Yükselen Yıldız: Emma Rawicz

Günümüzde başarı öyküsü diye adlandırdığım en önemli şeylerden biri gençlerin yeteneklerini, azimlerini ve çalışkanlıklarını cesaret ve kararlılıkla başarıya dönüştürmeleri. Bakış açıları, sanat üretim biçimleri artık değişiyor. Değişime ayak uydurma zorunluluğu kaçınılmaz. Tecrübeliler gençleri gururla desteklemeli, şans vermeli ve başarılarıyla gurur duymalı.

32. Akbank Caz Festivali kapsamında 27 Eylül’de sahne alan İngiliz saksofoncu Emma Rawicz henüz 20’lerinin başında olmasına rağmen enstrümanına son derece hakim, müziği gerçekten seven ve saygılı bir genç müzisyen.

O gece, uzun bir aradan sonra ilk defa gittiğimiz Akbank Sanat’ta, Rawicz’i izleyen seyirciler belki de modern caz tarihinin en değerli anlarından birine tanıklık etti. Çünkü bu konser Rawicz’in İngiltere dışındaki ilk konseri. Bu başarısından dolayı öncelikle kendisini tebrik edelim. Daha da önemlisi, bu denli genç bir müzisyene güvenerek festival sahnesinde yer verdikleri için Akbank Caz Festivali’ne teşekkür edelim.

Taksim’in çehresi her geçen gün olumsuz yönde değişiyor ama Akbank Sanat’ı çok özlemişiz. Caz ile iç içe olduğum ve yazarlık yaptığım yaklaşık 10 senelik dönemde Akbank Sanat’ta olmaktan hep mutlu olmuşumdur.

Konser saati gelip yerlerimizi aldığımızda ateş gibi bir dörtlü sahnedeler. Soldan sağa, geri üçlüde, Ivo Neame, Conor Chaplin ve Asaf Sarkis yer alıyordu. Ön sırada ise soprano ve tenorda dinlediğimiz Emma Rawicz vardı.

Incantation albümünde gitarda yer alan Ant Law ise sahnede yoktu. Ama Rawicz’in gitarsız grup için düzenlediği müzik, muazzam piyanist Ivo Neame ve zaman algısını takip edilmez derecede değiştirirken asla kopmamanızı sağlayan davulcu Sarkis’e güzel doğaçlama alanları tanımıştı. İlk parçanın ardından seyircileri “Merhaba. Bugünkü konserimize geldiğiniz için çok teşekkür ederiz” diye selamlayan Rawicz, ilk sempati kıvılcımını yakmıştı.

Baştan söyleyeyim, grup son derece demokratik bir grup. Hiç bir müzisyen birbirini ezmiyor, sololarda hiyerarşi dengede tutuluyor. Grupta her bir müzisyenin çok iyi anlaştıkları tavılarından çok belli. Kesinlikle iyi eğleniyorlar. Conor Chaplin hem kontrbasta hem de elektrik basta aynı kalitede performans gösteren bir basçı. Bir ekibin en değerli ihtiyaçlarından biri böyle isviçre çakısı gibi bir basçıya sahip olmaktır. Böylelikle grup, groovy anlara ve sakin baladlara rahatlıkla uyum sağlayabilir.

Konser öncesi DBN’de yayınlanan yazımızda Emma Rawicz’in besteciliği de dahil müzikal yeteneklerinin çok iyi olduğundan bahsetmiştik. Bu özellikleri cebimize koyalım ama mevzu sadece bundan ibaret değil. Ivo Neame ve Asaf Sarkis’in performans sırasındaki rahatlıkları, tecrübeleri, yönlendirmeleri o kadar yerindeydi ki, Rawicz, arkasında duran bu kale gibi müzisyenlerden aldığı güvenle başarısını zaten garantilemişti.

Her ne kadar da iyi bir enstrümantalist olsa da giriş çıkışlarda ve solo sonlarında Neame’e başını çevirip onay almak için bakması, Neame’in tecrübesiyle Rawicz’i cesaretlendirmesi, cazın geleceğinin emin ellerde olduğu gösteriyor. Müzisyenlerin arasındaki tecrübe dağları caz dilinde paylaşımlarla eritiliyor.

Bütün bunların üzerinde Rawicz’in gerçekten çok önemli bir silahı daha var. Ben şanslıyım ki konseri en önde izleme şansı elde ettim. Adeta sahnedeydim ve yaşananları en ince ayrısına kadar tahlil etme şansım oldu.

Rawicz’in kendi soloların bazı bölümlerinde bocaladığı anlarda piyano solosunun mucizevi bir şekilde yükseldiğini de gördüm. Aralarındaki görev paylaşımı, takım oyunu benim cazda en sevdiğim şeylerden biri. Ama hiç şüphesiz en çok etkilendiğim an Rawicz’in ekip arkadaşlarını izlerken aldığı keyfi gözlemlememdi.

Müziği ne kadar sevdiğini mimiklerinden, başını geriye doğru yatırıp tempo tutuşundan ve iyi bir piyano solosu duyduğunda gözlerinin içinin gülüşünden anlayabiliyorsunuz. Müzik ona kendisini gerçekten iyi hissettiriyor ve ilerleyerek devam edeceği aşikar. İçinde yer alacağı oluşumlar ve plak şirketleri ona izin verdiğince güzel işler üretmeye devam edecek yada sıfırdan kendi yolunu yeniden çizecek. Zaman gösterecek.

Konserde, Incantation albümünden ve bu yaz kaydedilmiş muhtemelen gelecek yıl raflarda yerini alacak albümünden parçalar dinledik. Albümün açılış parçası Vodoo’yu çalmaya başladıklarında enerjinin doruk noktasına çıktığını hissetmiştim. Groovy bas, serbest stil davul ve lirik piyano icrasının önünde gürül gürül başlayıp biten genç bir nefes bir araya gelmişti. Müzik onların kendi dilleriydi ve bu dili çok iyi konuştuklarını duyabiliyordum. Öylesine organik şekilde çaldılar ki, sonsuza kadar doğaçlayacaklarmış gbi düşündüm. Asaf Sarkis’in Vodoo’daki davul solosu uzun süredir duyduğum en yaratıcı davul sololarından biriydi. Bu arada Vodoo’nun bir streaming service’in adı olduğunu da belirtelim.

Piyanist Ivo Neame’i Phronesis döneminden tanıyan ve seven bir müziksever olarak onu tekrar sahnede izlemekten büyük keyif aldığımı belirtmek isterim. Phronesis’in bir daha bir araya gelmeyeceğini biliyoruz ama Neame’i son solo albümü Glimpses of Truth’da ve yeni topluluğu Shijin ile dinlemenizi tavsiye ederim.

Rawicz’in ilk albümünü Bandcamp üzerinden imzalı olarak satın alabilirsiniz. Yeni albümünde yer alacak ve babası için yazdığı bir ballad olan Middleground, gelecek albümünün de ilk albümü gibi güzel olacağının göstergesi.

Rawicz’in Akbank Caz Festivali sahnesi sona erdiğinde, adet olduğu üzere konser sonrası sanatçılarla sohbetimiz için fuayedeyiz. Uzun süredir tanıdığım ve tecrübelerini cömertçe paylaşmaktan çekinmeyen bir müzisyen olarak bilgi alışverişi yapmaktan keyif aldığım saksofon üstadı Yahya Dai ile beraberdim. Dai’nin çok inanarak sürdürdüğü Spotify’ın sanatçı emeğini sömüren işleyişine karşı bir duruşu var. Spotify’ı binlerce dinlemeye sadece 1 dolar kazandıran bir emek sömürücüsü olarak görüyor. Yahya Dai, günümüzün mekanikleşen dinleme alışkanlıkları çağında sisteme karşı öfkeli bir müzik emektarı. Konsere gittiğinde imkan bulabilirse fiziksel kopya satın alarak sanatçıya destek olmaya çalışıyor. Eğer satın alamazsa Itunes üzerinden albümü satın alıyor. Bu örnek duruşunun müzik piyasası ve dinleyiciler arasında yaygınlık kazanmasını diliyorum.

Fiyatların arttığının farkındayım. Ama aynı zamanda, fiyatlar ne olursa olsun, insanların haklı olarak sosyal hayatlarından ve hobilerinden feragat etmediklerinin de farkındayım. Hal böyleyken, biz gerçek müzikseverler, müzisyenlerin geçimlerinin devamlılığını sağlayamazsak sevdiğimiz nitelikli müzikten mahrum kalma tehlikesi ile karşılaşabiliriz. Konser sonralarının olmazsa olmazı hatıra fotoğrafımızda, Neame ile 10 sene önce sahne paylaşmış Ozan Musluoğlu ile de bir aradayız.

Umarım Rawicz’i ülkemizde yeniden izleme şansı bulabileceğiz. Gelişimini izlemek büyük keyif verecek.

Burak Sülünbaz

Co-Founder, Jazz Writer // Kurucu Ortak, Caz Yazarı

Burak Sülünbaz 'in 87 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Burak Sülünbaz ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir