Nisan ayı, caz tarihine iz bırakmış iki büyük ruhu hatırlamak için özel bir zamandır. The First Lady of Song (Şarkının First Lady’si) olarak bilinen Ella Jane Fitzgerald, 25 Nisan’da dünyaya zarafeti, kusursuz sesi ve eşsiz doğaçlama gücünü hediye etmek üzere geldi. Yaşamı boyunca 13 Grammy ödülü kazandı ve caz vokalinin altın standardı sayıldı.
Edward Kennedy Ellington ise 29 Nisan’da, müziği notalara sığmayan bir besteci, piyanist ve bir orkestra büyücüsü olarak dünyaya geldi. Duke lakabıyla anıldı ve caz severlere 2.000’den fazla eser bıraktı, cazı konser salonlarına taşıyan isimlerden biri oldu.

29 Nisan demişken bu tarih benim de doğumgünüm olmasının yanısıra ayrıca, Duke’un müziğine ruh katan efsane sesiyle bildiğimiz Ella Fitzgerald ile yollarının da kesiştiği büyülü bir dostluğun ve ortaklığın da yıldönümü gibi…
Her iki ses 1957 yılında, caz tarihine damga vuran bir albümde buluştular: Ella Fitzgerald Sings the Duke Ellington Song Book.
Bu sadece bir müzikal proje değil, iki ruhun aynı titreşimde buluştuğu bir andı. Ella’nın sesi, Duke’un notalarında yankılanmıştı. Ve birlikte, cazı sadece bir müzik türü olmaktan çıkarıp bir hayat biçimine, bir zarafete dönüştürdüler.
Ella Fitzgerald’ın Duke Ellington Song Book albümü sadece bir repertuvar değil, iki büyük ruhun birbirine duyduğu derin saygının notalara yansımış haliydi. Duke Ellington bu albüm için özel olarak A Simple Symphony, Portrait of Ella Fitzgerald gibi besteler hazırlayarak, Ella’nın sesine duyduğu hayranlığı ve onu bir icracıdan öte bir müzikal fenomen olarak gördüğünü açıkça ortaya koydu. Ella ise, Duke hakkında “onunla çalışmak, cazı kelimelerle değil, hislerle konuşmaktı” diyerek bu karşılıklı büyüyü özetlemişti.
Albümün yapımcısı Norman Granz’ın notlarında yer alan şu ifade durumu en güzel haliyle anlatır: “Bu iş bir şarkı kitabı değil, bir müzikal bağdır. Duke, Ella’yı sadece yorumlayan bir ses olarak değil, müziğinin içinden doğan bir ruh gibi görüyordu.”






Ella’nın sesinin zarafeti, Duke’un orkestral dehası ile birleşince ortaya çıkan şey, yalnızca caz değil, zarafetle dokunmuş, karşılıklı hayranlıkla örülmüş bir dostluğun yankısıydı.
Ella’nın Duke için söylediği şu söz ise belki de bu bağı en içten haliyle anlatıyor: “O bir orkestra şefinden fazlasıydı. O, müziğin iç sesiydi. Ben sadece onu duymaya çalıştım.”
Onlar sahnede birlikteyken dinleyicide zamanı, kalpleri ve hisleri yönlendirdiler. Fransa’nın Côte d’Azur’unda, Amerika’nın caz sahnelerinde; nerede olurlarsa olsunlar, sesleri hep birbirini tamamlayan iki yıldız gibi parladı.
Duke, 1974’te, Ella ise 1996’da bu dünyadan göç ettiklerinde geride caz tarihine asil ruhlarının imzasını taşıyan bir tarihi hafızalarımıza kazıdılar. Onlar bıraktıkları tınılarla hâlâ yaşıyorlar. Bir plağın çıtırtısında, bir caz kulübünün soluk ışığında, sabah kahvesiyle başlayan bir günde…
Şimdi Mood Indigo’yu açın ve sadece derin bir nefes alıp gözlerinizi kapatın. Ella ve Duke’un bize hatırlattığı şeyi hissedin: Müzik sadece bir ses değil, bir yaşam biçimidir. Ve zarafet, her haliyle mümkündür. 20. yüzyıl caz müziğine yön vermiş bu iki isim, müzikal ustalıklarıyla hâlâ ilham vermeye devam eden iki büyük yıldız…
29 Nisan’a, cazın ruhuna, Ella’ya ve Duke’a saygıyla…
■ Başak Oksay’ın Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
■ Dark Blue Notes’da Vitrin
■ Ella Fitzgerald Sings the Duke Ellington Song Book


