Ölmeye Yatmak: Sonny Clark

Erken ölenler ya da ölüme koşanlar listesi, söz konusu müzik olduğunda, çok kabarık. Say say bitmiyor; liste her yıl büyüyor. Söyleyecekleri bittiğinden midir, yoksa hikayeleri yarım mı kalmıştır, karar vermek güç.

Sonny Clark 13 Ocak 1963’de, sadece 31 yaşındayken, arkasında, lider ya da eşlikçi olarak -kötüyü boş verin- vasat olarak dahi nitelendirilebilecek hiçbir kayıt bırakmadan bu dünyayı terk etti. Avuntu bu ya; yaşadığı kısa ömre çok sayıda albüm sığdırabildi. Filizlenmeye başlamış hard bop stilini billurlaştıran isimlerin arasında yer aldı ve çoğu caz klasiği olarak nitelendirilen albümde çaldı.

Clark, piyanonun esas amacının solo atmak olduğuna kanaat getirilen yılların piyanistiydi; dönemdaşları gibi o da Bud Powell’ın caz piyanosundaki devrimini takip etti: dışadönük, sürekli hücum eden, müziği genişletmektense içine dalınan bağlamı derinleştiren ve tabii ki teknik açıdan şaşırtıcı düzeyde yetkin çaldı. Sol eliyle eşliği ketum ancak esprili iken, sağ elinin tutkulu parmaklarından dökülen melodik cümleler dinleyiciyi büyüleyecek denli renkliydi. Clark, bir anlamda, o dönemin cazının başrol oyuncularının rolünü kapmak istercesine çalıyor, özellikle saksofonun solo inşaasıyla aşık atıyordu. Ancak her ne çaldıysa içinde iki cevher hiç eksik olmadı: swing ve blues!

Conrad Yeatis Clark, 21 Temmuz 1931’de Pennsylvania eyaletinin zengin kömür yatakları ile bilinen küçük bir işçi kasabasında, Herminie’de doğmuş. Sekiz kardeşin en küçüğü olan Clark henüz iki haftalık iken babasını kaybetmiş. Çocukluğuna, nasıl büyüdüğüne dair detay bilgi yok ama piyano çalmayı kendi kendine öğrendiğini tahmin etmek güç değil. 20 yaşına geldiğinde akraba ziyareti için gittiği California’da kalmaya karar vermiş; önce saksofoncu Wardell Gray sonra da basçı Oscar Pettiford grubunda çalmış. 1953’de dönemin ünlü klarnetçisi Buddy DeFranco‘yla birlikte ABD’yi ve Avrupa’yı turlamış. Sürekli hareket halinde olmaktan sıkılmış hâlde iken, 1957’de, cazın divalarından Dinah Washington‘a eşlik etme teklifi vesilesiyle yerleştiği New York’ta kendisini, şehri işgal eden taşralı genç caz müzisyenlerinin arasında bulmuş.

Clark 1957 ve 1958’de Blue Note Records’un neredeyse kadrolu piyanisti olur, dönemin genç aslanlarının albümlerine eşlik eder; aralarında, Art Farmer ve Jackie McLean ile Cool Struttin‘, Donald Byrd ve Hank Mobley ile My Conception ve Byrd, Curtis Fuller ve John Coltrane ile Sonny’s Crib gibi klasik mertebesine erişen solo albümler kaydeder. Aynı dönemde kaydettiği Sonny Clark Trio ve Blues in the Night albümleri ise piyano üçlüsü formunun benzersiz lezzetler içeren örnekleriyle doludur.

1959 başında yaşamındaki düzensizlik o kadar kronikleşir ki Blue Note Records’dan uzaklaşır; iki yıl boyunca çok az albümde yer alır.

Clark, Jack Gelber‘in kült filmi The Connection‘da anlatılan uyuşturucu müptelası caz müzisyenlerinin tipik bir örneği haline gelir. (Filmi merak edenler Duru Aygüven’in detaylı inceleme yazısına göz atabilir.) Hank Mobley ya da Grant Green gibilerine benzer şekilde, uyuşturucu alışkanlığının neden olduğu düşkünlük hâli nedeniyle düzenli olarak sahne alamaz, çalamaz hâle gelir, kariyeri sekteye uğrar. Diğer bir piyanist ve canki Hampton Hawes, anılarında, uyuşturucu bulmak için New York sokaklarını Clark’la beraber arşınladıklarını yazmış. Sürekli birlikte takılmalarından ötürü lakap bile takılmıştır ikiliye: “Altın Tozu İkizleri”.

İkili uyuşturucu parası bulmak için her yola başvurur. Öyle ki, 1961 sonunda McLean adına bir kayıt için Rudy Van Gelder stüdyosuna geldiklerinde, Clark yeni bir parçanın notalarını dağıtır. Five Will Get You Ten, aslında Thelonious Monk‘un üzerinde çalıştığı bir bestesidir; Clark, eskizi Nica’nın evinde görmüştür ve telif ücretini mala yatırmak için hırsızlık yapmaktan geri duramaz. Monk, Fickle Sonance albümünü Clark’ın ölümünden sonra dinlediğinde durumu fark eder ancak sorunlu küçük kardeşi için üzülmek dışında yapılacak bir şey de yoktur.

1961 kışında, yenilenmiş bir görüntüyle aktif müziğe döndüğünde, aslını sorarsanız, kariyerinin en olgun ve heyecan verici aşamasına geldiğini işitiyoruz. Tamamı Blue Note için kaydedilmiş, Dexter Gordon‘ın Go ve A Swingin’ Affair; Grant Green‘in Nigeria, Oleo ve Born to Be Blue ve Jackie McLean albümleri ya da kendi adına kaydettiği son albümü Leapin’ and Lopin’, Clark’ın çalışının -yükselen serbest caz anlayışının izlerini taşır şekilde- çok zengin bir ritmik/armonik yapıya büründüğünün, sololarının zarif bir kıvraklığa eriştiğinin kanıtları ile dolu.

Yükseldiği yerde uzun süre kalamaz, içine düştüğü uyuşturucu batağı sadece çalışını değil sağlığını da tehdit hale gelir ve Sonny Clark, bacağında oluşan iltihap nedeniyle yattığı hastaneden taburcu olduktan kısa süre sonra 13 Ocak 1963’de kalp krizinden ölür. Basında ölüm nedeninin uyuşturucu zehirlenmesi olduğu, Junior’s kulübünde iken aşırı dozdan öldüğü ve kulübün başının derde girmemesi için bedeninin evine taşındığı yazılır. Başka bir iddia ise tıpkı Charlie Parker gibi Clark’ın da Barones Pannonica de Koenigswarter‘in evinde öldüğüdür. Temelsiz de olmayabilir bu iddia; Clark’ın ölümünü kızkardeşlerine bildiren Nica’dır; cenazesinin Pittsburgh’a nakli için ve cenaze töreni için gereken parayı da zaten o verir. (Mine Gürevin’in enfes Barones Nica yazısını da okumanızı öneririm.)

Her nasıl öldüyse bu kimse için şaşırtıcı değildir. O yıllarda Avrupa’da yaşayan ve Clark’la çalışmış olan tenor saksofoncu Dexter Gordon, Francis Wolff‘un, Clark’ın ölümünü bildiren mektubuna cevaben ‘sonunun er ya da geç bu şekilde olacağının bilindiğini’ yazar: “Geçtiğimiz yaz karşılaştığımızda, hayatına çeki düzen vermesi gerektiğini yoksa sonunun yakın olduğunu söyledim. O gün gözüme, herşeyden, yaşamaktan bile vazgeçmiş göründü.

Olan da budur ya, insan yaşamaktan vazgeçtiğinde ölür.

Tıpkı klasik hard bop döneminin diğer ustaları Wynton Kelly ya da Bobby Timmons gibi, Sonny Clark ismi, Japonlar, caz delileri ve yazarlar dışında hatırlanmıyor. Ancak arkasında bıraktığı müzikal mirasın ihmal edilebilir bir yanı olmadığı aşikâr. Clark, caz tarihinin en doğal swing eden, eforsuzca çalan; yerine göre tuşesini mükemmel şekilde ayarlayabilen, gerektiğinde çılgın gibi devinen ya da umarsız bir havaya bürünüp yumuşayan; ruhunu, ifadelerine, bastığı her notaya, aldığı her sese yansıtabilme becerisini gösteren; enstrumanı bedeninin bir organıymış, ruhunun aynasıymış gibi çalan piyanistlerdendi.

Uzun sözün kısası, Sonny Clark, caz dinlemeye nerden başlamalı sorusuna verilebilecek en şık ve gösterişli cevaplardan biri.

Turgay Yalçın

Yayın Yönetmeni, Kurucu Ortak, Yazar, Radyo Programcısı.

Turgay Yalçın 'in 167 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Turgay Yalçın ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir