Ardından: Jesse Colin Young
Zarafet ve kaosun birleşiminden oluşan bir haykırış olarak nitelendirebileceğimiz Led Zeppelin, ne yazık ki davulcu John Bonham‘ın 1980 yılında ölümünün ardından kariyerini noktaladı.
Topluluğun ses örgüsünde vokaliyle zirveye çıkan Robert Plant ise solo çalışmalarıyla da her daim farklı ve öncü olmayı bildi. Solo yıllarında tutkulu bir yolculuğa çıktı efsane şarkıcı; bazı zamanlar çok duygusaldı ve geçmişle bağ kuruyordu, bazı zamanlardaysa daha karanlık ve daha derin bir dünyanın izini sürüyordu.
Robert Plant’ın kariyerinin 2002 yılındaki durağı olan Dreamland, Plant’in köklerine dönme ihtiyacından doğan bir albüm olarak dikkat çekti. Ağırlıklı olarak cover şarkılardan oluşan albümde Plant, adeta geçmişin izini sürerek çok katmanlı bir yapı ve çok değişik bir atmosferle yeniden yarattı ve dönüştürdü coverladığı şarkıları.
Belki adı gibi bir rüya, ama en önemlisi çok özgün bir albümdü Dreamland.
Plant’a has blues dokunuşları, folk ve doğu ezgileriyle harmanlanmıştı. Ayrıca, şarkıcının bilge tavrıyla etkili fısıldamalarını içeriyordu bu albüm.
Bir Bob Dylan alamet-i farikası olan One More Cup of Coffee, Plant farkıyla çöl rüzgarlarıyla buluşuyordu ve aynı Kashmir gibi orta doğu ezgileriyle beynimizde görsel bir etki bırakıyordu.
1966 tarihli Jimi Hendrix yorumuyla bir öfke, trajedi ve isyan hikayesi olarak belleklere kazınan Hey Joe, Robert Plant yorumuyla bir ağıt olarak çizgi üstü ve çok farklı bir nitelik kazanıyordu.
Albümde yer alan bir diğer cover şarkı ise Darkness, Darkness adını taşıyordu. The Youngbloods topluluğunun 1969 tarihli çizgi üstü albümü Elephant Mountain’de yer alan bu şarkı, adı geçen topluluğun olduğu gibi şarkının yazarı Jesse Colin Young için de bir dönüm noktasıydı.
İçsel bir karamsarlığı ve korkuyla yüzleşmeyi şiirsel bir anlatımla şarkıya dönüştürmüştü Jesse Colin Young bu şarkıda; şarkı, dönemin ruhunun da elle tutulur bir dışavurumuydu aynı zamanda. Ama şarkı Dreamland albümünde ikonik Robert Plant dokunuşuyla adeta bir duaya dönüşecek ve 20. yüzyıldan 21. yüzyıla mücevher değerinde bir hediye olacaktı.
“Darkness, darkness, be my pillow Take my head and let me sleep In the coolness of your shadow In the silence of your dream Darkness, darkness, hide my yearning For the things that cannot be Keep my mind from constant turning Towards the things I cannot see now The things I cannot see now The things I cannot see”

Evet; buraya kadar Robert Plant ve Dreamland albümünden bahsettik. Ama bu yazı bir Robert Plant yazısı değil. Buradan ikonik Plant’a bir selam çakalım ve yazımızın esas öznesine geçelim.
Bu yazının öznesini 16 Mart 2025 tarihinde 83 yaşında yitirdiğimiz Jesse Colin Young oluşturuyor.
Jesse James Young, geride güzel bir miras bıraktı. Bu miras öncelikle olağanüstü bir duygu ve insanlık adına bugün için özlemini çektiğimiz barış, sevgi ve vicdan kavramlarını içeriyor.
1941 yılında New York’ta Perry Miller adıyla doğdu Jesse Colin Young. Babası muhasebeci, annesi ise kemancı ve şarkıcıydı. Sahne adını, 1960’ların başında kanun kaçakları Jesse James ve Cole Younger’ın adlarını ve Formula 1 tasarımcısı ve mühendisi Colin Chapman’ın adını birleştirerek seçti. Anne ve babasının tercihi olarak piyano ilk dokunduğu enstrüman oldu ancak o tercihini gitarda kullandı ve ilk çaldığı şarkılar Everly Brothers’a aitti.
İlk gençlik dönemini oluşturan Ohio Üniversitesi yıllarında yaşamak zorunda kaldığı bir plakçıda blues ile tanıştı. Plakçıda duyduğu ilk sesler T-Bone Walker ve B.B. King gibi blues ustalarıydı.
