Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    PORTRE

    Ozzy Osbourne: “Mama, I’m Coming Home”

    Mine GürevinBy Mine Gürevin23 Temmuz, 2025
    Ozzy Osbourne

    Nasıl anlatayım, anlatmalıyım bilemiyorum. Üzgünüm. Ozzy’mizi kaybettik. İçimi dökmeye çalışacağım. Yeterli olur mu bilmiyorum? Sahneye çıktığında devleşen, yüce gönlü kırılgan anlarında ortaya çıkan bir adamdı Ozzy Osbourne. Deliyle dâhi arasında ince bir çizgi varsa, Ozzy o çizgiyi kendinden emin bir şekilde, dans ederek geçerdi. Bir yandan şeytanla pazarlık yapacak kadar karanlık, diğer taraftan sevdiği kadına çocuk gibi tutunan bir kalp. Müziğiyle büyüdük, çığlıklarıyla uyandık, ama galiba en çok abartısız mübalağasıyla sevdik onu. Canlı izleyemediğim Birmingham veda konserinin ardından, sanki bile isteye gidişiyle, yüreğimden bir parça kopuverdi.

    Black Sabbath günlerinden tanırız onu evvela. Sesi öyle bir şeydi ki, ne tam çığlık ne de tam bir dua. İçinde cennet kokusu olan cehennemden gelen bir rüzgâr gibiydi. Bir süre Black Sabbath’tan ayrıldı. Fakat ruhu ayrılmadı. Ozzy’nin sesi Black Sabbath’ın gövdesine işlemişti. Her nereye gitse, o karanlık gölge peşinden geldi.

    Black Sabbath: 5 Temmuz 2025 Birmingham veda konseri

    Bahsettiğim o gölge, yalnızca bir müzik tarzı değil; yepyeni bir duygunun adıydı. Doom Rock akımı. 1970’li yılların başında, umut dolu çiçek çocuklarının geride bırakmaya çalıştığı karanlıkları, Black Sabbath bir kez daha gündeme taşıdı. Yavaş tempolar, ağır rifler ve varoluş sancılarıyla örülü sözler… Doom rock, umutsuzlukla barışmayı değil, onunla yaşamayı anlatıyordu. Bu türün öncül ve güçlü sesi, Ozzy Osbourne’un ta kendisiydi. Ozzy, Doom Rock akımına, sesini, korkularını, kabuslarını ve deliliklerini kattı.

    Ozzy’nin sesiyle şekillenen doom rock, zamanla Pentagram’dan Candlemass’a, Saint Vitus’tan My Dying Bride’a kadar birçok gruba ilham oldu. Fakat ne zaman bir şarkıda hayatın yükü omuzlara çöker gibi hissedilse, o ilk karanlık çığlık hep Ozzy’nin sesinden yankılandı.

    Solo kariyeri? Efsane. Ama müzikten önce, biraz büyük aşkını anlatmak istiyorum: Sharon.

    Ozzy Osbourne and Sharon Osbourne
    Ozzy Osbourne ve Sharon Osbourne

    Ozzy’nin hayatındaki büyük mucize. Menajeri, sevgilisi, karısı, koruyucusu… Savaş alanındaki son siperi. İkisinin ilişkisi tam bir heavy metal baladı gibiydi. Distortion’lı ve fırtınalıydı. Sonunda hep aynı yere çıkardı: “Kalbe!…” Ozzy’nin karanlığına ışık tutan kadındı. Sharon, Ozzy’nin salt sahnede değil, banyoda da baygın yattığını gördü. Gördü ve gitmedi. O yüzden ne zaman Crazy Train çalsa, şarkının ritminde Sharon’a da bir selam gizlidir.

    Ozzy’nin hikâyesi sadece aşkla değil, dostluklarıyla da doludur. Mesela Dio.

    Ronnie James Dio… Başka bir dev. Benim de sevdiğim vokal… Ozzy ayrıldıktan sonra Black Sabbath’daki yerini almıştı. Black Sabbath hayranları, ikisini karşı karşıya koydu. Aslında Ozzy ile Dio’nun arasında müthiş bir saygı vardı. Farklıydılar. Biri karanlığın kaosuydu, diğeri mitolojik bir büyücü gibi. Ama birbirlerinin sahnesine ve müziğine hep büyük bir sevgiyle yaklaştılar. Aralarında büyük bir dostluk olduğu söylenemez belki ama düşmanlık hiç olmadı. Rock müziğin tanrılar katında, birbirlerine selamla geçen iki büyük ruhtu onlar.

    Ozzy yıllar boyunca sahnede bayıldı. Yaralandı. Yılmadı. Hep geri döndü. Çünkü onun için müzik iş değil, nefes almaktı. Bir kelebeğin peşinden koşar gibi çıkardı sahneye. Hep gerçekti. Sarhoş, temiz ve paramparça…

    Bence onu bu kadar sevmemizin nedenlerinden biri budur. Bilemiyorum. Ozzy’nin bir diğer gerçeği, hiçbir zaman mükemmel olmaya çalışmamasıydı. O, hatalarıyla güzeldi. Delilikleriyle, hayvanlarla konuşmasıyla, televizyon şovlarındaki saflığıyla… Bütün o kaosun ortasında bir çocuk gibiydi. Vefatını duyduğumda içimi burkan, onun içinde saklı küçük çocuğun gülüşüydü.

    Şimdi, gecenin bu sessizliğinde onu düşününce… Kafamın içinde Mama, I’m Coming Home çalıyor. Çünkü Ozzy evine döndü. Artık sahnede değil belki, her notada, her gitar cızırtısında, her isyan çığlığında yaşıyor.

    Seni hep hatırlayacağız Ozzy. Çünkü müzik yapmakla kalmadın sen. Yaşadın. Yaşadığın ve içselleştirdiğimiz her şey, bize biraz daha insan olmayı öğretti. Son söyleyeceğimi ilk önce söylemek istiyorum: “Huzurla uyu, Crazy Train’in makinisti.”

    Bir de biliyoruz ki Ozzy Osbourne’u sadece sahnede değil, o çılgın hayatın kıvrımlarında da tanıdık. Bir televizyon ekranında küfür ederken, bir röportajda burnunu karıştırırken, bazen de… Evet, sahnede bir yarasayı ısırırken. (Burada gülüyorum.)

    Evet, yarasa.

    1982’de Des Moines’da bir konser sırasında sahneye fırlatılan oyuncak canlı olduğunu düşündüğü yarasayı, Ozzy refleksle ısırıverdi. Ama o plastik sanılan şey kanlı canlı bir yarasaydı. Isırdıktan saniyeler sonra yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu zaten. Ertesi gün kuduz aşıları, hastane koşturmacaları, gazetelerde başlıklar, anneannelerin duaları, hayvanseverlerin lanetleri… Ozzy işte. Onun hayatı da müziği gibiydi. Yanlış notalarla da çalınabilen bir senfoniydi sanki.

    Ozzy Osbourne

    Bu olay yıllar boyunca herkesin diline pelesenk oldu. O ise hiçbir zaman “Evet ya, harikaydı!” diye böbürlenmedi. Gülerek, utanarak, hatta biraz da mahcup bir ifadeyle anlatırdı. Ozzy’nin en sevilen yanlarından biriydi bu. Kendi kaosunu sahici bir şekilde sahiplenirdi. Sahnede tanrısal bir figür gibi görünse de, gerçekte hâlâ kafasını karıştıran bir delikanlıydı içten içe.

    Yeniden Ronnie James Dio’ya gelecek olursam, metal dünyasının tanrıları arasında hep karşılaştırıldılar. Ozzy’nin “In the Name of Satan” diyerek sahneye fırladığı yıllarda, Dio da mitolojik metaforlarla donanmış bir ozan gibiydi. Ama dostluk… Evet, vardı. Sanıldığı kadar yakın olmasalar da, aralarında kırıcı bir mesafe hiç olmadı. İkisi de Black Sabbath’ın farklı dönemlerdeki yüzleriydi. Aynı tahtta oturmuş, farklı yollardan yürümüşlerdi. 2007’de bir festivalin backstage’inde, yaşları artık 60’lara dayanmışken, bir anlık göz göze geldiler. Ozzy uzaktan el salladı, Dio başını eğdi. O kadardı. Ama o bakışta “Senin yaptığın işi hep takdir ettim.” diyen bir saygı vardı. Ego değil, deneyim konuşmuştu.

    Ronnie James Dio ve Ozzy Osbourne
    Ronnie James Dio ve Ozzy Osbourne, bilinen birlikte tek fotoğrafları

    Ozzy’nin bir diğer gerçekliği, evine, ailesine gelince başkaydı. O bir heavy metal tanrısıydı. Aynı zamanda bir baba, bir koca, bazen de kaybolan bir çocuktu. Sharon… Hayatı boyunca onun en büyük aynasıydı. Bir röportajında şöyle demişti Sharon:

    “Onunla evli olmak kolay değil, hiçbir zaman da olmadı. Ama Ozzy’nin kalbine bir kez girdiniz mi, oradan çıkamazsınız. Çünkü o kalp, her şeye rağmen sevgiyle doludur. Korkularıyla, delilikleriyle, içkiyle, uyuşturucuyla boğuşurken bile bana ‘Beni bırakma!’ diyen bir çocuk vardı içinde.”

    Sharon’ın bu sözleri, Ozzy’yi anlamak için yeterli aslında. Rock yıldızı olmak başka, hayatta kalmak başka bir şey. Ozzy bunu başardı. Ayakta kaldı. Bazen yıkılarak, bazen sürünerek… Ama hep müzikle, hep aşkla.

    Çocuklarına gelince… Jack, Kelly ve Aimée. Hepsi onun hayatında farklı izler bıraktı. The Osbournes dizisini izleyenler hatırlayacaktır; Ozzy sabahları kahvesini içerken bir yandan “Şu köpeği alın önümden!” diye bağırır, sonra çocuklarının çorabını yerden toplardı. Bir baba olarak mükemmel miydi? Belki hayır. Ama gerçekti. Jack bir keresinde şöyle dedi:

    “Babam bana nasıl mükemmel baba olunur onu göstermedi. Ama dürüstlüğüyle, varlığıyla, hatalarıyla beni ben yaptı.”

    Ozzy’nin çocukları, onun yaşamına en çok tanıklık edenlerdi. İnişleriyle, çıkışlarıyla, rehab’larıyla, sahne çığlıklarıyla… Ve onlar da, bizim gibi, bu efsaneyi sadece bir baba değil, bir kahraman gibi gördüler.

    Bugün Ozzy’nin aramızdan ayrıldığını duymak, sadece bir müzisyeni kaybetmek değil. Bir dönemi, bir sesi, bir ruha veda etmek gibi. Bir yandan da biliyorum ki, o öylece gitmedi. Çünkü Ozzy Osbourne’un sesi, hâlâ arka sokaklardan duyuluyor. Bir yerlerde bir çocuk, ilk kez No More Tears‘ı dinliyor ve içi ürperiyor. Bir genç, Mr. Crowley‘deki o org introsuna tutuluyor. Biri, Mama, I’m Coming Home‘u dinleyip annesini arıyor belki…

    Ozzy öldü diyemeyiz. Ozzy hiç ölür mü Mine? Bir çift siyah gözlükte, bir sahne mikrofonunda, eski bir plakta, bir dövmeci duvarında yaşayacak. Ve bir de, kalbimizin biraz karanlık ama çok sesli köşelerinde.

    Güle güle Ozzy. Gökyüzündeki yıldızlar, artık biraz daha rock çalıyor seninle.

    Şimdi şöyle bir geriye yaslanalım ve… hatırlayalım mı biraz?

    Ozzy’yi sahnede yaşattığı o çılgın anlarla anlatmak istiyorum dilim döndüğünce. Üzerinden kaç yıl geçerse geçsin hâlâ konuşuluyor, hâlâ gülümsetiyor, şaşırtıyor, hatta biraz da hüzünlendiriyor bizi…

    Yarasa ısırma olayı, evet, onu konuştuk zaten. Ama bir de güvercin vardı.

    1981’de, CBS ile bir plak anlaşması için yapılan basın toplantısında, Ozzy ceketinin cebinden canlı bir güvercin çıkardı. Planı, onu havaya salıp bir “barış” mesajı vermekti. Ama bir şey oldu… Ozzy yine içkiliydi. Ve o an, gözlerinin önünde uçmak üzere olan o kuşu tuttu ve ısırıverdi. Herkes dondu kaldı. Kanlar içinde, basın mensuplarının ortasında öylece durmuştu. Ozzy’nin zihninde o anın ne anlama geldiğini o bile bilmiyordu belki ama dışarıdan bakınca bir şey çok netti: Bu adam gerçekten başka bir gezegendendi.

    Ozzy Osbourne

    Sonra… 2002’deki o sahne kazası. Birmingham’daki konser sırasında, o meşhur crucifix (haç) şeklindeki platforma çıkmaya çalışırken dengesini kaybetti ve yere çakıldı. Birkaç kaburga kırığı, boyun kemiğinde çatlak, morluklar… Ama o hâlâ mikrofonu bırakmamıştı. Backstage’e götürülürken bile “Setlist bitti mi lan?” diye sormuştu. Çünkü Ozzy sahnede ölmek istiyordu. Öyle demişti hep: “En iyi veda, son bir çığlıkla olur.”

    Ağlıyorum Ozzy, tam da istediğin gibi oldu.

    5 Temmuz 2025, Birmingham veda konseri sonrası

    2003 MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde, sahneye çıkmadan önce asansörde kilitli kalması da ayrı bir efsanedir. Asansördeki görevli, içeridekilere bakmadan düğmeye basıp gitmişti. İçerideki kişi ise Ozzy Osbourne’du. Kırk beş dakika boyunca içeride mahsur kaldı. Çıkınca ilk yaptığı şey? Sahneye çıkıp “Ben bir zamanlar rock yıldızıydım, şimdi emekli asansörcüyüm.” demek oldu.

    Bir de 1992’deki Costa Mesa konseri var ki… Efsane. Ozzy, Black Sabbath’ın eski üyeleriyle uzun bir ayrılıktan sonra aynı sahnedeydi. Sahneye önce Dio çıkmıştı. Sonra Ozzy geldi. Set sonunda tüm eski üyeler bir araya geldi. Ozzy mikrofonu eline aldı, gözleri buğulu bir şekilde “God bless you all.” dedi ve sahneden indi. Orada, o kalabalığın ortasında, yıllarca küs kaldığı dostlarıyla yeniden buluşmuştu. Müzik, nefreti bile iyileştirmişti.

    Kelly Osbourne, Ozzy Osbourne, Sharon Osbourne ve Jack Osbourne

    Osbournes dizisi. Sahnede çığlık atan bir adamın, evde mutfakta tost yaparken köpeğe sinirlenen hâlini görmek gibisi var mıydı? O program, Ozzy’nin tanrısal figür imajını yerle bir etti. İşin tuhafı, o hâliyle daha çok sevdik onu. Çünkü orada, kendi halinde bir baba, bir koca, bir kaybolmuş adam vardı. Ve gerçekti.

    İşte bu yüzden Ozzy’yi unutamayacağız. Sadece söylediği şarkılar yüzünden değil. Yaşadığı, gösterdiği, saklamadığı, paylaşmaktan çekinmediği her şey yüzünden.

    Ozzy sahneye her çıktığında devleşiyordu. Sahneden indiğinde ise, daha da gerçek oluyordu. Ozzy Osbourne, işte tam olarak böyleydi.

    Seni çok özleyeceğim Ozzy! 

    Mine Gürevin’in Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
    Dark Blue Notes’da Portreler
    Tritone ve Heavy Metal
    Heavy Metal Sözlüğü
    The Osbournes


    Black Sabbath Dio Doom Rock Hard Rock Heavy Metal Ozzy Ozzy Osbourne Rock/Pop Sharon Osbourne The Osbournes
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleJefferson Airplane ve Surrealistic Pillow: Düş ile Gerçek Arasında
    Next Article Ozzy Osbourne: Uçurum İnsanları
    Mine Gürevin

      Yeme içme kültürüne düşkün bir matematikçi. Fermantasyon etkisinde müzik yazıları üretmeyi seviyor.

      Related Posts

      Sonny, Please…

      28 Mayıs, 2026

      Newk gidince Harlem biraz daha sessizleşti

      28 Mayıs, 2026

      Thrash metalden caz sahnesine: Alex Skolnick ve sınır tanımayan hikâyesi

      28 Mayıs, 2026
      Yazarlar
      Kimiz?

      Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

      DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

      Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

      İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

      Yazıların telifi yazanlara aittir.

      Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

      Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

      Reklam: [email protected]

      Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

      Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

      Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

      Kanalı Görüntüle