Yeni Sibel Köse albümü In Good Company , caz standartlarını bugünün diliyle yeniden kurarken, birlikte çalmanın güvenini, açıklığını ve coşkusunu merkeze alan kolektif bir anlatı sunuyor. “10 Usta 10 Albüm” projesi kapsamında 16 Aralık’ta yayımlanan bu kayıt, dinleyiciyi sahne etrafında kurulmuş bir dairenin içine davet ediyor.
Caz, çoğu zaman bireysel ustalıklarla anlatılır; uzun sololar, keskin cümleler, parlayan anlar üzerinden. Belki de müziğin büyüsü parıltıların geri çekildiği, dinlemenin ve birlikte kalmanın öne çıktığı anlarda ortaya çıkar. Hayyam Stüdyoları’nda kaydedilen yeni Sibel Köse albümü In Good Company, sahneyi bir paylaşım alanı olarak kuruyor. Şarkılar geçmişten bugüne uzanan repertuvar içinde, birlikte çalmanın hafızasını yeniden hatırlatıyor. Bir stüdyo kaydı olmasına rağmen, dinlerken kendinizi sahnenin ortasına kurulmuş bir dairenin içinde buluyorsunuz. Sahnede yedi müzisyen var; birbirlerini tanıyan, birbirlerine güvenen ve en önemlisi, birlikte çalmaktan gerçekten keyif alan yedi insan.

Albüm, Kurukahveci Mehmet Efendi sponsorluğunda hayata geçen “10 Usta 10 Albüm” projesi kapsamında yayımlanan işlerden biri. Projedeki diğer kayıtlarla aynı fikri paylaşsa da, kendi karakterini çok net biçimde ortaya koyuyor. Belki de bu yüzden, serinin kolektif, birlikte nefes alan çalışmalarından biri olarak öne çıkıyor. Bireysel ustalıklar geri çekilmiyor. Öne de fırlamıyor. Her şey birlikte var olabilme becerisi etrafında şekilleniyor.
Albümün repertuvarı, tamamı standartlardan oluşan bir seçki. Ancak bu, güvenli bir nostalji alanına sığınmak anlamına gelmiyor. Tam tersine, şarkıların bugün hâlâ nasıl canlı kalabildiğini, nasıl yeniden söylenebildiğini ve nasıl bugünün diline taşınabildiğini gösteren bir yaklaşım söz konusu. Steve Allen’ın This Could Be the Start of Something’iyle açılan albüm, iyimser bir kapı aralıyor. Ardından Bobby Troup’un The Meaning of the Blues’u geliyor. İçe dönük, ağırbaşlı ve duygusunu bağırmadan anlatan bir duruşla. Gershwin kardeşlerin zamansız dünyası ve Cole Porter’ın sarsılmaz romantizmi albüm boyunca kendini hissettirirken, araya Ariel Ramírez’in Alfonsina y el Mar’ı ve Sam Jones’un Del Sasser’ı giriyor. Farklı dönemler, farklı coğrafyalar, farklı ruh hâlleri. Sanki hepsi aynı masaya oturuyor ve birbirini dışlamadan konuşuyor.
Masanın merkezinde Sibel Köse var. Bu bir “merkezde durma” hâli değil. Köse, grup üyelerine yön veren, alan açan bir anlatıcı gibi davranıyor. Berrak, dingin ve asla acele etmeyen vokal anlayışı, şarkıların içinden süzülerek geçiyor. Süslemeden, zorlamadan, dramatize etmeden… Bir lider sesi olmaktan çok, bir rehber gibi işlev görüyor. Parçaların duygusal eksenini belirliyor ve müzisyenlerin açtığı boşluklara saygı duyuyor. Bazen yalnızca tek bir cümleyle tüm yönü değiştiriyor, bazen tamamen geri çekilip müziğin kendi yolunu bulmasına izin veriyor. Aşkın farklı tonları umut, kırılganlık, bekleyiş, sükûnet, onun yorumunda tek bir duygunun farklı yüzleri gibi dolaşıyor.
Albümün enerjisi, septetin dinamizminden besleniyor. Piyanoda Kürşad Deniz, modern ama esnek bir zemin kuruyor. Ne klasik formu sıkıca tutuyor ne de tamamen serbest bırakıyor; ikisi arasında sürekli hareket eden bir alan yaratıyor. Bu zemin üzerinde nefesliler parlıyor. İmer Demirer’in trompeti, Bulut Gülen’in trombonu ve Engin Recepoğulları’nın saksofonu. Kimi zaman birlikte yükseliyorlar, yeri geldiğinde tek tek sözü alıyorlar. Nefeslilerdeki bu güncel dokunuşlar, albümün canlı konser hissini besleyen en önemli unsurlardan biri. Hızlı açılışlar, swing’in coşkulu anları ve ardından zarifçe yavaşlayan bölümler… In Good Company, temposunu sürekli değiştiriyor ama anlatım dengesini hiç kaybetmiyor.
Ritim bölümünde ise Kağan Yıldız ve Berke Özgümüş’ün kurduğu omurga var. Kontrbas ve davul, zamanı tutmakla kalmıyor; şarkıların ruh hâlini şekillendiriyor. Özellikle vokal ve kontrbasın karşı karşıya kaldığı anlar, albümün en çıplak, en dürüst bölümlerini oluşturuyor. Bu anlarda ne bir düzenleme gösterisi var ne de teknik bir güç sergisi. Sakince dinlemek, cevap vermek ve birlikte kalmak var. Albümün adı, tam da bu hissin karşılığı gibi duruyor: In Good Company. İyi müzikten önce, iyi bir beraberlik hâli.
Şarkılar arasında dolaşan estetikler ve türler, yedi müzisyenin ortak yönelimi sayesinde dağılmak yerine birbirine bağlanıyor. This Could Be the Start of Something’in iyimser çağrısı, The Meaning of the Blues’un içe dönük ağırlığıyla yan yana durabiliyor. Someone to Watch Over Me, neredeyse fısıltıyla söylenen bir dua gibi yükselirken, So in Love romantizmi fazla cümle kurmadan anlatıyor. Alfonsina y el Mar, albümün duygusal merkezlerinden biri olarak, Latin Amerika’nın melankolisini İstanbul’dan geçen bir caz hattına bağlıyor. Bu çeşitlilik, albümü parçalı bir yapıdan çok, geniş bir hikâye gibi hissettiriyor.
Bu hikâyenin Hayyam Stüdyoları’nda kaydedilmiş olması tesadüf değil. Stüdyonun akustiği ve atmosferi, albümün canlı hissini güçlendiriyor. Kayıt sürecinde Sinan Sakızlı ve Ceylan Akçar, müziği sterilize etmek yerine doğal akışını koruyan bir yaklaşım benimsiyor. Sakızlı’nın miks ve mastering’i, her enstrümanın duyulabildiği ama hiçbirinin öne fırlamadığı şeffaf bir alan yaratıyor. Kayıt asistanları İlker Çiçek ve Hazal Odabaşı’nın emeği, bu dengenin kurulmasında önemli bir rol oynuyor. Albüm teknik olarak pürüzsüz ama steril değil; nefes alıyor, hareket ediyor, risk alıyor. Görsel dünyada ise Ebru Aksoy’un videoları, bu birlikte üretme hâlinin sessiz tanıklığını yapıyor.
Albümde ustalık, bireysel parıltıyla tanımlanmıyor. Kimsenin acele etmediği, kimsenin gövde gösterisi yapmadığı, herkesin birbirine alan açtığı bir müzik hâli var. Dinleyici de bu hâlin doğal bir parçası hâline geliyor. Albüm boyunca hissedilen şey, bir performanstan çok bir paylaşım duygusu.
16 Aralık’ta tüm dijital platformlarda yerini alan In Good Company, bittiğinde geriye sessizlik bırakmıyor. Aksine, odada kalan bir his var. Sahnenin etrafında kurulmuş o daire, o güvenli alan, o birlikte olma hâli. In Good Company, insanın kendini iyi bir topluluğun içinde hissettiği nadir kayıtlardan biri olarak hafızada yerini alıyor.
Sibel Köse resmi web sitesi
Mine Gürevin’in Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Vitrin
Dark Blue Notes’da 10 Usta 10 Albüm:
Hayyam Stüdyoları ve 10 Usta 10 Albüm
Ali Perret Octopus Band – Isonomy
Oğuz Büyükberber – Sanki
İmer Demirer – Evergreen


