Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    PORTRE

    Hamiyet Müzikali, Peyk ve İrfan Alış

    Hatimet MiralBy Hatimet Miral19 Kasım, 2023

    “Benim mi bu yaşadığım ev
    Bu sonun başladığı yer
    Kimdi fail bilmiyorum
    Belki de kader”
    (Hamiyet Müzikali)

     

    10-11 Kasım’da Fişekhane’de ilk kez gösterime giren Hamiyet Müzikali, Türkiye’nin önemli bağımsız müzik gruplarından biri olan Peyk‘in solisti İrfan Alış‘a ait bir hikaye.

    Ülkemizde rock müziği ya da bağımsız müzik gibi janrlarda eserler üreten sanatçıların isminin genelde müzikal ile anıldığını görmeyiz. Peyk grubu bu genellemeye girmiyor. Yaptıkları şarkılar ve aslında sanata olan bakış açıları ile anıldıkları türde de çizginin biraz dışında kalıyorlar. Peyk, müziklerinde olduğu gibi, üretim anlayışları, müzik piyasasına karşı duruşları, şarkıları, besteleri dahil, aslında yapmaya çalıştıkları her şeyde bağımsız olmayı tercih eden bir grup. Müzikleri de bireysel yaşamlarıyla bu açıdan örtüşüyor. Şu anda 4 albümleri var ve konserlerine tam gaz devam ettikleri bir dönemdeler. Gündemde ise Hamiyet Müzikali var!

    Fotoğraf İrfan Alış’ın twitter hesabından alınmıştır.

    Yaşamadan yazamazsın

    Hikayesi eskiye dayansa da hem duygusu hem gerçekliği daima güncel olan Hamiyet müzikali, İrfan Alış’ın hayatından bir zamanlar geçmiş, hafızasında yer edinen ve nihayetinde dışarıya çıkma zamanı gelmiş olan bir kadın karakter. Yaşamadan yazamazsın düsturuyla üreten sanatçı için Hamiyet, müzik yapma anlayışlarını devam ettiren ancak bu sefer grubun teknik ve içerik olarak başka bir alanla, tiyatroyla birleştirerek üretime geçtikleri yeni bir hikaye. Hamiyet bize aslında bilmediğimiz bir acıdan söz etmiyor; çok iyi bildiğimiz ya da bir şekilde aşina olduğumuz fakat unutma seçeneğimizin olmadığı bir hikayeyi yeniden gösteriyor.

    https://static.darkbluenotes.com/uploads/2023/11/wPMc7xJ0nQDI4xmO.mp4

    80 darbesinden hemen sonraki dönemi konu alan hikayede, bir işçi mahallesinde kocası ve çocuklarıyla yaşayan Hamiyet, darbenin ve yitirdiklerinin acısıyla müziğe sığınmış, akıl sağlığını korumakta güçlük çekerek hayatta kalmaya çalışan bir kadının hikayesi. Acısını ve yalnızlığa mahkum edilişini, sanrılarında şarkılar yazan ve söyleyen bir sanatçı olarak hafifletiyor. Karakterin trajik hikayesine rağmen oyun boyunca müziğin sağaltıcı rolünü hissediyoruz. Peyk’in şarkılarındaki hikaye Hamiyet’in yaşamıyla birleşerek sahneleniyor bu müzikalde. Mesela müzikal,  Yürüyor Sokak ya da diğer ismiyle Teslim Olma şarkısıyla açılıyor. Şarkının ruhuna uygun olarak bir eylem anı canlandırılıyor en başta. Böylece bir şarkıyla Hamiyet’in yaşadığı dönem olan 80’lere giriş yapıyoruz. Sonrasında ise her şarkı bir hüzne denk geliyor.

    Fotoğraf İrfan Alış’ın twitter hesabından alınmıştır.

    Sen ne dersen o Hamiyet

    Peyk, hem var olan müzikleriyle, hem müzikal için bestelediği şarkılarla, hem de Hamiyet’in hayali arkadaşları olarak oyunculuklarıyla sahnede yer alıyor. “Sen ne dersen o Hamiyet” diyen saz arkadaşları olarak daima sahnedeler.

    Hamiyet Müzikalini iyi yapan diğer etmenlerden, 80’lere ait kostümleri ve göz dolduran sahne tasarımlarını söylememek haksızlık olur. Hamiyet’e can verecek oyuncu Aslı İnandık, oyunlaştıran ise Deniz Madanoğlu. Hamiyet, Peyk’in ilk müzikal deneyimi ancak sanatlar arası iletişimi ve üretimi çok fazla önemsediğini bildiğimiz için devamının ve başka deneysel işlerin de geleceğinin habercisi diyebiliriz.

    Peyk müzik grubunu bilmeyenler ve hatta ilk kez Hamiyet müzikali ile tanıyacak olanlar için de kimdir Peyk biraz bahsedelim.

    Fotoğraf İrfan Alış’ın twitter hesabından alınmıştır.

    İrfan Alış (söz yazarı, solist), Özgür Ulusoy (klavye, keman), Ertan Çalışkan (davul), Barış Tokgöz (bas), Serdal Ersoy (gitar) üyelerinden oluşan grup, 90’lı yılların başından itibaren müziğe ve üretmeye başladıkları halde albüm çıkarmaya 2000’li yıllarda başlamışlar. Müzikte ya da herhangi bir sanatsal üretimde moda kavramıyla veya müzik piyasasının istek ve önerileriyle ilgilenmekten oldukça uzak oldukları gibi, yaşamın gerçekçi tarafını sanattan ayrı görmedikleri bir anlayış içinde müzik yapıyorlar. Öncelikleri müziğin/sanatın varlığının yaşamın içerisindeki vurgusu, yeri ve ifadesi. Bunu hem şarkı sözlerinde hem müziklerinde özgürce ifade etmek hatta bir müzikal aracılığıyla sahnelemek ise en temelde grubun sanatsal kimliğini oluşturuyor.

    Peyk, insanlığa ve topluma dair olay veya duyguları göz ardı edemeden üreten bir müzik grubu. Adı hem grup içinde hem çevresinde akademisyen olmasından ötürü Özgür hoca diye anılan Özgür Ulusoy (keman, klavye) dışında aslında her birinin başka meslekleri var ve kazançlarını müzik dışında yaptıkları işlerinden elde ediyorlar.

    Fotoğraf İrfan Alış’ın twitter hesabından alınmıştır.

    Toplumsal yaşamın bir aynası olarak şarkı yazarlığı

    Peyk’ten ve müziklerinden söz ederken, şarkı sözlerine -özellikle- değinmemek pek mümkün değil. Çünkü anlatım gücünü, doğrudan gündelik konuşma biçiminden almaları onları farklı kılan özelliklerinden birisi. Peyk’in şarkı sözlerinin dinleyicide bıraktığı duygusal derinliğin kaynağı, metaforlar ya da bir takım sembollerden ziyade, hikaye anlatma becerisi. Şarkılarında sanatsal veya şiirsel kaygıdan öte, çoğunlukla gündelik dilin gücü ve sahiciliği ile karşılaşıyoruz daha çok. İrfan Alış’ın bir tavrı olan kendine has ses tonu dahil bütün grup üyeleri, sanki sözlerin hizmetinde gibi çalıyor hissi uyandırıyorlar. Sözler o denli kuvvetli. Önceliklerinde daima anlatmak istedikleri ‘o şey’ var. Tıpkı Hamiyet gibi. Müzik, ritim, melodi zaten grubun adeta adım atması, yürümesi kadar doğal bir hal ile ‘o’ şeyi takip ediyor.

    Bazen, “Elvis olsan kaç yazar, şiirin ölmüş lan senin!” diye çıkışıyor, bazen “İnsanım ben de biraz yaralansam hatalar yapar kendime söver sayarım” diyerek içimizden geçerek yalnız olmadığımızı hissettiriyor. Bazı şarkılarında, örneğin Peyk severlerin her konserde en az 2 kere çalınması için ısrar ettiği ve grubun bir nevi otoportresi ve bana göre grubun hikaye anlatıcılığında zirve yaptığı Peyk şarkısında olduğu gibi neredeyse düz yazı diyebileceğimiz bir anlatım var. Bence Peyk’in müziğinin bu kadar iyi olması da tam burada saklı, bu şarkı sözleri üzerine öyle müzikler yapıyorlar ki, dinlerken hiç gerek yokken, hikayeyi veya duygumuzu müziğin mi yoksa sözlerin mi daha iyi anlattığını düşünürken buluyoruz kendimizi.

    Fotoğraf İrfan Alış’ın twitter hesabından alınmıştır.

    Şiirin gücü kesinliğinde yatar

    Bir kitapta, “şiirin gücü kesinliğinde yatar” diye bir ifade okumuştum. O yazının konusu ve bağlamı belki farklıydı fakat Peyk’in şarkı sözleri üzerine düşünmeye başladığım zaman bu ifade aklıma geliverdi. Kendimizi, sözlerin doğrudan isyanı ve müziğin o isyanı dize getiren çığlığının ortasında, bazen öfke bazen de umudu düşlerken buluyoruz. Müzik görevini en etkileyici haliyle yerine getirmiş oluyor. İnsanın yaşamı anlatma arzusu sanatla bu şekilde birleşerek hayatlarımıza giriyor, izini bırakıyor.

    Toplumsal Bir Ayna: Köleler ve Kilitler

    Peyk ve şarkı sözleri demişken yaşadıklarıyla acı bir deneyim sonucunda İrfan Alış’ın hafızasına yerleşip sonrasında tıpkı Hamiyet gibi toplumsal bir yaraya dönüşerek ortaya çıkan Köleler ve Kilitler şarkısından söz etmeden bu yazı biraz eksik kalabilir. Bir şarkının her zaman tesadüfi ve sanki bir yandan da mesleki bir iş gayesi içinde çıkmadığını, daha ötesi bazen bu eylemin ne derece ağrılı bir süreç olabildiği gerçeğinin de üzerinde durmak gerekir. Bu şarkının da çıkış hikayesi böyle bir süreci içinde taşıyor.

    2012 senesinde, çoğu kadın ve çocuk olan 61 kişinin boğularak öldüğü gemi faciası İrfan Alış’ın o dönemler turistik malzemeler sattığı dükkanının tam karşısında ve yaklaşık 20 metre kadar yakınında gerçekleşiyor. Sahile oldukça yakın ve Ege’nin berrak denizinde apaçık ortada bulunan geminin kaptanı yakalanacağını anladıktan sonra kaçakların odalarına kilit vurarak gemiyi batırıp oradan uzaklaşıyor. Dolayısıyla kaptan haricinde herkes boğularak ölüyor. Olayın olduğu gecenin sabahında, her şeyden habersiz dükkanında otururken İrfan Alış’a sık sık oradan geçen bahçıvan gece yaşanan felaketi anlatırken: “Uzatsan ayağın değer, öyle yakın…” diye anlatıyor. Bahçıvanın söylediği bu cümlenin kafasında durmadan çınlamasıyla başlıyor, anlatmak zorunda hissettiği olayı zihninde döndürmeye. Aylar süren bir hikaye anlatma mücadelesiyle içinde bir gemi faciası ve sorularla kitaplara sarılıyor; kölelik tarihi, kaptanlar, insan ticareti… Okuduğu bir kitaptan ise şu cümleyi alıyor: “Kaptanların en büyük korkusu gemideki isyandır, hatta fırtınalar bile onlar için önemsizdir.”

    “Çünkü kaptanlar korkar isyandan
    Fırtınalardan bile fazla
    Çocuklar sarıldı cani sulara
    …
    Kilitler var kapıları kapatır
    Sınırlar var insanları kuşatır
    Köleler var kilitleri üretir
    İşte o kilit boğdu kaçakları”

    İrfan Alış’a kulak verelim:

    “Şarkı yazarken, o şarkının içinde hedefler vardır. Kime yazıyorsun, kimden hıncını alıyorsun ya da kimin yerine geçiyorsun gibi. En başta bir tavır vardır. Ben mesela Köleler ve Kilitleri bir kahvehanenin ortasına gelip küfreden bir adamın tavrıyla yazdım ama hiç küfretmedim! Ama bunu şiirsellikle birleştirdim. Edebiyat olmadan olmaz.”

    Köleler ve Kilitler, grup üyelerinin hepsinin hemfikir olduğu gibi bir yas şarkısı olması dışında, unutulmamak üzere zamana iliştirilmesinden dolayı müzikal bir manifesto olarak anılmayı da hak ediyor. Peyk’in salt toplumsal mesaj derdi olan bir müzik grubu olduğunu söylemek istemem. Toplumsal mesaj cümlesini sevmiyorum, çünkü burada toplumsal mesajdan ziyade toplumsal bir aynadan söz edebiliriz. Ancak bu şarkılardan ve çıkış hikayelerinden anlıyoruz ki tıpkı Hamiyet’in hikayesi gibi, şarkı sözlerinin birçoğunun sahibi olan İrfan Alış’ın öncelikle bu toplumla, yaşamla ve yaşamakla bir derdi var. Bu yüzden dinleyicisiyle paylaştığı şarkılarda içsel bir öfke, toplumsal bir yara, sitem ya da umut daima var.

    “Umut var bunu bil
    Şiir var şair var
    Kitaplar yazılıyor
    Kimseden korkmadan”

    Peyk Circus Konseri

    Grup geçtiğimiz sene müzik hayatlarının 25. yılına girdi. Bunu ise DasDas’da verdikleri 25.yıla özel Peyk Circus konseri ile taçlandırdılar. Konserin başından sonuna kadar sergiledikleri performans tam olarak Peyk’in yaşam ve müzik felsefesini ortaya koydu doğrusu.

    Konser, arkadaki dev projeksiyonda ana haberden bir video ve Köleler ve Kilitler şarkısı ile başladı. Haber, tabii ki Köleler ve Kilitler şarkısının konusuna aitti. Bunun dışında kadın cinayeti, çocuk istismarı, göçmen düşmanlığı, işçi olayları, Soma, Gezi olayları gibi birçok olay, o konserin içinde, sahnede ve performanslarda yer aldı. Konserin ikinci yarısında İrfan Alış, maden işçisi kıyafeti ve kafa lambasıyla çıktı sahneye. Öte yandan şarkı sözleri zaten tek başına toplumsal belleğe birer not özelliği hatta belge niteliği taşırken bu konserle Peyk, sadece müziklerini sunmaktan çok daha öteye gitti. Kanaatimce o gece, yaptıkları müziğin öncülüğünde toplumsal hafızamızın ne bireysel hayatımızdan ne sanattan ne de farklı bireyler olarak bütünlüğümüzden uzak bir olgu olmadığını göstermek istediler.

    Sadece bir müzik dinlemenin ötesinde, bu konser, bireysel olanın aynı zamanda toplumsal olduğu düşüncesine ait eleştirel dünya görüşünü karşılıklı diyalog şeklinde, konuşmadan, sadece sanatsal performanslarla yaşatma gayesi taşıyordu belli ki. Nitekim orada sadece şarkılar dinlemek için bulunmamıştı kimse. Öte yandan Peyk’in de kendini, çok yönlülüğünü en geniş anlamda birden fazla kanaldan sunduğu bir geceydi demek yanlış olmaz.

    Kabile Dans Topluluğu, Circus Peyk konseri.

    Sahnede bunlar dışında; ressam Şevket Sönmez‘le birlikte birkaç ressamın da yer aldığı interaktif bir resim performansı, Kabile Dans grubunun doğa

    çlama dansları, yüksekte akrobasi performansçısı Aslı Şahin’in etkileyici dans gösterisi şarkılarla eş zamanlı olarak unutulmaz anlar yaşattı. Bir röportajında Circus Peyk adını verdiği bu konseri, içerdiği her detayıyla bir süredir hayal ettiklerini ve bunun 25. yıla denk geldiğini söylüyorlar. Sonuç olarak Peyk bu konserde her açıdan sanatsal değeri epey yüksek bir işe imza atmış oldu.

    Yukarıda ayrıca yer vermiş olduğum Köleler ve Kilitler’in dışında Don Kafa, Kare Kafa, Ölümsüzler, Yürüyor Sokak (Teslim Olma), Hareminde Han gibi, insanlığa mal olan olayları, duyguları, eleştirileri büyük bir ustalıkla dile ve müziğe döken şarkıların sahibi Peyk’in, Hamiyet Müzikali gibi bir işte adının geçmesi aslında pek de şaşırtıcı olmuyor.

    “Bu sessizlik yaman bir çığlığa bakar, Bu karanlık zaman bir ışığa bakar” diye yazan ve yazdığı gibi yaşayan bu müzik grubunun anlatacağı daha fazla söz, sahneye koyacağı daha çok iş var. Hamiyet Müzikali bunlardan sadece birisi.

    Circus Peyk Konseri

    Bu yazı Peyk’i tanımak, anlamak ya da sadece hakkında konuşmak için Hamiyet’ten yola çıkarak yazıldı. Fakat bana göre müzikleri, müziğe ve sanata olan bakış açıları, her şeyiyle bağımsız olan üretim ve sanatsal motivasyonları, hem topluma mal olmuş, hem edebi çizgideki şarkı sözlerinin her biri etraflıca konuşulmayı hak eden, içimizden birisi Peyk.

    İlham olmaya devam ediyorlar.

    *

    Hatimet Miral’ın diğer yazıları.

    Peyk’in Instagram hesabı.

    Umut Denizine Atılmış Bir Olta: Olta Dayanışma

    Barış Tokgöz Ertan Çalışkan Front Hamiyet Müzikali İrfan Alış Özgür Ulusoy Peyk Rock/Pop Serdal Ersoy
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleArt Tatum ve Thelonious Monk: Sihirli Parmaklar
    Next Article Steve Coleman Reflex: Arı Gibi Üretken
    Avatar fotoğrafı
    Hatimet Miral

      Sanat Tarihçisi. Sanat Tarihi alanında müzik ve diğer sanatları birlikte düşünerek disiplinlerarası çalışmalar yapıyor. Müzik üzerine düşünmeyi seviyor. Bu aralar İsimsiz Orkestra isimli bir toplulukta viyolacı olarak yer alıyor.

      Related Posts

      Mike Campbell & The Dirty Knobs – Mission of Mercy

      18 Haziran, 2026

      Geçmişten gelen bir ses: Thee Sacred Souls

      18 Haziran, 2026

      Sonny, Please…

      28 Mayıs, 2026
      Yazarlar
      Kimiz?

      Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

      DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

      Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

      İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

      Yazıların telifi yazanlara aittir.

      Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

      Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

      Reklam: [email protected]

      Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

      Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

      Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

      Kanalı Görüntüle