Üç ayrı müzikal karakterin, aynı sahnede ortak bir cümle kurduğu yer burası. Elektronik, doğaçlama ve duygu; korkusuzca iç içe geçiyor. Bu hikâye, bir albümün değil, bir yolun başlangıcı.
Türkiye’nin modern sahne belleğinde Volkan Öktem, Alp Ersönmez ve Çağrı Sertel’in yolları yıllardır kesişiyor. Aynı kayıt odalarında, aynı kulislerde, aynı festival afişlerinde, aynı uçuş kartlarında yer aldılar; fakat bir türlü aynı isim altında toparlanmadılar. ÜÇ, bu uzun gecikmenin doğal sonucu olarak doğdu. Üç müzisyenin aynı masaya oturduğu o akşam, artık bir araya gelmenin zamanı gelmişti.
Volkan Öktem’i anlatmak, bir bakıma zamanın akışını anlatmaktır. Türkiye’de davulun hem sound’unu hem rolünü hem de cesaretini dönüştüren isimlerden biri. Onu yıllarca sahnede, stüdyoda, soundcheck’te, turne otobüsünde, kuliste, karanlık prova odalarında gördük. Her seferinde ritmi sadece tutmakla kalmadı, tasarladı. ÜÇ’te kullandığı elektronik modüller, pedallar, metronomlar ve hibrit set-up tam da bunun sonucu… Burada ritim, belirli anlarda hem nefes hem doku hem de yön değiştirici bir organizmaya dönüşüyor.

Alp Ersönmez ise basın yükünü hafifleten, melodisini taşıyanlardan. Basın çizgisine yedirilmiş melodik yürüyüşler, armoninin sessiz omurgası ve sahnedeki ihtiyatlı özgürlük onun müziğinde aynı anda bulunur. Rock’tan elektronik müziğe, akustik cazdan daha sinematik tasarımlara uzanan o elastisite, ÜÇ’ün orta hattını dolduruyor. Trioda bas sadece dip değil; anlatımın gövdesi. Melodi ve armoni birbirinin peşine takılmıyor, aynı cümleyi kurmak için yan yana yürüyebiliyor.
Çağrı Sertel ise piyanonun fiziksel tuşları ile elektronik dokuların dijital dünyası arasındaki o ince köprüde dolaşıyor. Onun üretiminde laboratuvar soğukkanlılığıyla sahne doğaçlamasının telaşı aynı anda bulunur. Bir tuşa basarken renk, ritim, hız ve doku aynı anda düşünülebilir. Üretimlerinde elektronik müzik ile caz arasına çizgi çekmeye gerek duymaz; şehir ritmi zaten o hattı kendiliğinden çizer. ÜÇ’e kattığı şey de bu: ses bir cümleyse, doku onun niyeti oluyor.
Bu üçlü, sahnede birbirini kollamayan; birbirine alan açan bir grup. Doğaçlamanın riskli tarafını, “şimdi ne olacak?” hâlini, bir tehdit değil, bir kolaylık olarak görüyorlar. Parçalar uzuyor, kısalıyor, yön değiştiriyor. Elektronik katmanlar kimi zaman fanus gibi yükselip parçayı içine alıyor, kimi zaman tamamen siliniyor. ÜÇ’ü izlemek, şarkının bitmesini beklemekten çok, şarkının içinde akmak gibi. Bir sonuçtan ziyade bir süreç.
Grubun ilk albümünün 23 Ocak’ta çıkacak olması, yüzeyde taze grup heyecanı gibi dursa da aslında uzun zamandır devam eden bir birlikteliğin kayda alınması demek. ÜÇ, sahnede yaşanan ama çoğu zaman kaydedilmeyen anların kayıt altına alınması gerektiğine karar veren gruplardan. Bu yüzden albüm bir bitiş değil; daha çok “hikâyenin ilk bölümü”.
Sahnede üç kişi olmak, hem çıplak hem dürüst bir durum. Kimsenin saklanacak yeri yok. Bu da müziği olduğundan daha gerçek yapıyor. Ve belki de bu yüzden ÜÇ, dinleyiciden müziği “anlamasını” değil, içine girmesini istiyor. Tıpkı bir filmin konusunu bilirken yine de sonunu merak etmek gibi.

Mine Gürevin: Bu üçlünün hikâyesi aslında nerede başladı? Bir telefon mu, bir prova mı, yoksa “hadi bir çalalım” denilen o an mı?
Alp Ersönmez: Çağrı ile bir program için “İKİ” isimli bir proje başlatmıştık. Bilgisayar altyapıları üzerine tamamen canlı olarak, dış mekânlarda çekim ve kayıt yapılan bir işti. Bu program için çok kısa sürede pek çok parça yazdık. Daha sonra çok sevdiğimiz Kozluyalı’dan bu projemizin konserini yapma teklifi geldi. Volkan, Çağrı ve ben bir akşam yemeği sırasında masada bu konuyu konuşurken “neden üçümüz gitmiyoruz” diye düşündük. Uzun zamandır beraber müzik yapmamıza rağmen böyle bir oluşuma gitmemiştik ve artık zamanı geldi diye düşündük. O gün ile grubumuz ÜÇ oldu.
Mine Gürevin: Üçünüz de yıllardır sahnedesiniz. Bu trioyu kurarken içinizde en çok hangi duygu ağır bastı: rahatlama mı, merak mı, biraz da korku mu?
Çağrı Sertel: Merak üçümüzün de sahip olduğu bir duygu; o olmasa şu an yaptığımız işleri yapamazdık. Eğer bu üç histen seçmem gerekiyorsa merak diyebilirim. Ayrıca içimize çok sinen bir albüm olduğu için rahatlama duygusunu da dahil edebilirim.
Mine Gürevin: Grubun adının ÜÇ olması çok sade ama çok net. Bu isim masaya nasıl geldi, başka isimler konuşuldu mu?
Volkan Öktem: Alp ve Çağrı’nın “İki” adında grupları vardı. Tam hatırlamıyorum ama konser sonrası birimiz “Üç olduk” dedi ve aramızda güldük. Arada birkaç alternatif konuşsak da şansımızı çok zorlamadık. Grubu sade ve net ifade ettiği için “Üç” adında karar kıldık.

Mine Gürevin: İlk kez birlikte çaldığınız anı hatırlıyor musunuz? “Tamam, burada bir şey var” dediğiniz o an neydi?
Alp Ersönmez: Bozcaada’da İKİ olarak çalarken Volkan’ı sahneye davet ettik. Volkan geldiğinde müzik değişti tabii. Birbirimizin müzikal yaklaşımlarını çok iyi biliyoruz. Üçümüzün oluşturduğu bir müziğin mutlu edeceğini zaten biliyorduk. Sürpriz olmadı.
Mine Gürevin: Üç kişi olunca sahnede saklanacak yer de kalmıyor. Bu sizi özgürleştiriyor mu, daha mı çıplak hissettiriyor?
Çağrı Sertel: Birlikte eforsuz bir uyumumuz var, bu çok kıymetli. Bu uyum üçümüze de sahnede büyük bir özgürlük ve konfor veriyor.
Mine Gürevin: Birbirinizin müzikal reflekslerini çözdüğünüz anlar oldu mu? “Tam burada duracak” dediğiniz ama kimsenin durmadığı anlar mesela…
Volkan Öktem: Olmaz mı! Konserlerde kendi bestelerimizi yorumluyoruz. Her ne kadar formu belli müzikler olsa da sololar ve bölümler arası geçişler doğaçlamalardan oluşuyor. Bu nedenle hiç planlamadığımız ve beklemediğimiz anlık şeyler olabiliyor. Böyle durumlarda müzikal becerilerimiz ve öngörülerimizle müziğe yön veriyoruz. Bu noktada birbirini iyi tanıyan ve uzun seneler birlikte müzik yapan insanlar olmamızın büyük önemi var.

Mine Gürevin: Doğaçlama sizin için ne ifade ediyor? Kontrolü bırakmak mı, yoksa çok iyi bildiğiniz bir yere yaslanmak mı?
Alp Ersönmez: Serbestçe anlık müzik yapıldığında kuralsızlığın olduğuna inanmıyorum. Hiçbir şey olmasa fiziksel yeterliliklerimiz bizi sınırlıyor. Kontrolü bu yüzden tamamen bırakmak da çok mümkün olamıyor. Ama anlık yapılan müzik, daha önce gelmeyen fikirleri çağırıyor; bu kesin.
Mine Gürevin: Elektronik dokular bu müziğin neresinde duruyor? Renk mi, omurga mı, yoksa üçüncü bir karakter mi?
Çağrı Sertel: Açıkçası sound’un ihtiyacı neyse biz oraya doğru ilerlemeyi tercih ediyoruz. Dokular parçanın bizde yarattığı hisse göre şekilleniyor. Bir parça hiçbir elektronik öğeye sahip değilken başka bir parça tamamen elektronik olabilir.
Mine Gürevin: Peki ilk albüm fikri nasıl doğdu? “Artık bunu kayda almalıyız” dediğiniz o anı hatırlıyor musunuz?
Volkan Öktem: Grup olarak 1–2 yıl çaldıktan sonra bir konser sonrası sahnede çok güzel şeyler oluyor, geç kalmadan bu çaldıklarımızı kaydedelim diye konuştuğumuzu hatırlıyorum. Alp ve Çağrı’nın daha önceden olan bestelerine benim de bir bestemi ekleyerek kayıt yapmaya karar verdik.

