde Monk, Art Tatum’un tekniğinden faydalanmayı öğrendi. Thelonious Monk hızlı öğrenen bir müzisyendi.

Caz müzik tarzına uzak olan dinleyiciler, Tatum ya da Monk’u ilk başlarda itici bulabilir. Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde, çevremdeki birçok insana, Tatum ve Monk’un müziğini dinlettim. Haddim olmayarak, sanki bir sosyal deney gibi ele aldım konuyu. Açıkça ifade etmem gerekirse, onların müziğini ilk kez duyanlar ya da kulak aşinalığı olmayanlar, ikisinin müziğini de pek tercih etmeyeceklerini söylediler. Bir kısmı Tatum’un çok hızlı çaldığını, Monk’un da kulağa tuhaf geldiğini ifade ettiler. Bunun ana nedeni, bence, her iki piyanistin de caz icra etme konusunda, tavizsiz ve özgün bir yaklaşım sergilemesinden kaynaklanıyordu.

Monk ve Tatum, içinde bulundukları zamana ait olan akımının dışında kalan, benzersiz tarzlarını geliştirdiler. Tatum her ölçüye muazzam miktarda müzik bilgisi sığdıran bir müzisyendi. Ve Monk ise… Ahh Monk! Köşeli hatları ve uyumsuz seslendirmeleriyle, müzik tarzını geliştirme konusunda oldukça sağlam ve metodikti. Monk, Tatum’un tavizsiz bireyselliğinden, cesaret ve ilham aldı.

Her iki piyanistin stillerinde, swing ezgileri hakimdi. Art Tatum swing çağında büyümüş ve reşit olmuştu. Bebop’un yaratıcılarından biri olan Monk’un, senkop kullanımında ve genel swing stilinde bebop ritmik hissini hiçbir zaman tamamen benimsememiş olması şok edici değil mi? Bu özellikle, solo piyano çaldığında, çok daha belirgin hissediliyor. Monk sol eliyle ve uzun adımlarla piyano çalmayı çok seviyordu. Bud Powell ve bebop çağdaşlarının birçoğu Monk gibi, piyanoyu uzun adımlarla çalabilseler de, bunu nadiren yapmayı seçtiler. Monk, tüm kariyeri boyunca solo piyano stilini, sol adımlı el üzerine kurmaya devam etti. Ritmik yaklaşımında, diğer bebopper arkadaşlarından farklı olarak, modernleşmemeyi seçti.

Pek çok müzisyenin, bebop kervanına katılması ve onun müzikal fikirlerini kullanması nedeniyle, Monk’un hayal kırıklığına uğradığına dair bazı söylentiler var. Monk bu yüzden başka bir yöne gitmeye karar verdi. Ona göre bu müzikal yön, modern melodileri ve akort seslendirmelerini, zaman zaman geleneksel bir ritmik hisle birleştirmeyi içeriyordu. Böylelikle kendi tarzı doğdu.

Hem Tatum, hem de Monk standart melodileri yeniden düzenlemeyi ve uyumlu hale getirmeyi seviyorlardı. Örneğin Monk’un Carolina Moon şarkısını yeniden tasarlaması, zamanın çoğu müzisyeninin yapabileceklerinin çok ötesine geçti. Tatum dönemin popüler bestelerini hayal ve aranje etme konusunda çok başarılıydı. Song Of The Vagabonds standartında bu oldukça net hissediliyor. Ayrıca her iki piyanist de en zor akort ilerlemelerinde akıcı bir şekilde doğaçlama yapabiliyorlardı.

Baştan sona kendi melodik doğaçlamalarını yaratmak yerine, ikisi de, genellikle bir şarkının melodisi içinde ve çevresinde solo yapmayı tercih ettiler. Soloları sıklıkla şarkının melodisindeki yaratıcı varyasyonlardan oluşuyordu. Monk’un Nutty şarkısındaki solosu, melodi içinde nasıl kalıp onu istediği gibi süslediğine dair iyi bir örnek teşkil ediyor.

Tatum ve Monk, uzlaşması zor bir kişiliğe ve iyi gelişmiş bir müzik anlayışına sahiptiler. Bu durum, benzersiz yaklaşımlarıyla birleştiğinde, onları kendi yaşadıkları zamana ait caz akımının biraz dışında tutuyordu. Grup halinde performans sergilediklerinde, diğer müzisyenlerin onlara uyum sağlaması gerekiyordu. Tam tersi ise çok nadir oluyordu. Her ikisi de zor grup liderleriydi.

İki müzisyen de, caz piyanosunun tarihini çalma stillerine aktarabiliyorlardı. Tatum, 1950’li yıllara kadar, pek az kişinin taklit edebileceği, armonik incelikle çalıyordu. Monk’un motifsel kompozisyon yöntemleri ise 1960’lı yıllara kadar geniş çapta taklit edilemiyordu. Bu noktada, Monk’u Carolina Moon şarkısının introsunda dinlemenizi tavsiye ederim. Giriş, 19. yüz yılın sonlarında icra edilen salon piyanosu tarzı.

Monk bir dahiydi. Monk’un dehasının bir kısmı, az ya da çok, Tatum’un piyanist yaklaşımından oldukça etkilendi.

Kaleme aldığım bu makale, Monk’un ya da Tatum’un, karakterleri, şahane besteleri, biyografileri üzerine değildi. Daha ziyade parmakları ve kullandıkları tekniklerin yakınlığı ile ilgiliydi. Uzun süredir sağlık sorunlarından dolayı aranızda yoktum. Dilerim az da olsa, Monk, Tatum ya da birer mitolojik kahraman gibi gözümde büyüyen caz ustalarını dinlemeye sizi teşvik etmişimdir.

Müzik dolu saatleriniz olsun…

*

Mine Gürevin’in Dark Blue Notes’daki tüm yazıları.

Art Tatum Spotify sayfası.

Mine Gürevin

Yeme içme kültürüne düşkün bir matematikçi. Fermantasyon etkisinde müzik yazıları üretmeyi seviyor.

Mine Gürevin 'in 62 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Mine Gürevin ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir