Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    VİTRİN

    Yaz için Caz (Rüzgar hafif hafif eserken)

    Turgay YalçınBy Turgay Yalçın6 Ağustos, 2025
    Yaz için Caz

    Birkaç gün önce avare dolanırken sosyal medyada, Buket Uzuner’in gönderisine denk geldiğimde, evde müzik dinlemek için girdiğim odada, boncuk boncuk terliyordum. Alıntıladığı cümle, serzenişlerimi edebi olarak dile getiriyordu: “Yaz, her yıl geçmesi beklenen bir hastalık gibidir.” (*)

    Eskiden olsa şiddetle karşı çıkardım, kış zenginlerin, yaz fakirlerin derdim ama bir süredir yaz aylarını zor atlatıyorum, gençken gelsin diye beklediğim mevsim artık geçsin diye sızlanıyorum. Heyhat, insan bedeni yaşlanıyor, yaz mevsimi de -acımasız- her geçen yıl daha sıcak geçiyor. Neyse ki geçiyor…

    Deniz var, havuz var, yayla var, klima, vantilatör, duş var, serinleyebiliriz, diyenler çıkacaktır; var olmasına var da bunlar yaz hastalığına karşı pansuman işlevi taşımaktan öteye geçmiyor. Daha da önemlisi, tüm bu tedavi araçlarına herkesin her an erişimi yok.

    Sızlanmayı bırakıp asıl meseleye geleyim. Ben de -birçoğunuz gibi- böyle zamanlarda hayata daha gevşek bakıyorum, ciddiyetten çok uzaklaşmasam da, yaptığımı -o artık her ne ise- daha havai şekilde ele alıyorum. Bu önermeyi açabilirim ama şu sıcakta gereği yok, iyisi mi örnekleyeyim. Daha hafif müzikler dinliyorum. Yaza uygun şarkılar veya icralar diye de okuyabilirsiniz bu yazdığımı. Bir çeşit yaz için caz seçmeleri yapıyor, onları fona atıp serinlemeye çalışıyorum. Sıcağı azaltmasa da tahammülü arttırdığını söyleyebilirim. Hazmı kolay müzikler olduğunu ima ederek sizi yanıltmak istemem, festival direktörü -hâşâ ve kellâ!- olmadığım için seçimlerimin cazlığından şüphe etmeniz yersiz olur; hatta bazıları yorumcularının şahikaya erdiği türden…

    Enerjimi toplayıp, bu yazı ile bazılarını, lafazanlıklarım eşliğinde okuyucularımıza sunmayı istedim. Umarım sizi keyiflendirir.

    Yaz için Caz

    Once Upon a Summertime

    Fevkalade iyi caz piyanisti olması bir kenara, sinema için yaptığı müziklerle tanınan (The Umbrellas of Cherbourg 1965, The Thomas Crown Affair 1968, Yentl 1983) Michel Legrand‘ın ölümsüz bestesi Once Upon a Summertime. Orijinal adı La valse des lilas (Leylakların Valsi). Johnny Mercer İngilizce söz yazıp Tony Bennett tarafından seslendirilince halkın sevgisine mazhar olmuş. Miles Davis‘in Quiet Nights albümünde Gil Evans düzenlemesiyle yorumlanınca caz repertuvarına girmiş ki şuraya tıklayıp dinlemenizi hararetle tavsiye ederim. Sonra da Oscar Peterson’dan Bill Evans’a piyanistlerin, Sarah Vaughan’dan Carmen McRae’ye, Betty Carter’a vokalistlerin gözdelerinden biri haline gelmiş. Bağlama hangi yorumun uyacağı sorunsalı beni yordu. Eşlikçisi büyük, çok büyük ve son analizde erişilmez Bill Evans ve üçlüsü olunca Monica Zetterlund‘ınkini atlamamak lazım; keza The Drummonds grubuyla kaydettiği aynı isimli albümdeki Renee Rosnes’inkini de… Yazının girişinde vokal olsun dedim ve yorumundaki derinlikten ötürü Ian Shaw’u tercih ettim.

    Summer Breeze

    Seals & Crofts şaheseri Summer Breeze, adının anıştırdığı hissiyatı doğrular nitelikte, apansız ortaya çıkan yaz esintisi tadında bir şarkı. Pop caz akımının soyluları George Benson ve Al Jarreau, şarkıyı mümkün mertebe caza yakınlaştırıyorlar; yorum tatlı tatlı akıyorken, caz gitarının son büyük stilistlerinden Benson şarkının orta yerine kendisinden beklenen akıcılıkta ve ustalıkta bir solo bırakıyor ve esmeyi bıraktığında hiç esmemişçesine unutulan meltem misali, yorum da sona erdiğinde hafızadan hızlıca siliniyor. Yaz için caz biraz hafif olacak demiştim yazının başında; bu yorum bir hayli hafif ama keyifli.

    Summer in the City

    Adı sizi yanıltmasın, şarkı, 60’ların ünlü Kanadalı-Amerikalı rock grubu Lovin’ Spoonful’unki değil, ki o da pek şekerdir. Seçkiye aldığımız Summer in the City, liderliğini Mark Reilly’nin yaptığı, İngilizlerin nevi şahsına münhasır grubu Matt Bianco’nun versiyonu. Yer aldığı albüm, grubun eklektik müziğini yansıtıyor, Gravity her telden esiyor ancak tenor saksofonda Dave O’Higgins, piyanoda Graham Harvey ve trompette Martin Shaw gibi adanın müthiş caz müzisyenlerinin mükemmel tınlayan ensemble pasajları ve zımba gibi soloları ile Summer in the City, dinleyiciye yaşam sevinci verecek, başını döndürecek derecede (“Summer in the city/ Feeling kinda dizzy”) dinamik bir hard bop icrası.

    Broken Bicycles

    Broken Bicycles yaz mevsimine dair yazılmış şarkıların en güzellerinden biri. Francis Ford Coppola’nın en az hatırlanan filmlerinden biri, One from the Heart müzikali için Tom Waits’in yaptığı müzikler içinde yer alıyor. Biten yazın ardından terk edilmiş, gidonu paslanmış, zinciri kopuk bisikletler, bir zamanlar jantların tellerine tutuşturulan, şimdi çimlerin üzerinde iskeletler gibi yatan iskambil kartları. Bir anda değişen mevsim ve biten bir aşk. (“Verdiğin her şey bende yaşamaya devam edecek/ Kırk dökük olsalar da atmayacağım onları”). Norveçli şarkı yazarı, şarkıcı Rebekka Bakken, tümüyle Tom Waits bestelerini seslendirdiği Little Drop of Poison albümünde yorumluyordu bu eşsiz şarkıyı. Aşağıya şarkıyı, şuraya albümün tamamını bırakıyorum; sizin yerinizde olsam bu listeyi bir kenara bırakır albümün tamamını dinlerdim. Ne de olsa Tom Waits, adam katıksız şair, adını duyar duymaz hazırola geçmemiz lazım.

    Indian Summer

    Kuzey yarımküredeki ülkelerin çoğunun kültüründe karşılığı var; haliyle bizde de var: pastırma yazı. Bir çeşit son görümlük. İşgalci beyazlar tarafından üretildiği kesin olsa da, deyimin Amerikan yerlilerinin kültüründen devşirildiğini düşünmek için çok sebep var. Bestecisi Alman asıllı Amerikalı Victor Herbert. Standartlar kitabına giren başka bestesi olmamışsa da Indian Summer, bestecisinin Songwriters Hall of Fame listesine alınmasına yetecek denli sevilmiş, cazcılar tarafından (Hawkins, Getz, Brubeck, Desmond, Akiyoshi, Bley, Ellington…) sık yorumlanmış bir parça. Birbirinden güzel yorumların arasından, gitarist Roni Ben-Hur’unkini seçkiye alıyorum; trompette Jeremy Pelt serin tonu ve mükemmel cümleleriyle bestenin adının çağrıştırdıklarını adeta görselleştiriyor.

    Estate

    İtalyancada yaz anlamına gelen Estate ya da Odio l’estate (Yazdan nefret ediyorum), şarkıcı, besteci, piyanist Bruno Martino’nun bestesi. Kendisi söylediğinde memleketi hariç pek ilgi görmemişse de, bossa nova stilinin mucidi João Gilberto el atınca şarkı bir anda hit olmuş. Jon Hendricks’in yazdığı sözlerle In Summer ve Joel E. Siegel’ın sözleriyle Estate olarak anılmaya başlamış ve caz aleminin ilgisine mazhar olmuş. Çok yorumu var ama enstrumental olanlardan öncelikle Michel Petrucciani’ninkini tavsiye ederim. Seçkiye ise bestecisinin milliyetine binaen İtalyan saksofoncu Pietro Tonolo’nunkini alıyorum. Su gibi akan bir balad.

    The Summer Knows

    Yine bir Michel Legrand mücevheri. Yönetmenliğini Robert Mulligan’ın yaptığı, 1971 tarihli, orijinal müzik de dahil dört Oscarlı Summer of ‘42 filmi için bestelediği tema müziğinin sözlerini, efsanevi Marilyn ve Alan Bergman çifti yazmış. Beste Grammy ödülünü de kapmış. Takip eden yıllarda söylemeyen kalmamış, Bennett, Sinatra, Streisand, Vaughan… Cazcılar durur mu? Peterson, Evans, Thielemans, Benson… Bu sade ama etkileyici bir melodik yapıya sahip şarkının dokunulmadık yanını bırakmamışlar. Bu seçkide adalılara iltimas tanıyor gibi olacağım ama İskoç saksofoncu Tommy Smith, mükemmel tonlaması ve vurguları ile ana melodinin olanca güzelliğini ortaya koyuyor. Piyanoda Brian Kellock’un kusursuz eşliğini de atlamamalı.

    The Things We Did Last Summer

    Biten bir yaz aşkı için yazılmış bir başka şarkı daha. Bu temanın çokluğundan anlamalıyız ki yaz biraz da aşk demektir lakin çoğunluğu bitmeye mahkumdur; kendinize buna göre pay biçin! Şarkı, Broadway’in en önemli bestecilerinden Jule Styne ve şarkı sözü yazarlarından Sammy Cahn imzalı. The Things We Did Last Summer, Jo Stafford sayesinde ünlü olmuş, diğerleri takip etmiş. O dönemden, Sinatra ile Dean Martin’in ve yakın zamanlardan Michael Feinstein’ın kayıtları da enfes. Tercihimi, mükemmel tuşeli piyanist Champian Fulton ile swing döneminin günümüzdeki en önemli temsilcisi Scott Hamilton’ın canlı kaydedilmiş yorumu lehine kullanıyorum.

    Too Darn Hot

    Sıcak, çok sıcak, daha da sıcak olacak! Kahrolası asfalt eriyecek, kediler kaldırımda mahsur kalacak. Evet, çok sıcak! Öp beni Kate! Öp! Süzme bal o dudaklara; öp öp öp öp doyamadım!

    Ann Miller, 1953’de, aynı adlı Broadway müzikalinden uyarlanan Kiss Me, Kate filminde söylediğinde yer titrediyse de, Ella Fitzgerald şarkıyı Cole Porter Song Book albümünde yorumladığında caz alemi bir hayli sarsılmış olmalı. Too Darn Hot yorumu hala dokunulmazlar arasındaki yerini koruyor. Bu seçkideki yaz aşklarının anlattığının aksine, sıcağın, çok sıcağın insanın içindeki isteği öldürdüğünü anlatıyor şarkı. Karakterimizin canı çok şey istiyor, sevdiğinin koynunda uyumak istiyor ama çok sıcak! Ella öyküye öyle bir sahicilik katıyor ki, vazgeçtiği için ayıplayamıyoruz, çünkü çok sıcak. Yarin koynundan vazgeçirecek kadar sıcak olduğuna bizi inandıracak başkaları da çıktı sonraları; Janis Siegel, Claire Martin, Sara Gazarek, Fay Claasen ve diğerleri… Ama Stacey Kent kadar koket, şımarık, cilveli, işveli söyleyene denk gelmedik. Şarkı kitabının en hot parçasını böylesine cool söylemek alkışı hak ediyor.

    Summertime

    Bir köşede -ama alelade birinde değil, diyelim ki Zorlu Center’ın ana kapısının yanında, korumaların pis bakışları altında- dursak ve dışarı çıkanlara Summertime desek, çoğunluk cazzzzz diye karşılık verir. Bunu sağlayanın, şarkının bestecisi George Gershwin değil, esasen Ella Fitzgerald ve Louis Armstrong olduğunu rahatlıkla iddia edebilirim. Ederim çünkü o yorum, şiirin ağırlığını kaybetmeden müziğin görkemini ortaya koyuyor. Parça son 90 yılda binlerce kez kaydedildi, sayısız kez sahnede yorumlandı. Sadece salon şarkıcıları değil, rock, punk, funk grupları, swing, bop, free ve bilimum caz akımına kapılmış müzisyenler içini dışına çıkardılar. Enteresan olan şu ki, müzikseverler bunca denemeden sonra yeni bir Summertime yorumu işittiklerinde kayıtsız kalamıyorlar. Klasik kavramının hakiki manasının örnekliyor Summertime. Oysa bir aşk şarkısı değil, bir çeşit spiritüel, zorlarsak bir ilahi. Yaz mevsiminin getirdiği bereket, kahramanımızı erişilmez bir düş alemine yollar; zaten o düşsel hayata sadece düşlerde ulaşılabilir: “Yaz mevsimi. Ne kolaydır yaşamak. Derelerde balıklar zıplar, pamuklar boyu aşar.”

    Şarkının farklı kültürlerde benimsenmesini sağlayan temel unsur müziğinin sadeliği ve blues köküne dayanması olduğu kadar, aşağıdakinin, ezilenin düşünü anlatıyor olması. Köklere, tüm kimliklerimizden sıyrıldığımız aleme dönüş bir nevi. Farkında olalım, olmayalım biz bu nedenle seviyoruz bu şarkıyı…

    Dark Blue Notes’da Vitrin
    Turgay Yalçın’ın Dark Blue Notes’daki diğer yazıları

    Al Jarreau Brian Kellock Bruno Martino Buket Uzuner Caz Champian Fulton Ella Fitzgerald George Benson George Gershwin Ian Shaw Jazz Louis Armstrong Mark Reilly Matt Bianco Michel Legrand Pietro Tonolo Rebekka Bakken Roni Ben-Hur Scott Hamilton Stacey Kent Tom Waits Tommy Smith
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleAnekdotlarla Miles Davis
    Next Article Led Zeppelin ve Ağır Abi Peter Grant
    Turgay Yalçın

      Yayın Yönetmeni, Kurucu Ortak, Yazar, Radyo Programcısı.

      Related Posts

      İki müzisyen, iki enstrüman ve bir ömürlük zarafet

      11 Haziran, 2026

      Harvie S ve zarif geri dönüşü: Bright Dawn

      11 Haziran, 2026

      Kenny Barron: So Many Lovely Things: Live in Brecon (Elemental 2026)

      11 Haziran, 2026
      Yazarlar
      Kimiz?

      Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

      DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

      Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

      İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

      Yazıların telifi yazanlara aittir.

      Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

      Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

      Reklam: [email protected]

      Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

      Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

      Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

      Kanalı Görüntüle