Pharoah Sanders – Live at the Fabrik (2023 Jazzline)

Caz ABD’de doğmuş ve serpilmiş olabilir ama eğlence aracından ziyade bir sanat formu olarak kabul edilmesine ve ‘ciddiye’ alınmasına Avrupa entelejansiyasının öncülük ettiği rahatlıkla söylenebilir. Joachim Berendt, ünlü eseri Caz Kitabı‘nda dökümünü veriyor; ABD aydınları tarafından sirk müziğinden hallice görülüyorken, caz, Avrupalı sanatçılar ve entelektüeller arasında ciddiye alınabilir bir sanat olarak kabul görmüş. Caz üzerine dikkate değer ilk övgüyü 1919’da bir İsviçreli, orkestra şefi Ernest Ansermet yazmış; ilk caz kitabı 1929’da bir Belçikalı, Robert Goffin tarafından kaleme alınmış ve ilk caz dergisi, Jazz Hot, 1935’de Paris’de Hugues Panassié ve Charles Delaunay tarafından yayınlanmaya başlamış.

ABD, şimdilerde ulusal zenginliği olarak gördüğü cazı ciddiye almıyor ve siyahi müzisyenlere ırkçı muameleyi reva görüyorken Avrupa her dönemde, derisinin rengine bakmadan caz müzisyenlerini krallar gibi karşılamış. 1930’lu yıllarda Coleman Hawkins, Benny Carter, 1950’lerden itibaren Don Byas, Oscar Pettiford, Kenny Clarke, Stan Getz, Ben Webster, Bud Powell, Dexter Gordon, Anthony Braxton ve daha nice caz efsanesi Avrupa’nın sanatperver ortamında ağırlanmışlar, sanatlarını özgürce icra etmişler; hatta bazıları hayata gözlerini eski kıtada yummuş.

Böyle de kalmamış; ABD’de müzik en başından itibaren endüstriyel bir ürün olarak görülmüş ve yakın zamanlara kadar ticari amaçlar dışında nadiren kaydedilmiş. Oysa Avrupa, en başından bu yana müziği ve cazı, diğer sanat dallarından aşağı görmeksizin belgelemeye gayret etmiş, kamusal alanda desteklemiş ve kültürel zenginliğin bir parçası olarak halka ulaştırma çabası içinde olmuş.

ABD’de televizyon ve radyo kanalları rating yarışı içinde satmayacak olana ilgi göstermiyorken, Avrupa’da, özellikle devlet kanalları, cazı televizyon ekranlarına taşımış, konserleri canlı olarak radyoda yayınlamaya başlamış.

Şöyle bir sıralayın; özellikle son dönemde, caz müzisyenlerine ait yayınlanmış arşiv kayıtlarının neredeyse tamamının Avrupa’da kaydedilmiş olduğunu göreceksiniz. Bu işgüzar (!) tutum olmasaydı, bir çok sanatçının ticari olarak kaydedilmemiş zamanlarında nasıl çaldığını, müziklerinin nasıl geliştiğini, değiştiğini bilemiyor olacaktık. Youtube’da dolanın; klasik cazın önemli müzisyenlerine ait konser görüntülerinin çoğunlukla Avrupa kaynaklı olduğunu göreceksiniz.

ABD ve Avrupa kültürü arasındaki farklılıklar ve nedenleri bu yazının kapsamını aşacaktır; biz bu girizgaha neden olan albümümüze dönelim.

Cazseverler hatırlayacaktır, Almanya menşeili Jazzline şirketi, 1970-85 yılları arasında faal olan Onkel Pö’s Carnegie Hall konser salonunda sahne almış Chet Baker, Dizzy Gillespie, Elvin Jones, Louis Hayes gibi ikonik caz müzisyenlerinin konserlerini seri halinde yayınlamıştı.

Şirket, geçtiğimiz yıl, Hamburg’un bir diğer konser mekanındaki kayıtları dinleyici ile buluşturmaya başlamış ve bu seri kapsamında Eddie Harris, Randy Brecker, Michael Brecker, McCoy Tyner/Freddie Hubbard ve Gil Evans Orchestra albümlerini yayınlanmıştı. Prodüktörlüğünü Joachim Becker (Jazzline) ve Stefan Gerdes’in (NDR) yaptığı Live at The Fabrik serisi, Count Basie All Stars ve Pharoah Sanders Quartet ile devam ediyor.

19’ncu yüzyıldan kalma endüstriyel bir tesisin yenilenerek kültür merkezine dönüştürülmesiyle 1971 yılında faaliyete geçen The Fabrik, şehirde düzenlenen New Jazz Festival konserlerine de sahne olmuş.

Pharoah Sanders Quartet – Live at Fabrik Hamburg, festivalin beşinci yılı kapsamında, 6 Haziran 1980 tarihinde, bu fantastik mekanda gerçekleşen konserin NDR (Kuzey Alman Radyo Televizyon) tarafından yapılan kaydı. Sanders ve piyanoda John Hicks, davulda Idris Muhammad ve basta Curtis Lundy‘den kurulu dörtlüsü, aynı yıl Theresa etiketiyle yayınlanan Journey to the One albümünde yer alan parçaları icra ediyor.

Albüm, Sanders’ın, rhythm and blues, bop, modal caz, avangart, gospel ve blues stillerinden damıttığı ve eşi benzeri olmayan müzikal kimliğini cömertçe sergilediği 70 dakikalık bir şölen sunuyor.

Sanders konserlerinin vazgeçilmez parçalarından ve artık modal cazın marşlarından birisi olarak kabul etmemiz gereken You’ve Got To Have Freedom, muazzam bir enerji ile icra ediliyor. Öylesine ki, Lundy’nin müziğe halkalar çizdiren bası, Hicks’in yeri göğü sarsan Tyner-vari piyanosu, Muhammad’in vahşi davulunun önünde Sanders, tenor saksofonunun sonik sınırlarını zorlayarak çalıyor; icra, yoğunluk arttıkça kaynağına yöneliyor, kadim Afrika geleneğini yansıtan bir törene dönüşüyor.

Oğulun babaya bağlılığın beyanı niteliğindeki It’s Easy To Remember, sanki az önce yeri göğü sarsan onlar değilmişçesine, dörtlünün sakin, uysal ve temiz çalışına sahne oluyor. Sanders, sadece spiritual tavrının değil balad ustalığının kaynağının da John Coltrane olduğunu apaçık dile getiriyor… Konserin tamamında olduğu üzere, John Hicks’in dışavurumcu, coşkulu solosu enfes…

Sanders’ın 9 albümüne ev sahipliği yapacak olan Teresa Records’un kurucusu Allen Pitt’e ithaf ettiği Dr. Pitt, girişteki modal havayı devam ettiriyor. Bir Sanders konserinin olmazsa olmazı The Creator Has A Masterplan her zamankinden kısa çalınıyor; Sanders’ın ekip arkadaşlarını seyirciye tanıtmasına ve onları samimiyetle selamlamasına vesile oluyor. Dörtlü, liderin, davulcusu Muhammad’a ithaf ettiği bestesiyle, Greetings To Idris ile bis yapıyor; Sanders’ın kavurucu tenoruyla yaptığı sunumu Hicks’in esriklik derecesinde coşkulu solosu takip ediyor ve olağandışı bir müzikal törene tanıklık etmiş olmanın keyfini yaşamış seyirciyi evlerine uğurluyorlar.

Live at the Fabrik, modal cazın ruhani tavrının mükemmel şekilde icra edildiği bir konser olmanın yanı sıra, mekanın parlak akustiğini ve seyircinin coşkusunu yansıtan kayıt kalitesiyle de dinlenmeye değer bir albüm.

Seriden çıkacak diğer albümleri de ıskalamamak gerek.

Turgay Yalçın

Yayın Yönetmeni, Kurucu Ortak, Yazar, Radyo Programcısı.

Turgay Yalçın 'in 177 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Turgay Yalçın ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir