Talking Heads dinler misiniz? Ben dinlerim ve çok severim. Tabiri caizse acayip bir gruptur Talking Heads. Herşeyden önce çok değişik bir ses örgüsüne sahiptir ve buna ek olarak da yaptığı müziğe şaşırır kalırsınız. 1977 tarihli kendi isimlerini taşıyan ilk albümden kariyerlerini sonlandıran 1988 tarihli Naked albümü dahil toplam 8 albümde de geçerlidir bu durum.
Browsing: Pick
Küçük Prens için akordeonuyla gelmişti ve antik bir beldenin sokaklarında kendisi gibi Parisli üç oyuncu arkadaşıyla provalar yapıyordu. Sophie’yi yıllar sonra Paris’te bu kez ben onu ziyaret ettiğimde, kucağına yeni aldığı kızı Ange ile asıl mesleği olan resim sanatı için mücadelesindeki sıkışık, bir büyük şehir apartman hayatı içinde ve merdiven arasındaki atölyesindeki hâliyle görmüştüm.
Geçen bölümün sonunda video kliplere kadar gelmiştik. Video klipler, kırk yıldan fazladır müzik-görsel ilişkisine yönelik işlerin en başında yer alıyorlar. Pek çokları ticari ürün olmanın ötesine geçmese de ‘video klip’i başlı başına bir olgu, sanat eseri hâline getirenler de azımsanmayacak sayıda. Scopitone’larda olduğu gibi video klipler de adlarını video cihazına borçlular. İlk ticari video kayıt cihazı 1956 yılında üretiliyor. Yıllar içinde cihazın taşınabilir hâle gelmesi, evlerde kullanılmaya başlanması, vitaphone’dan bu yana devrim sayılabilecek nitelikte.
Walter Smith III ve Mathew Stevens öncülüğünde 2017’de kurulan müzik kolektifi In Common, üçüncü albümlerinde de önceki albümlerde olduğu gibi muhteşem isimleri bir araya getirme geleneğini sürdürdü. Smith ve Stevens kendileriyle benzer müzikal zeminde yürüyebildikleri misafir sanatçıları In Common projesine davet ediyorlar. In Common 3’de Pyroclastic Records ile birlikte başarılı işlere imza atan doğaçlamacı, piyanist ve besteci Kris Davis piyonada yer alırken, bununla beraber yeri yerinden oynatan iki dev isim Dave Holland ve Terri Lyne Carrington çeteye dahil oluyorlar.
Bir sarmaşık gibi günlerimize dolanmıştı müzik. Her caz parçasını dinlediğimizde hücrelerimizde kimyamızı bozan akorların dolaştığını hissediyorduk. Böyle yaşayabilir ve bu şekilde ölebilirdik. Bazen ruhumuz canlanıyor bazen de derinlerde bir kederle baş başa kalıyorduk. Zaten kaya gibi “Rock” müziği vardı hayatımızda. Her zaman olduğu gibi çok az kişiydik. Sevdiğimiz film kahramanlarını izlercesine mutlu ediyordu cazın varlığı bizleri. Anlamadan dinliyor, içindeki cevheri fark ediyor ama yüzük taşı olarak bir türlü parmağımızda görmeyi beceremiyorduk.
Sadece Forum dergisindeki yazılarıyla bile müziğe olan ilgisini hiçbir zaman kaybetmeyen bir Mimaroğlu’ndan söz edebiliriz. Ömrü boyunca araştırıp yeniliği savunmuş, müziği anlamaya ve anlatmaya bir ömür harcamış bir bestekârdan söz ediyoruz. Onun konser gözlemleri, önerileri Forum dergisinin kültür-sanat sayfalarını renkle donatmıştır diyebiliriz.

