Chet İle Konuşmalar 6

Dışarıda kar yağıyor. Karın gövdesi esrarlı. Karın altında yatanlar var. Kar üstünde dört dönen, çırpınan, yüce gönüllü insanlar var. Neyleyim malı, mülkü, şahı, ağayı, paşayı, şanı şöhreti… Düsturum can olmayınca!…

Chet…

Canım Chet… Çok üzgünüm!… Bu mektubu sana karlı bir kış gecesi yüreğim parça parça olmuşken yazıyorum. Dışarıda insanlar var. Dışarısı mahşer yeri. Yol yok. İz yok. Bel yok. Eyyy Yaşar Kemal’im, destansı kalemini sevdiğim adam. Kalk!.. Bana yol göster.

Uyan Chet!… Uyan uykundan. Güzellik uykusu değil bu. Güzellik uykusu masallarda olur, bunu sana daha evvel de söyledim dostum Chet. Seni en son İtalya, Lucca’da bir hapishanede bıraktım. Şükretmelisin durumuna; trompetini üflemen için sana fırsat veren bir hapishane yönetimi ve arkanda Birleşik Devletlerden gelen yakışıklı trompet üfleyici Chet Baker hayranı koca bir kalabalık var. Şanslısın.

Ben ise son günlerde dipteyim. Bu kez aşklarımdan dolayı değil. Ülkemde deprem oldu Chet. Bu acının tarifi yok. Kimleri ve hangi müzikleri dinliyorum, sana anlatamam. Evet yükseğim yine. Ama bu kez acımasız hayata yükseğim. Hislerimi kaybetmek istemiyorum. Hislerimle yaşıyorum.

15 Eylül 1963, ABD’nin Alabama eyaletindeki Birmingham şehrinde Baptist Kilisesi bombalanması sonrası

Coltrane ile konuştuk geçenlerde. John Coltrane ile… Sana selam söyledi. Alabama dinliyorum. Gerek var mı bilmiyorum, lakin şu bir gerçek ki acının tarifini yapan en iyi bestelerden biri Alabama.

Canım Chet, John’un bana aktardıklarını şimdi ben sana tek tek kalemime kuvvet yazacağım.

18 Kasım 1963 günü, bir öğleden sonra John Coltrane, Rudy Van Gelder‘in Englewood Cliffs, New Jersey’deki stüdyosuna gitti. Alabama bestesini kaydetti. Efsanevi dörtlüsü McCoy Tyner, Elvin Jones ve Jimmy Garrison dahil stüdyodaki hiç kimseye bestenin ne hakkında olduğunu söylemedi. Grup parçayı beş kez çaldı. Sonuncusu Coltrane’in Impulse Records etiketi altında çıkan Live at Birdland albümüne dahil edildi. Coltrane düşüncelerini ve duygularını kendine sakladı. Bir de bana geçenlerde durumu anlattı. Kayıttan iki ay önce Alabama, Birmingham’da meydana gelen bombalama olayının kurbanları için bu besteyi yaptım dedi. Kederli melodiyi dinlediğimde, dünyadaki adaletsizliği net hissettim.

Martin Luther King

Depremde bizim cenazelerimiz çok, her gün burada yüzlerce kişiyi toprağa veriyoruz. Geçenlerde Martin Luther King‘i izledim Chet. Alabama standartının da teması olan, 18 Eylül’de Sixteenth Street Baptist Kilisesi’nde katledilenler için düzenlenen bir cenaze töreninde kalabalığa hitap etti. Dördüncü kurban olan küçük Carole Robertson için ayrı bir konuşma yaptı. O esnada Coltrane saksofon solosunu çalıyordu. İçimden şöyle geçirdim, hem Coltrane’in müziği hem de King’in halka hitap sözleri tutkulu ve kederliydi, nefretten yoksundu. Ben de bunu hissediyorum. Keder var duygularımda. Nefret olmasın istiyorum. Olmasın!.. Alabama şarkısında, Elvin Jones’un çok sakin bir eşlikten tokmaklarla çaldığı davul ve zillerin seslerinin giderek arttığı bir kreşendo noktası var. İşte o girizgah beni bitiriyor. Dinlemeni diliyorum.

Martin Luther King ve John Coltrane’in manevi arayışı, kendi alanlarının iki lideri arasında karşılıklı saygıya yol açtı. Biri faşizm karşıtı dini lider, diğeri bir caz tanrısı. Coltrane’nin Alabama bestesi ardından şu sözlerini sana yazmak istiyorum Chet… “Müzik bir ifadedir. Daha yüksek ideallerin ifadesi. Kardeşlik orada; ve kardeşlikle inanıyorum ki, yoksulluk olmazdı, savaş olmazdı. Kötü güçler olduğunu biliyorum; burada, başkalarına acı ve dünyaya sefalet getiren güçler var, ama ben gerçekten müzik yardımı ile bir güç olmak istiyorum. Temelli olarak.”

İçime işledi bu sözler Chet!..

John Coltrane Quartet: John Coltrane, Elvin Jones, Jimmy Garrison ve McCoy Tyner

Martin Luther King, cazı, siyahların müziğinin mirası olarak o cenaze konuşmasında yüceltti. Bir detay gireceğim burada, sen de Avrupa’dasın Chet, o yüzden söylüyorum. King, Eylül 1964’te Belediye Başkanı Willy Brandt’ın konuğu olarak Batı Berlin’de iki gün geçirdi. Berlin Caz Festivali’nde yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Caz hayat için konuşur. Blues ise hayatın zorluklarının hikayesini anlatır ve bir an düşünürseniz, hayatın en zor gerçeklerini alıp müziğe koyduklarını, sadece yeni bir umut veya zafer duygusuyla ortaya çıktıklarını fark edeceksiniz. Caz zafer müziğidir. Modern Caz, daha karmaşık bir kentsel varoluşun şarkılarını söyleyerek bu geleneği sürdüren bir temada. Hayatın kendisi bir düzen ve anlam sunmadığı zaman, müzisyen, enstrümanından akan, yeryüzünün seslerinden bir düzen ve anlam yaratır. Siyahiler arasındaki kimlik arayışının büyük bölümünün caz müzisyenleri tarafından savunulması şaşırtıcı değil.”

Modern deneme yazarları ve bilim insanları ırksal kimliği çok ırklı bir dünya için bir sorun olarak yazmadan çok önce, müzisyenler ruhlarında kıpırdanan şeyi doğrulamak için köklerine dönüyorlardı. Sen gibi… Coltrane gibi… Ne güzel bir ifade değil mi Chet?

Ülkemde kar kalktı. Karın altından yakıcı bir soğuk yükseliyor. 1999 İzmit depremi olduğunda hava çok sıcaktı. Hava o zamanlar ölüm kokularıyla dumanlanıyordu. Sanıyorum değişen bir şey yok. Ben yine o kokuları duyuyorum. Birinci cemre havaya düşecek. Sonra suya… Sonra toprağa… Sağ yumurtalık kistim yine celallendi Chet. Tedavim başlayacak. Belki de ameliyat olacağım. Geçecek. Her şey düzelecek. Biliyorum. Sana yine gelişmeleri yazacağım… Hasretle.. Öperim.

Mine Gürevin

Yeme içme kültürüne düşkün bir matematikçi. Fermantasyon etkisinde müzik yazıları üretmeyi seviyor.

Mine Gürevin 'in 62 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Mine Gürevin ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir