Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    GÖRÜŞ

    İyi müzikte ısrar, ‘esrârda ısrar’dır*

    Mert ÇakırcalıBy Mert Çakırcalı4 Temmuz, 2024

    İyi müzik dinlemekte ısrar ediyorum. Onu arıyorum, bazen buluyorum, bazen kaybediyorum, onun peşinden süzülüyorum, onu çoğu zaman özlüyorum, zaman zaman ondan yoruluyorum, fazla geliyor, kalbimi hızlandırıyor, yavaşlatıyor, zihnimi bambaşka yerlere götürüyor, aklımı başımdan alıyor, çeliyor, çalıyor, çırpıyor…

    İyi müzik beni yaşamın dışına fırlatıp, sonra da en merkezine tekrar tekrar yerleştirdiği için beni mahvediyor, korkunç bir şekilde hasta ediyor ruhumu, delirtiyor, bu şekilde sağaltıyor benliğimi, irrasyonel düşüncelere ve hislere başvurmamı zorunlu kılıyor, yaşamımın itici gücü oluveriyor, kendisi dışındaki her şeyin önemini yitirtiyor, kendisini en merkeze, çevreye, dışarıya ve içeriye, her yere ve her şeye yerleştirerek tüm yaşamı dolduruveriyor…

    Dışarıdayım. Yürüyorum. Çevreme bakınıyorum. Türlü türlü insan görüyorum. Köpeklerini dolaştıranları, telefonda kavga edenleri, elinde ağzında sigarayla başı eğik yürüyenleri, kafede oturup bilgisayarından iş yapanları, çirkin binaları, otobüsleri, işe gidip gelenleri, arkadaşlarıyla buluşmaya gidenleri, dilenenleri, garsonlara kötü davranan kastre edilmiş herifleri, kısa paçaları, nargileleri, yanları kazınmış tuhaf saçları, Suadiye sahildeki önceki geceden kalma çöpleri, hepsinin sesi birbirine ilginç bir şekilde çok benzeyen sokak müzisyenlerini, söyledikleri aynı çirkin şarkıları, Moda sahilde bira içip sohbet eden hapis bir hayattan nefes almaya çıkmış insanların çokluğunu, sayısızlığını, aynı gün aynı saatlerde dinlenebiliyor ya da eğlenebiliyor oluşlarından doğan o iç kıyıcı kalabalığı…

    Instagram’a, Twitter’a (X?) giriyorum. Türlü türlü paylaşım görüyorum. Güzeli, çirkini, korkuncu, iğrenci, bilgilendiricisini, bildiğini unutturucusunu, kör göze parmak sokulanı, görgüsüzün gösterdiğini, ona buna göndermeli story’lerle laf sokanın cümlelerini, yaşamın anlamını vaaz eden cahillerinkileri, onu bunu şunu hepsini hepinizin her gün her an gördüklerini. Okula gidiyorum. Derslere sınavlara giriyorum. İşe gidiyorum. Ya da evden çalışıyorum. Rakamlar, harfler giriyorum sisteme. Benimle, kendimle, kendiliğimle uzaktan yakından ilgisi olmayan şeylere yaşamımı sürdürebilmek için katlanıyorum.

    Sonra bir an geliyor. Dışarıda sesler kesiliyor. Birileri uyuyor, birileri sevişiyor, birileri hâlâ çalışıyor, birileri birilerini dövüyor, birileri birilerini öldürüyor, insanlar yaşıyorlar, ölüyorlar, yaşarken ölüyorlar ve ölürken yaşıyorlar, fakirlik içinde yaşıyor ve ölüyorlar, çirkinlik içinde yaşıyor ve ölüyorlar, hapis bir hayatta yaşıyor ve ölüyorlar, daha doğmadan, daha ana babalarının akıllarına sevişmek bile gelmeden hattâ ana babaları daha evlenmeden tanışmadan sevişmeden yaşıyor ve ölüyorlar, insanlar sürekli, her gün, her an, ölümü gizliden gizliye hatırlatan bir yaşamın içinde yaşıyor ve ölüyorlar. Tüm bunları böyle görünce, okuyunca, yaşayınca insan umutsuzluğa kapılıyor, mutsuz oluyor, kendini yaşam olduğu iddia edilen tuhaf bir şeye kaptırıp, sonra onu unutup, yine de, bir şekilde yaşamaya devam ediyor.

    Ama yaşam sadece bunlar değildir. Bütün bu hengâmenin ötesinde, gören göze, duyan kulağa, anlayan zihne, kavrayan ruha hitap eden anlamlar, tekil güzellikler, çeşitli keyifler, hazlar, erdemler, sorumluluklar ve yaratıcılıklardan dökülen lezzetli meyveler vardır. Bunlara birileri sanat der, birileri yemek, birileri müzik, birileri insan ilişkileri, öteki başka bir şey der, beriki başka bir şey. Ne oldukları, hangisi ya da hangileri oldukları kişiden kişiye değişir. Önemli olan, gündelik çirkinliğin ötesinde sığınacağımız, besleneceğimiz, büyüyeceğimiz ya da küçüleceğimiz, ama tekilleşeceğimiz ve böylece bizi yaşamın bir insan olarak da sürdürülebileceğine gönülden inandıracak bir şeylere erişim sağlamamızdır bana sorulursa.

    Yaşamın esrârının üstüne örtülü perdeyi şöyle bir sıyırmak, güzel olana, estetik deneyime, duyusal hazlara erişebilmek. İyi müzik dinlemek. Güzel bir yemek yemek. Baudelaire gibi neyle olursa olsun sarhoş olmak, gerek şarapla, gerek şiirle, neyleyse onunla, yaşam sarhoşu olabileceğimiz çeşitli anlar yaşayabilmek. Bir formül yok. Hiçbir şey vaaz etmiyorum. Yalnızca kendi açımdan hayatın nasıl ve neden yaşanılası olabildiğini açıklamaya çalışıyorum.

    Mehmet Ali Sanlıkol’un A Gentleman of Istanbul albümünü dinlerken şu nefret ettiğimiz, bıktığımız şehri yeniden sevmeye başlıyorum, Topkapı Sarayı’nı turistsiz ve insansız hayal ediyorum, yüzyıllar önce orada yaşananları esrârlı bir hisle zihnimde deneyimleyebiliyorum.

    Antonio Farao’nun yeni yayınlanan Tributes albümünü dinlerken kendimi bir New York’ta buluyorum, bir Roma’da, bir Londra’da, bir Philadelphia’da.

    Ryuichi Sakamoto dinlerken sanki Tokyo’da, Kyoto’da kayboluyorum, Dhafer Youssef dinlerken bir Akdeniz gün batımı üzerinde süzülüyorum, Jane Birkin ile Paris’te kahve içiyorum, Coltrane ile isyan çığlıkları atıyorum, Paolo Fresu ile Sardinya açıklarında bir teknedeyim, Pat Metheny ile aya çıkıyorum, Natacha Atlas ile Fas’ta bir handa şarap içiyorum, Leonard Cohen ile New York’ta yaşıyorum…

    Yaşama katlanmanın, daha doğrusu onu gerçekten yaşamanın bir yolunu buldum. İyi müzik dinliyorum. Mütevazı olamayacağım.

    Güzellik, çirkinliğe karşı nihai protestodur.** Evet, ne saf güzellik var ne de saf çirkinlik, her şey birbirine girmiş durumda, tamam, olabilir. Ama güzel olanla çirkin olanı yine de ayırabiliriz, her gün bunu fark etmeden zaten yapıyoruz, gündelik çirkinlikten kaçışımız yok, onun içinde yaşıyoruz, hattâ o çirkinliğin içinde güzellikler de yok değil, ve hattâ yaşamda bu çirkinliğe de ihtiyaç vardır belki, bilmiyorum, tamam, hocamın derste söylediği gibi “iyi sanat hasta eder”***, ama bu hastalık da ne güzel hastalıktır! O yediğim boklar ne de lezzetlidir!

    Toplumsallığın, gündeliğin içinde sürüp giderken, hayatta kalmaya çalışırken, politik olurken, düşüncelerimizi, konumumuzu ifade ederken, yalıtılmış bireyselliklerin ve/veya arsız/gürültülü/gürültücü toplumsallıkların hepimize verdiği kaçınılmaz zararı, yukarıdan aşağıya aşağıdan yukarıya, yatay ve dikey ve dairesel şekillerde sürekli yeniden üretilen iktidar zincirlerini kıra kıra, gündelik yaşam mesaimizi bilinçli bir şekilde bitirip, çirkinden istifa edip, güzel tekilliğimiz içinde, hep birlikte, şöyle bir yolculuğa çıksak…

    Dipnot:

    * Ahmet Güntan – Esrârîler
    ** Donald Kuspit – Sanatın Sonu
    *** Hasan Bülent Kahraman

    ■

    Meraklısına Notlar:

    • Dark Blue Notes’da diğer görüş yazıları
    • Dark Blue Notes’da Mert Çakırcalı

    ■■■

    Antonio Faraò dhafer youssef Görüş Jane Birkin John Coltrane Leonard Cohen Mehmet Ali Sanlıkol Natacha Atlas Paolo Fresu Pat Metheny Ryuichi Sakamoto
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleSarah Hanahan – Among Giants (2024)
    Next Article Haziran Caz Rehberi
    Avatar fotoğrafı
    Mert Çakırcalı
    • Instagram

    Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler mezunu, malum koşullarda yaşayabilmek için bankacı olmuş genç bir yazar. Bibliyofil ve obje fetişisti. Müzik eleştirmenliğine öykünüyor. Çeşitli müziklere, sanatlara ve kültür ürünlerine maruziyetini, bunların zihninde dokunduğu ve harekete geçirdiği şeyleri yazıyor.

    Related Posts

    Ahmet Güntan ve Yol Çiçekleri

    11 Haziran, 2026

    New York Caz Haritası

    28 Mayıs, 2026

    Dhafer Youssef: Shiraz (ACT Music 2025)

    20 Mayıs, 2026
    Yazarlar
    Kimiz?

    Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

    DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

    Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

    İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

    Yazıların telifi yazanlara aittir.

    Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

    Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

    Reklam: [email protected]

    Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

    Kanalı Görüntüle