14 Nisan 2026’da New York’taki Sear Sound stüdyosunda üç müzisyen bir araya geldi. Piyanonun başında Rafael Zaldivar, kontrbasta Christian McBride, davulda Francisco Mela vardı. Önlerinde üzerinde uzun uzun çalışılmış düzenlemeler, haftalar süren provaların sonunda kesinleşmiş bir repertuvar yoktu. Zaldivar’ın getirdiği besteler, üç müzisyenin birbirini önemseyerek geliştirebileceği kadar açık bırakılmıştı. Stüdyoya girerken parçaların nerelere uzanacağını tam olarak bilmiyorlardı. 577 Records etiketiyle 18 Eylül 2026’da yayımlanan Meeting in New York, Volume One, üç müzisyenin kurduğu bir müzikal ilişkinin ürünü.
Hikâyenin merkezindeki Rafael Zaldivar, Küba’nın Camagüey kentinde doğmuş, müzik eğitimini klasik piyano ve vurmalı çalgılar üzerine kurmuş bir müzisyen. Daha sonra Kanada’ya yerleşmiş, akademik çalışmalarını sürdürürken caz piyanistliğinde kendine özgü bir dil geliştirmiş. Küba müziğinin ritmik yapısı, klasik müziğin armonik disiplini ve Amerikan cazının doğaçlama geleneği, onun müzikal dünyasında uzun zamandır yan yana duruyor. Zaldivar’ın son yıllardaki arayışı bu kaynakları birleştirmekten biraz daha ileri gidiyor. Cecil Taylor, Paul Bley, Matthew Shipp, Cooper-Moore ve William Parker gibi isimlerin müziğiyle daha yakından ilgilenmeye başlaması, piyano karşısındaki düşüncelerini de değiştirmiş. Bu dönüşümde Francisco Mela’nın payı büyük.

Mela’nın hikâyesi de en az Zaldivar’ınki kadar ilginç. Küba’dan Amerika’ya uzanan kariyerinde McCoy Tyner gibi bir ustayla uzun yıllar çalışmış, Joe Lovano’yla aynı sahneyi paylaşmış bir davulcu. Ancak özellikle son dönemde serbest doğaçlamaya yönelerek ritimle kurduğu ilişkiyi genişletmiş. Mela için davul, piyanoyu ve kontrbası takip eden bir eşlik çalgısı ve müziğin yönünü değiştirebilen, gerektiğinde melodinin önüne geçebilen, zaman duygusunu dağıtıp yeniden kurabilen bağımsız bir ses. Zaldivar’la yaptıkları uzun müzik sohbetleri sırasında bu yaklaşımı ona da aktarmış. Birlikte kayıtlar dinlemiş, doğaçlamanın sınırlarını tartışmışlar. Ardından Mela’nın aklına Christian McBride’ı da dahil edecekleri bir trio fikri gelmiş.
Christian McBride’ın bu projeye katılması başlı başına dikkat çekici. Çağdaş cazın en önemli kontrbasçılarından biri olan McBride, olağanüstü tekniğinin yanında swing duygusu, melodik yaklaşımı ve caz geleneğine hâkimiyetiyle tanınıyor. Ray Brown’dan gelen kontrbas anlayışını modern cazın farklı alanlarına taşıyan müzisyen, kariyeri boyunca çok sayıda farklı toplulukta çaldı. Ancak Zaldivar ve Mela’yla buluşmasında ondan beklenen sağlam bir ritmik temel oluşturmasıydı. Burada müziğin alışılmış yönünü değiştirebilecek iki müzisyenle karşı karşıyaydı. Zaldivar başlangıçta McBride’ın projeyi kabul edeceğinden emin değilmiş. Müziğini göndermiş, teklif kabul edilmiş ve üçlü New York’ta buluşmuş.
Albümün açılışındaki I Can’t Be Any Other Way, Zaldivar’ın kişisel hikâyesine açılan bir kapı. Kırk yaşına yaklaşırken başkalarının beklentileriyle kendi müzikal kimliği arasındaki mesafeyi sorgulamasından doğan beste, adının da söylediği gibi insanın kendisi olmaktan başka seçeneğinin kalmadığı bir noktaya işaret ediyor. Ardından gelen Walking With Christian, doğrudan McBride’a ithaf edilmiş. Yaklaşık dokuz buçuk dakikalık parça, üç müzisyenin birbirine yaklaşma biçimini anlamak için albümün önemli duraklarından biri. Zaldivar’ın anlattığına göre kayıt sırasında üç kez çalınan tek beste bu olmuş. Diğer parçaların büyük bölümü ilk denemede tamamlanmış. Bu ayrıntı, müzisyenlerin stüdyodaki karşılıklı güvenini de gösteriyor.
I Remember Monk ise albümün müzik tarihine açılan pencerelerinden biri. Thelonious Monk’un piyanoya yaklaşımı, özellikle ritmik yerleştirmeleri, beklenmedik duraklamaları ve alışılmış armonik çözümlerden uzaklaşmasıyla caz tarihinde kendine özgü bir yerde duruyor. Zaldivar, Monk’un müziğinde Afrika kökenli ritmik düşüncenin nasıl dönüştüğünü önemsiyor. Bu nedenle parça, geçmişte yaşamış bir ustaya saygı göstermenin ötesinde, Zaldivar’ın kendi müzikal kökleriyle kurduğu ilişkinin de bir ifadesi.
Albümdeki iki doğaçlama bölümü, Improvisation I ve Improvisation II, üçlünün önceden belirlenmiş bir müzikal çerçeveye ihtiyaç duymadan nasıl iletişim kurduğunu gösteren alanlar. Francisco Mela’nın bestelediği Caribbu ise repertuvarın Zaldivar dışındaki tek besteci imzasını taşıyor. There Is Always Time to Love, albümün daha geniş soluklu parçalarından biri. Bonus parça Axis ise Zaldivar’ın Steve Coleman’la yıllar önce Havana’da karşılaşmasına uzanıyor. Coleman’ın müzikte simetri, eksen ve melodik hareket üzerine düşünceleri, Zaldivar’ın zihninde iz bırakmış. Böylece albümün içinde Monk’tan Coleman’a, Küba ritimlerinden New York’un deneysel caz çevresine uzanan bir düşünce hattı beliriyor.
Elbette böyle bir buluşmada üç müzisyenin aynı özgürlük anlayışını paylaşması gerekmiyor. Hatta albümü ilginç kılan noktalardan biri de bu farklılık. McBride’ın güçlü post-bop birikimi, Zaldivar’ın melodik ve armonik yaklaşımıyla buluşurken Mela ritmik yapıyı daha açık bir alana taşıyor. Bu karşılaşma zaman zaman geleneksel piyano üçlüsü anlayışına yaklaşıyor, zaman zaman da onun sınırlarını zorluyor. Albüm üzerine yazılan eleştirilerde de bu durum farklı biçimlerde değerlendirilmiş. All About Jazz, müzisyenler arasındaki uyumu ve Zaldivar’ın besteciliğini öne çıkarırken The Wire, özellikle McBride’ın geleneksel caz refleksleriyle serbest doğaçlama arasındaki gerilime dikkat çekiyor. Aslında bu gerilim, albümün karakterini anlamak açısından önemli.
Meeting in New York, Volume One Kübalı iki müzisyenle Amerikalı bir kontrbasçının buluşması ve üç ayrı müzikal geçmişin aynı kayıt içinde birbirini nasıl etkileyebileceği üzerine kurulmuş bir çalışma. Zaldivar’ın klasik eğitimden gelen disiplini, Mela’nın ritmik özgürlüğü ve McBride’ın caz geleneğiyle kurduğu güçlü bağ, albümün temelini oluşturuyor. Bu üç yaklaşımın her an kusursuz biçimde örtüşmesi de gerekmiyor. Doğaçlamanın en ilginç taraflarından biri, müzisyenlerin aynı düşünceden hareket etmek zorunda olmaması. Birinin açtığı alanı diğerinin değiştirmesi, bazen de müziğin hiç beklenmedik bir yöne gitmesi mümkün.
Albümün adındaki Volume One ifadesi de bu buluşmanın devam edebileceğine işaret ediyor. Zaldivar, ekim ayında verdiği bir söyleşide McBride ve Mela’yla yeniden kayıt yapmak istediğini anlatmış. Hatta bu üçlünün tek seferlik bir stüdyo projesi olarak kalmaması, zaman içinde birlikte gelişen bir topluluğa dönüşmesi düşüncesi var. Şimdilik elimizde yaklaşık 54 dakikalık sekiz parçadan oluşan bir ilk buluşma bulunuyor. Caz tarihinde piyano, kontrbas ve davulun birlikte söyleyebilecekleri üzerine sayısız kayıt yapıldı. Zaldivar, McBride ve Mela’nın bu albümde sordukları soru ise hâlâ güncelliğini koruyor: Birbirini daha önce bu biçimde tanımayan üç müzisyen, aynı odada ne kadar ileri gidebilir? Meeting in New York, Volume One, cevabını müziğin içinde arıyor.
■
Dark Blue Notes’da Mine Gürevin
Dark Blue Notes’da Vitrin
Rafael Caldivar Instagram
Bandcamp: Meeting in New York, Volume One



