Dark Blue Notes, müzik dostlarıyla birlikte yılı uğurluyor. Yazar Mine Gürevin, 2025’de müziğin yaşamındaki yerini, yılın müzikal açıdan nasıl geçtiğini yazdı.
■
2025 masalı, ömrümün cızırtılı bandı
Esasen ömrüm play, pause ve stop tuşlarına aynı anda basarak geçti.
Bant bu yıl bende değişti… Bir sardı, bir sıkıştı, bir de hiç alakası yokken ileri attı. Sanki benden bağımsız kendi hayatını kurmuş bir düzende yaşıyorum. Müzik dinlemeyi hep sevdim. Müzikle büyüdüm. 2025 yılında da aynı azim ve heves ile ilerledim.
Kendimi bugünün dijital kaosunun ortasında buldum, doğru. Kulaklığı çıkarıp gözlerimi kapattığım anda, gençliğimin kaset evrenine gidiyorum. Işınlanma efekti doğamda var.
TRT Stüdyo FM…
Radyoda Şebnem Savaşçı’nın o zarif, yaşlanmayan sesi…
Yavuz Aydar’ın ruhu sakinleştiren tonu…Teypte ise kaseti takınca çıkan o tatlı tak sesi…
Tanrım, en iyi meditasyon uygulaması bile böyle huzur vermez.
Müzik, yaşam çizgime anlam katan detay. Hayalimde çok basit yaşar müzik…
Bir cızırtı, bir bekleyiş, bir anons…
Bir çığlık…
Ve çoğu zaman tam zamanında gelen bir teselli.
2025 yılı da işte böyle, bir VHS kaydının içinden akıp gitti sanki.
Cızırtı başlıyor: Caz dünyası birer birer uğurluyor
2025’in başında Hermeto Pascoal’ın kaybı…
Hermeto dünyadan değilmiş gibi biriydi. Ölümü bile öyle sıradandı ki… Sürreal romanlarda olur ya, karakter birden “ben gidiyorum” der ve gider. Aynı öyle.
Sonra Roy Ayers.
Haberi duyunca, güneşi kapattılar sandım.
“Everybody Loves the Sunshine”, bir anda “herkes güneşi özledi” kıvamına geldi.
Ve Jack DeJohnette.
Biri ritim yapsa “Bu kesin Jack’in işi” diyesim geliyor artık.
Adam zamanın nabzını tutuyordu… resmen ritimle tansiyon ölçüyordu.
Caz dünyası yas tutarken ben yeniden ergen Mine’ye döndüm.
Elimde kırmızı-siyah kaset, bant parmağıma dolanmış,
“Kızım bu bant düzelir mi, n’aptın yahu yine?” derken buldum kendimi.
Caz işte!…
Bant kıvrılsa da, ses boğulsa da cazın yarattığı merak duygusu dinamik kalıyor.
Makaya McCraven ritmi DNA dizisi gibi diziyor.
Shabaka nefesle ruhani temizlik yapıyor.
Mary Halvorson gitarı kuantum fiziğine bağlıyor. Kadına ayrı hayranım, gitar mı çalıyor, atom mu parçalıyor belli değil.
Brad Mehldau piyanoyla evrene pencere açıyor, ışık giriyor.
Cazın teybi bozulsa da, gençler banttan yeni bir ses çıkartmayı başarıyor.
O sırada, benim içimdeki başka bir bant, “çat” diye kopmak üzereydi.
Play tuşu çöker: Ozzy gidince içimdeki ergen susuyor
Bir sabah telefonuma baktım.
Ve hayatımın en kötü push bildirimlerinden biri.
“Ozzy Osbourne hayatını kaybetti.”
Donup kaldığımı hatırlıyorum.
Bedenim değil, içimde bir tuş takılı kaldı. Ruhumda mavi ışık yandı. Ekranda “necefli maşrapa” belirdi.
Bir anda 80’lerdeydim.
Ders çalışıyor gibi yapan bir Mine. “Çalışıyor gibi” çok önemli detay. (Gülümseyerek yazıyorum burayı.)