1960’ların başında New York Üniversitesi yıllarında ise artık Greenwich Village’in folk sahnelerinde duyarlı ve incelikli sesiyle dikkat çekmeye başlamıştı. Aynı dönemde Bob Dylan henüz ortada yoktu. Joan Baez ise sokaklarda şarkı çalıp söylüyordu.
İlk albümü 1964 yılında çıkardığı The Soul of A City Boy oldu. Bu albüm gerek şiirsel gerekse kentli folk akustik tarzıyla dikkat çekti.
1965 yılında gitarist Jerry Corbitt, davulcu Joe Bauer ve klavyeci Lowell Banana Levinger ile birlikte The Youngbloods grubunu kurdu. Bu grup, psychedelic folk ve blues ses örgüsüyle protest bir içeriği birleştiriyor ve dönemin sesi oluyordu.
Get Together, Quicksilver Messenger Service grubundan Chet Powers’a ait bir şarkıyken The Youngbloods grubunun ilk albümündeki yorumuyla ve Jesse Colin Young’ın sımsıcak sesiyle dönemin simge şarkılarından birine dönüşecekti.
“Everybody get together/Try to love one another right now…” dizesi bir şarkı sözünden çok daha anlamlıydı. Döneme düşülmüş bir çağrı olarak nitelendirilen bu şarkı için 2021 yılında yaptığı bir açıklamada Jesse Colin Young, “göklere açılan yolda hayatımı değiştiren şarkı oldu ve beni ve müziğimi ileriye taşıdı…” dedi ve ekledi “bu şarkı bana değil, hepimize ait, ben sadece içimden geldiği gibi söyledim. Şarkının asıl sahipleri ona kulak verenlerdi…”
Get Together, Young yorumuyla 60’ların sonunda Vietnam karşıtları, çevreciler ve insan hakları savunucuları için bir marş niteliğini kazanmıştı.
İçerisinde “Darkness, Darkness”ında bulunduğu The Youngbloods kariyerinin üçüncü durağı olan ve Charlie Daniels yapımcılığında üretilen “Elephant Mountain”, çoğu Young’ın elinden çıkma şarkılarıyla topluluk kariyerinin olduğu gibi yayınlandığı yıl olan 1969’un da en iyi albümüydü. Bu albüm folk ve blues’un yanı sıra içinden caz da geçen bir albümdü ve bu özelliği ile The Youngbloods’ı dönemin diğer gruplarından ayırıyordu.
Jesse Colin Young, 70’lerde müzik dünyasından uzaklaştı ve California’da doğaya yöneldi. İlhamını güneşten aldı ve bu yeni yaşam tarzını müziğine de taşıdı. Bu dönemde yaptığı Ridgetop, Sunlight ve Evening gibi şarkılar, doğa ile huzur içinde geçen bir yaşama güzelleme içeriyordu ve yine belirtelim içinden caz geçiyordu.
1973 tarihli Song For Juli albümü, gerek müzisyen gerekse bir baba ve insan olarak en dokunaklı çalışmalarından biriydi. Albümde hemen yanı başında kızı Juli vardı ve bu albümü kızına adamıştı; ses örgüsü ise içerisinde huzur ve güveni barındırıyordu.
1980’li yıllar her ne kadar kişisel anlatımlar içeren albümler yapmış olsa da bu dönemde de yaşama ve döneme dair özgün muhalif tavrını hep sürdürdü. Örnekse; The Peace Song, Reagan politikalarına sessiz ama bir o kadar etkili bir muhalefet içeriyordu.
“…şarkıları bir sokak çalgıcısının gitarında ya da ikinci el plak satan bir dükkânın pikabında ‘vicdan ve barış çağrısı’ olarak evrene ses yaymaya devam ediyor.”
Aramızdan ayrılmasının ardından Paul McCartney, “Anısı hiçbir zaman silinmeyecek.” diye konuştu. Jackson Browne, “Sesiyle hepimizi bir araya getirdi.”; Bonnie Raitt ise “Barış onun şarkılarında gizliydi.” diyecekti.
Bugün şarkıları listelerin zirvesinde değil belki ama bir sokak çalgıcısının gitarında ya da eski ikinci el plak satan bir dükkânın pikabında ‘vicdan ve barış çağrısı’ olarak evrene ses yaymaya devam ediyor.
Son söz olarak, Jesse Colin Young şarkılarının her daim yolumu aydınlattığını ve aydınlatacağını belirtmek isterim.
Geride bıraktıkları için minnettarım Jesse Colin Young…
■ Dark Blue Notes”da Portreler
■ Bülent Seyitdanlıoğlu’nun Dark Blue Notes’daki diğer yazılar
■ Jesse Colin Young Spotify