1996 yılında İstanbul’da kurulan BaBa ZuLa’nın hikâyesi, yönetmen Derviş Zaim’in Tabutta Rövaşata filmi için yapılan müziklerle başladı. Murat Ertel, Levent Akman ve Emre Onel’in oluşturduğu ilk kadro, Anadolu’nun müzikal mirasını elektronik seslerle, doğaçlamayla ve deneysel yaklaşımlarla buluştururken Türkiye’de pek alışık olmadığımız bir müzik dili geliştiriyordu. Aradan otuz yıl geçti. Kadrolar değişti, dünyanın dört bir yanında konserler verildi, albümler kaydedildi, farklı müzisyenlerle çalışıldı. Fakat BaBa ZuLa’nın müziğinde değişmeyen bir dinamik kaldı. Başkalarına benzemek gibi bir dertlerinin olmaması. Onları Anadolu rock, psikedelik rock ya da dub başlıkları altında anlatmamalıyım. BaBa ZuLa, bu türlerin hepsinden yararlanırken hiçbirinin sınırlarında yaşamıyor esasen.

Grubun otuzuncu yılına denk gelen yeni albümü XXX, 25 Eylül 2026’da Glitterbeat Records etiketiyle yayımlandı. Albümün adı Roma rakamlarıyla otuzu ifade ediyor. Yedi parçadan oluşan çalışmanın süresi de bu fikrin bir parçası. Murat Ertel’in anlattığına göre albüm 30 dakika, 30 saniye ve 30 milisaniye olarak tasarlanmış. Otuzuncu yılı yalnızca albümün adına yazmakla kalmamış, müziğin süresine kadar taşımışlar. Yine de XXX bir yıldönümü albümünden beklenebilecek türden, eski şarkıların yeniden yorumlandığı nostaljik bir çalışmadan ziyade, grubun bugüne kadar geliştirdiği müzik dilini günümüz Türkiye’sinin toplumsal ve çevresel meseleleriyle buluşturan yeni bir kayıt.
İstanbul’dan dünyaya uzanan bir ses
BaBa ZuLa’nın müziğini anlamak için İstanbul’u hesaba katmak gerekiyor. Murat Ertel, müziklerinin yaşadıkları şehirden beslendiğini özellikle vurguluyor. Berlin’de ya da Londra’da yaşamadıkları için oralara ait müzikler üretmeye çalışmadıklarını, kendi coğrafyalarının sesleriyle ilgilendiklerini anlatıyor. Altını çizmeliyim, burada geleneksel müziği olduğu gibi korumaya çalışan bir anlayış yok. Ertel’in elektrikli sazı, Anadolu’nun telli çalgı geleneğinden yola çıkıp efekt pedallarıyla, distorsiyonla ve elektronik müdahalelerle bambaşka bir yere gidiyor. Levent Akman’ın perküsyonları ve elektronik sesleri de bu dünyaya eşlik ediyor. Ritim kimi zaman bir halayın içinden çıkıyor, kimi zaman dub müziğin ağır bas yürüyüşüne yaslanıyor, kimi zaman da doğaçlamanın peşine takılıp alışıldık ölçülerin dışına taşıyor.
Bu yaklaşımın arkasında oldukça geniş bir müzikal geçmiş var. Erkin Koray’ın elektrikli sazla açtığı yol, Anadolu rock’ın deneysel damarları, krautrock’ın tekrara dayalı yapısı, CAN’ın ritmik anlayışı ve Jamaika dub’ının stüdyo teknikleri BaBa ZuLa’nın ses dünyasında farklı biçimlerde karşılık buluyor. Özellikle Mad Professor ile kurdukları ilişki, grubun müziğinde dub’ın neden yalnızca bir ritim türü olmadığını açıklıyor. Dub, onlar için aynı zamanda bir kayıt, miks ve ses düşünme biçimi. Bir enstrümanın yankıda kaybolması, basın bir anda öne çıkması, sesin parçalanıp yeniden kurulması ya da stüdyonun başlı başına bir enstrümana dönüşmesi bu anlayışın parçaları.
Murat Ertel’in Mad Professor ile çalıştıkları dönemden anlattığı bir anekdot, grubun müziğe yaklaşımını güzel özetliyor. Psyche Belly Dance Music üzerinde çalışırlarken mastering sırasında seviye göstergelerinin sürekli kırmızıda olduğunu fark ediyor. Bunun bir sorun olup olmadığını sorduğunda Mad Professor, kulağıyla herhangi bir bozukluk duyup duymadığını soruyor. Ardından ona müziği gözleriyle yargılamaması gerektiğini söylüyor. Teknik ölçümlerin ötesinde, duyulan sesin belirleyici olması gerektiğine ilişkin bu öğüt, BaBa ZuLa’nın neden kusursuz, pürüzsüz ve steril kayıtların peşinden gitmediğini de açıklıyor. Onların müziğinde kirli seslere, beklenmedik kırılmalara, tekrarların yarattığı trans hâline ve doğaçlamanın getirdiği belirsizliğe her zaman yer var.

Grubun müzikal geçmişindeki bir başka önemli isim de CAN’ın efsanevi davulcusu Jaki Liebezeit. Murat Ertel, Liebezeit’ı müzik hayatındaki en büyük öğretmenlerinden biri olarak anlatıyor. Özellikle Türk müziğinin aksak ritimlerine olan hâkimiyetinden, ritim teorisi, armoni ve diziler konusundaki bilgisinden söz ediyor. Bu ilişki, BaBa ZuLa’nın müziğinde krautrock ile Anadolu ritimlerinin neden bu kadar doğal biçimde yan yana gelebildiğini anlamak açısından önemli. Çünkü burada birbirinden uzak iki müzik kültürünün yıllara yayılan bir alışveriş ve öğrenme süreci var.
Otuzuncu yılda eski bir sese dönüş
XXX albümünün kayıt sürecinde dikkat çeken tercihlerden biri kontrbasın yeniden öne çıkması. Murat Ertel’in anlattığına göre grup, otuzuncu yıl için ilk dönemlerindeki akustik kontrbas sesine dönmek istemiş. BaBa ZuLa’nın geçmişinde Amerikalı müzisyen William McBeath ile yaptıkları çalışmalar bulunuyor. Yeni albümde Eylül Güntekin’in kontrbasıyla kurulan ilişki, bu eski ses arayışının günümüzdeki karşılığı. Kontrbas, elektronik seslerin ve elektrikli sazın arasında müziğe organik, kimi zaman da beklenmedik bir derinlik kazandırıyor.
Albümün bir başka önemli konuğu İklim Tamkan. Synthesizer ve orgla kayıtlara katılan Tamkan, grubun elektronik dünyasına yeni renkler ekliyor. Ertel daha önce synthesizer kullanmış olsa da, klavyenin bu biçimde müziğin yapısını şekillendirmesi onlar için farklı bir deneyim. Esma Ertel’in vokalleri, Ümit Adakale’nin ritmik katkıları, Murat Ertel’in elektrikli sazı ve Levent Akman’ın perküsyonlarıyla birlikte ortaya oldukça katmanlı bir ses dünyası çıkıyor. Albümün prodüksiyonunu Ertel ve Akman üstlenirken kayıt, miks ve mastering süreçlerinde Özkan Ustaca, miks aşamasında İhsan Apça ve kayıt çalışmalarında Rammy Roo da yer alıyor.
Kayıt sürecinde tercih ettikleri yöntemlerden biri de 1960’ların albümlerinde sıkça kullanılan crossfade tekniği. Parçaların birbirine kesintisiz biçimde bağlanması, albümü ayrı ayrı şarkılardan oluşan bir toplam olmaktan çıkarıp bütünlüklü bir dinleme deneyimine yaklaştırıyor. BaBa ZuLa’nın doğaçlamaya açık müzik anlayışı düşünüldüğünde bu tercih bizi şaşırtmıyor. Müziklerinde bir parçanın nerede bitip diğerinin nerede başladığı kadar, iki ses arasında oluşan geçiş alanı da önemli.
Bu kez doğanın sesi
XXX albümünün önceki çalışmalardan ayrıldığı en önemli noktalardan biri, doğa ve çevre mücadelelerinin daha belirgin biçimde öne çıkması. Esma Ertel, her albümlerinde Türkiye’nin ve yaşadıkları coğrafyanın farklı bir yönünü anlatmaya çalıştıklarını, bu kez doğanın sesi olmak istediklerini söylüyor. Bu söz, albümün politik yaklaşımını anlamak için önemli. BaBa ZuLa’nın çevre meselesine bakışı romantik bir doğa sevgisi mi? Elbette hayır. Ormanların, zeytinliklerin, kıyıların ve tarım alanlarının ekonomik çıkarlar uğruna dönüştürülmesi, yerel halkın yaşam alanlarının daraltılması ve buna karşı verilen mücadeleler albümün temel meseleleri arasında.
Açılıştaki Günlüklü Koyu Havası, adından itibaren dinleyiciyi Ege ve Akdeniz coğrafyasına götürüyor. Kısa bir giriş niteliğindeki parçanın ardından gelen Balkondaki Beyaz Çoraplı Kedi ise yaklaşık sekiz dakikalık süresiyle albümün en uzun çalışması. İki kedinin gündelik karşılaşması üzerinden arzu, ilgi ve geçici anlar üzerine sürrealist bir hikâye kuruluyor. İklim Tamkan’ın da katkıda bulunduğu parça, grubun alışıldık şarkı yapılarından uzaklaşma isteğini ortaya koyuyor. Tekrarların, elektronik seslerin ve ritmik katmanların yarattığı atmosfer, anlatının kendisi kadar önem kazanıyor.
Ardından gelen Cırtlak 9, adının da çağrıştırdığı gibi ritmik karakteriyle dikkat çekiyor. BaBa ZuLa’nın aksak ritimlere duyduğu ilgi burada yeniden belirginleşiyor. İklim Tamkan’ın synthesizer’ı ile Eylül Güntekin’in kontrbası, grubun geleneksel ritmik düşüncesini farklı bir ses alanına taşıyor. BaBa ZuLa’nın müziğinde ritim dans etmek için kurulmuş bir yapı ve dinleyiciyi tekrarın içine çekerek algısını değiştiren, zaman duygusuyla oynayan bir unsur.
Kutsal Zeytin Halayı ise albümün çevresel yaklaşımını en açık biçimde ortaya koyan parçalardan biri. Zeytin ağacı, Akdeniz coğrafyasında mitler başta olmak üzere, kuşaklar boyunca aktarılan yaşam bilgisinin, üretimin ve kültürel sürekliliğin simgesi. BaBa ZuLa zeytini bir halayın içine yerleştiriyor. Halay gibi kolektif bir dans biçiminin zeytin ağacıyla yan yana gelmesi, doğanın korunmasını bireysel bir duyarlılığın ötesine taşıyor. Birlikte hareket etmeyi, birlikte direnebilmeyi ve ortak yaşam alanlarına sahip çıkmayı hatırlatıyor. Parçada Eylül Güntekin’in kontrbası da bulunuyor.
Albümün en ilginç isimlerinden biri kuşkusuz Otel Kaliforniya. İlk bakışta Eagles’ın meşhur Hotel California şarkısını hatırlatan başlık, burada bambaşka bir meseleye açılıyor. BaBa ZuLa, turizm üzerinden yürüyen dönüşümü, özelleştirmeyi ve kamusal yaşam alanlarının ticarileştirilmesini hicvediyor. Kıyıların, koyların ve doğal güzelliklerin giderek daha fazla ekonomik değer üzerinden tanımlandığı bir dönemde, turizmle yerel yaşam arasındaki gerilim müziğin konusu hâline geliyor. Başlıktaki mizah da bu eleştirinin önemli bir parçası. BaBa ZuLa’nın politik meseleleri ele alırken mizahı, absürtlüğü ve ironiyi elden bırakmaması, grubun en belirgin özelliklerinden biri.
Has Halhal Dansı ise albümün dansla kurduğu ilişkiyi sürdürüyor. BaBa ZuLa’nın müziğinde dans hiçbir zaman yalnızca eğlence anlamına gelmedi. Bedenin ritme verdiği karşılık, tekrarların yarattığı ortak hareket ve geleneksel dans biçimlerinin elektronik seslerle yeniden düşünülmesi grubun otuz yıllık müzik serüveninin temel parçalarından biri. Anadolu’nun ritmik hafızasıyla psikedelik müziğin karşılaşması burada da kendini gösteriyor.
Bir kadının sesiyle biten albüm
Albümün son parçası Hak Bitmez Güç Bitee, bütün bu çevresel ve toplumsal meseleleri gerçek bir insanın sesiyle buluşturuyor. Ege’de yaşayan 75 yaşındaki Hatice Kocalar’ın çevre mücadelesi sırasında kaydedilmiş sesi, doğrudan müziğin içine yerleştirilmiş. Bu tercih önemli. BaBa ZuLa burada çevre mücadelesi içinden gelen bir sesi kaydın parçası yapıyor. Böylece şarkı, müzikal bir anlatının yanında belgesel niteliği de kazanıyor.
Parçada kömürün tükenebilirliğine karşı güneşin ve rüzgârın enerjisi hatırlatılıyor. Elektrikli sazın, perküsyonun, kontrbasın ve elektronik seslerin arasından yükselen Hatice Kocalar’ın sesi, albümün son sözünü söylüyor. Bir müzisyenin çevre üzerine yazdığı sözlerle doğrudan o mücadelenin içinde yaşayan bir insanın sesi arasında önemli bir fark var. İlki bir yorum, ikincisi yaşanmışlığın kendisi. BaBa ZuLa’nın bu iki alanı buluşturması, XXX albümünün en güçlü fikirlerinden biri.
Grubun müzikle kurduğu politik ilişkinin özü bence bu. Levent Akman, müziğin dünyanın bütün sorunlarını çözemeyeceğini, fakat insanlara güç verebileceğini söylüyor. Murat Ertel ise kendilerini ses savaşçıları olarak tanımlıyor. Bu iki düşünce, BaBa ZuLa’nın otuz yıldır neden yalnızca müzik üretmekle yetinmediğini açıklıyor. Onların ses dünyasında kültürel miras, toplumsal eleştiri, doğaçlama ve eğlence birbirinden ayrı alanlar değil.
XXX albümünün görsel dünyası da doğrudan Murat Ertel’in elinden çıkmış. Albüm kapağını kendisi çizmiş. Aslında Ertel’in genetik kodlarında çizgiyle, renkle ve tasarımla kurulan güçlü bir ilişki var. Babası, Türk grafik tasarım ve afiş sanatının öncü isimlerinden Mengü Ertel; dayısı ise Abdülcanbaz’ın yaratıcısı, karikatürist Turhan Selçuk. Böylesine güçlü bir sanat geleneğinin içinde büyüyen Murat Ertel için müzikle görsel sanatlar hiçbir zaman birbirinden uzak alanlar olmadı. BaBa ZuLa’nın sahne estetiğinden albüm kapaklarına kadar uzanan dünyasında bu mirasın izlerini görmek mümkün. XXX’ün kapağı da bu ilişkinin yeni bir örneği. Ertel, elektrikli sazıyla kurduğu dünyanın görsel karşılığını bu kez kendi çizgileriyle oluşturuyor. Babasından ve dayısından devraldığı yaratıcı mirası taklit etmek yerine kendi diline dönüştürüyor.

XXX, İngiliz müzik basınında da epey ilgi gördü. The Guardian, albümü aylık dünya müziği değerlendirmesinde ele alırken BaBa ZuLa’nın otuzuncu yılında dub etkili, karanlık ve atmosferik bir ses dünyasına yöneldiğini vurguladı. Silent Radio, grubun Anadolu müziğini dub, trans, elektronik ve avangart yaklaşımlarla buluşturan kendine özgü anlayışına dikkat çekti. Far Out ise albüme beş üzerinden dört yıldız verdi; XXX’ün bir yıldönümü nostaljisine dönüşmediğini, geleneksel Türk müziği, psikedelik rock, dub ve deneysel elektronik müzik arasında bütünlüklü bir yapı kurduğunu belirtti. Aynı yayın, Kutsal Zeytin Halayı’nı haftanın dikkat çekici yeni şarkıları arasında değerlendirerek parçaya 4,5/5 puan verdi.
İngiliz müzik dergisi UNCUT’ın Kasım 2026 sayısındaki değerlendirme de özellikle dikkat çekici. Dergi, BaBa ZuLa’nın motorik ritimler, trans ve dub arasında sürekli biçim değiştiren müziğinin XXX ile çevreci bir manifestoya dönüştüğünü yazıyor. Kuş sesleri ve doğadan alınan kayıtların müziğe yerleştirilmesini öne çıkarırken Cırtlak 9’u Pink Floyd’un Set the Controls for the Heart of the Sun parçasıyla ilişkilendiriyor. Kutsal Zeytin Halayı’nda Murat Ertel ile Esma Ertel’in seslerinin buluşmasını ise doğayı savunan, şirketlerin sınırsız kaynak tüketimine karşı çıkan bir tavır olarak yorumluyor. dCS de albümün zeytin ağacından aşırı turizme uzanan çevresel meselelerini öne çıkarıyor. Görünen o ki, “emsalsiz”olarak tarif edeceğim BaBa ZuLa’nın, otuzuncu yılında söyledikleri uluslararası müzik basınında da karşılık bulmuş.
Albümün İngiltere’deki karşılığı yazılı basınla sınırlı kalmadı. BBC Radio 3’ün Music Planet programında Lopa Kothari, 29 Ağustos’ta Cırtlak 9’a yer verdi. BBC Radio 6 Music’te ise Kutsal Zeytin Halayı, 23 Temmuz’da Jamz Supernova’nın sunduğu Lauren Laverne yayınında, 8 Eylül’de de New Music Fix programında dinleyiciyle buluştu. Bandcamp Radio, Soho Radio çevresindeki yayınlar ve farklı bağımsız radyolar da BaBa ZuLa’nın yeni kayıtlarına yer verdi. Dünya müzikleri alanının önemli yayınlarından Songlines, Ekim/Kasım 2026 tarihli WOMEX özel sayısında gruba iki sayfa ayırdı. Böylece XXX otuz yıllık bir müzikal yaklaşımın hâlâ nasıl gelişebildiğini gösteren bir çalışma olarak uluslararası dolaşıma girdi. Glitterbeat Records etiketiyle yayımlanan albüm, Ekim 2026’da World Music Charts Europe listesinde 157 aday arasından birinci sıraya yükselirken, Transglobal World Music Chart listesinde de beşinci sırada yer aldı.
BaBa ZuLa’nın müziği stüdyo kayıtları üzerinden yayılmıyor. Levent Akman’ın anlattığına göre grup, Ekim 2026 boyunca 21 konserlik bir Avrupa turnesine çıkıyor. Canlı performanslarda aynı parçalar çalınsa bile süreler, doğaçlamalar ve müzikal akış değişebiliyor. Bu nedenle bir BaBa ZuLa şarkısının albümdeki hâliyle sahnedeki karşılığı birbirinden oldukça farklı olabiliyor. Grubun otuz yıldır sürdürdüğü canlı performans anlayışı, müziğin önceden belirlenmiş bir yapıyı kusursuz biçimde tekrar etmekten ibaret olmadığını hatırlatıyor.
Bu arada grubun çevresindeki müzikal ilişkiler de sürüyor. Murat Ertel’in açıkladığına göre Nick Cave & The Bad Seeds’in müzisyeni Warren Ellis ile gerçekleştirilen çalışma, BaBa ZuLa’nın XXX albümü için değil, Esma Ertel’in henüz yayımlanmamış solo kaydı için yapılmış. Bu küçük ayrıntı bile grubun üyelerinin müzikal dünyalarının BaBa ZuLa’nın sınırları dışında da gelişmeye devam ettiğini gösteriyor.
Otuz yılın ardından
1996’da Tabutta Rövaşata için başlayan müzikal yolculuğun otuz yıl sonra Hak Bitmez Güç Bitee ile sonlanan bir albüme ulaşması, BaBa ZuLa’nın geçirdiği dönüşümü anlatmak için güzel bir örnek. Başlangıçta İstanbul’un sokaklarından, geleneksel çalgılarından ve deneysel müzik çevrelerinden beslenen grup, bugün aynı ses dilini zeytinliklerin, kıyıların ve doğasını savunan insanların hikâyeleriyle buluşturuyor. Aradan geçen otuz yıl içinde dünya, müzik endüstrisi ve Türkiye değişti. BaBa ZuLa kendi sesini korurken yaşadığı zamanın meselelerine kulak vermeyi sürdürdü.
XXX albümünde anlıyoruz ki, geçmişine dönüp bakan ama orada yaşamayan bir grup var. İlk dönemlerindeki kontrbas sesini yeniden arıyor, 1960’ların kayıt tekniklerini kullanıyor, Anadolu’nun ritmik mirasına dönüyor; fakat bütün bunları bugünün elektronik imkânlarıyla ve güncel toplumsal meseleleriyle bir araya getiriyor. Bir yandan geçmişten öğrendiklerini korurken diğer yandan yeni sesler, yeni müzisyenler ve yeni anlatım biçimleriyle müziğini genişletiyor.
BaBa ZuLa’nın otuz yıllık hikâyesinde Anadolu rock’ın, krautrock’ın ve dub’ın farklı dünyalarını aynı müzikte buluşturmak başlı başına sıra dışı bir fikir. Bugün bu türler arasındaki geçişler çok daha tanıdık gelebilir. BaBa ZuLa tema olarak kendi yaşadığı coğrafyanın seslerini, hikâyelerini ve çelişkilerini müziğin içinde yaşatmaya çalıştı.
XXX albümü işte bu hikâyenin yeni halkası. Otuz yılın ardından BaBa ZuLa’nın hâlâ anlatacakları, deneyecek sesleri ve itiraz edecek konuları var. Üstelik bunu geçmişin başarılarına yaslanmadan, bugünün sesini arayarak yapıyor. Diyorlar ki: “Henüz söyleyeceklerimiz bitmedi.”
■
Dark Blue Notes’da Mine Gürevin
Dark Blue Notes’da Vitrin
BaBa ZuLa Instagram
Murat Ertel Instagram