Masada walkman, Pioneer kulaklık, annemden azar işitme riski yüksek…
Derken o riff giriyor.
O çığlık.
O yarı şeytani yarı şeker kahkaha.
Ozzy gizli kralımdı.
Böyle tahtı gizli saklı olan bir kral düşün.
O hayattayken hiçbir şey kötü olamazdı. Karanlıkla dalga geçiyordu.
Hoşuma gidiyordu bu delilik.
“İnanç kalmadı bende” diye düşündüğümde, içimden bir yerlerden Ozzy bağırıyordu:
“All aboard!”
Ve ben toparlanıyordum.
O gün bildirimi görünce, içimdeki ergen kız dizlerinin üstüne çöktü.
Kaset anında durur da teyp “çıt” diye susar ya…
Aynı o.
Sonra bir kahkaha geldi içimden. Tanıdık.
Ölüm bile Ozzy’nin mizahına engel olamaz.
Büyük müzisyenler ölmüyor.
Ben de o sabah tam bunu hatırladım.
Pause: Coverdale saçlarını ve bizi bırakıyor
Ozzy’nin acısı tazeyken bir şok daha geldi.
David Coverdale emekliliğini açıkladı.
Sanırım hayatımı iki dönem olarak yazabilirim:
Coverdale aktifti.
Coverdale emekli oldu.
Coverdale en sevdiğim erkek rock vokal. Teyp yıllarında arkadaşım kaseti uzatır, ben de kapağı açardım…
Adamın saçlarını görür görmez, çok net şekilde “tamam, kaderim burada” derdim.
Kaseti teype takar, “Is This Love” başlardı.
Elektrik kesildi sanırsın.
Aslında kesilmez, Coverdale’ın sesi yüzünden zaman dururdu.
Coverdale’in sesi bende özel bir güç yaratır. Üzerimde etkisi çok büyük.
Gerçekte kim olduğumu bir kenara koyar, olmak istediğim kişiye geçiş yaparım.
Emeklilik haberini arkadaşım Tolga’dan duyunca boğazım düğümlendi.
Sanki teybin kapağını kapatmışım da bant içeride kalmış gibi…
David Coverdale sahneden iner…
Ama ruhumdan inmez.
Hızlı sarış: Caz ve rock aynı masada
2025’te olan şuydu.
Caz gençleşti, rock yaş aldı.
Şimdi, iki tarafın ortasında, deri koltuğuma oturdum.
Elimde şarap kadehim, caz karşımda, rock sağımda…
Caz dedi ki:
“Yeni seslerle geldim, gençlerle doluyum!”
Rock dedi ki:
“Mine… beni özledin mi? Güçleniyorum.”
Onlara dönüp şöyle dedim.
“Sizi bırakmam.
Çünkü ikiniz de benim teyp kayıtlarımın bir parçasısınız.”
2025 bitiyorken her yıl olduğu gibi, yine anladım ki:
Müzik türle ilgili değil.
Müzik ruhumu dirilten, matematikteki “limit” gibi sonuca beni götüren büyük unsur. Bunları yazarken bile kalbim çarpıyor.
Hafızamda Hermeto’nun büyüsü,
Roy Ayers’ın güneşi,
DeJohnette’in ritmi,
Ozzy’nin çığlığı,
Coverdale’ın saçları…
Hepsi aynı kasetin içinde.
Aynı cızırtıda.
Aynı hikâyede.
Teyp kayıtlarımda.
Stop tuşuna basmıyorum!
Bu teyp durmaz.
Caz ölmez.
Rock ölmez.
Biz yeter ki hikâyeyi saklayalım.
2025’i duraklatırım…
Ama asla silmem.
Bu benim hikâyem.
Benim sesim.
Sizinle paylaştığım özel kayıt.
Teyp kayıtlar 2025
Sıkıca sarıldım…

■
Ardından: 2025 dosyası
Dark Blue Notes’da Mine Gürevin
JazzMineWineDine