Mine Gürevin: 23 Ocak’ta çıkacak ilk albüm sizin için daha çok bir fotoğraf mı, yoksa devam edecek bir hikâyenin ilk bölümü mü?
Alp Ersönmez: ÜÇ ile konfor alanımızda üretilmiş bir müzik hedeflemiyoruz. Karmaşıklığın ele geçirdiği bir müzik de istemiyoruz. Bu albüm kendimize yeni bir ifade bulma çabamızın ilk ürünü.
Mine Gürevin: Stüdyoya girdiğinizde kafanızda net bir şey var mıydı, yoksa albüm sizi yolda mı şekillendirdi?
Çağrı Sertel: ÜÇ konserlerinde çalmayı en çok sevdiğimiz parçaları kaydettik. Ama kayıt sürecinde kendiliğinden ortaya çıkan sürpriz parçalar da oldu. Bunları sonraki albüm ve single’larda dinleyicimizle buluşturacağız.
Mine Gürevin: Kayıt sürecinde sizi en çok zorlayan ya da ters köşe yapan an ne oldu?
Volkan Öktem: Kayıtları benim evimdeki stüdyomda kendi çabalarımızla kaydettik. Bu projenin benim için en önemli özelliklerinden biri de davul setimin yanında çok fazla elektronik kullanıyor olmam. Bu nedenle Çağrı’nın ve Alp’in kullandıkları pedallar ve elektroniklerle benim kullandığım elektronikler ve metronomun uyum içinde çalıştığı bir sistem kurmamız gerekiyordu. Bunun için çok titiz çalıştık. Kulaklık duyumlarımızla ilgili ses kartında detaylı ayar yaparken biraz zorlandık. Bunlar kaydın en önemli ve vakit alan kısımlarıydı.
Mine Gürevin: Albümde sizi en iyi temsil ettiğini düşündüğünüz bir an, bir pasaj, bir his var mı?
Alp Ersönmez: Biz bir “parçalar bütünü” yayınlamak istemedik. Eskiden yaptığımız ve yapıldığı gibi bunun bir “albüm” olmasını hedefledik. Bu sebeple yer alan parçalar bir araya geldiğinde ancak bizim için bu albüm duygusu tamamlanmış oluyor.
Mine Gürevin: Bu müziği dinleyen birinin “anlamasını” mı istersiniz, yoksa sadece hissetmesini mi?
Çağrı Sertel: Ben açıkçası dinleyiciye “şöyle dinleyin” demek istemem. Müziği kim nasıl dinlemekten keyif alıyorsa bizi de öyle dinlesin isterim.
Mine Gürevin: ÜÇ dinleyicisiyle nasıl bir ilişki kurmak istiyor? Karşıdan izlenen bir şey mi, içine girilen bir alan mı?
Volkan Öktem: Tamamen içine girilen bir alan! Biz anları çalmayı çok seviyoruz. Konsere gelenler çoğu zaman film izler gibi izliyorlar; konusu belli ama gelişmelere çok açık bir sahnemiz var. Biz ekip olarak o anlara kenetlenip konsantre olduğumuzda seyircinin de bizimle aynı hisleri paylaştığını görüyoruz, bu çok hoşumuza gidiyor. Yaptığınız müzik her ne olursa olsun seyirci ile paylaşım çok önemli. Biz zaten çok keyif alıyoruz fakat dinleyicinin de bizi hissedip bizimle aynı yerde olması çok değerli.
Mine Gürevin: Sahnede ÜÇ ile stüdyodaki ÜÇ arasında fark var mı? Hangisi size daha yakın?
Alp Ersönmez: İnsanların dinleme sabırları çok azaldığı için albümlerde artık eskisi gibi uzun parçalar pek yer almıyor. Bu yüzden parçanın duygusunu eksiltmeyecek ancak dinleyiciyi de yormayacak bir uzunlukta olmasına dikkat ettik parçaların. Bununla beraber sahnede parçaları daha uzun çalmayı seviyoruz. Her ikisinin de kendine has güzellikleri var.
Mine Gürevin: Bu trio, bireysel müzisyen hâlinizi nasıl etkiledi? ÜÇ sizi değiştirdi mi?
Çağrı Sertel: Biz birlikte vakit geçirmekten ve çalmaktan çok keyif alan bir üçlüyüz. O yüzden ÜÇ bizi bireysel anlamda daha mutlu hissettirdi ve hissettiriyor diyebilirim.
Mine Gürevin: Albümden sonra konserlerde dinleyiciyi nasıl bir deneyim bekliyor? Albüm bire bir mi çalınacak, yoksa sahnede işler başka yerlere mi gidecek?
Volkan Öktem: Az önce de bahsettiğim gibi yeni fikirlere çok açık bir sahnemiz var. Her konser bizim için yeni bir deneyim. Albümde besteler her ne kadar aranjmanlarla şekillenmiş olsa da konserlerde parçaları o anki hislerimizle yorumluyoruz. Dolayısıyla bizim de olduğumuz gibi sürprizlere hazır olsunlar.
Mine Gürevin: ÜÇ’ü zamana yayılmış uzun bir yolculuk olarak mı görüyorsunuz, yoksa akışına bırakılmış bir karşılaşma gibi mi?
Alp Ersönmez: ÜÇ bizim için bir “heves” değil; gerçekleşmesi doğru zamanı beklemiş bir fikir. Bundan çıkan üretimleri sunmaya da devam etmek için çok istekliyiz.
Mine Gürevin: Son olarak… 23 Ocak’ta albümü ilk kez dinleyecek birine play tuşuna basmadan önce ne fısıldamak istersiniz?
ÜÇ: “Tadını çıkarsınlar.”
■
Mine Gürevin’in Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Röportajlar
Çağrı Sertel
Alp Ersönmez
Volkan Öktem


