2025’i başka türlü uğurlayalım istedik, müziği hayatının merkezine koyanlara, müzisyenlere, yazarlara, organizatörlere, işletmecilere, dinleyicilere, söyleyeceklerinin muteber olacağına inandığımız kişilere başvurduk; bitmek üzere olan yıldan kendilerine kalanı, kendilerinden başkalarına kalanları, 2025’i müzikal açıdan nasıl geçirdiklerini yazmalarını rica ettik. Yazar, seslendirme sanatçısı, oyuncu, sunucu, yapımcı YEKTA KOPAN bizi kırmadı, 2025’de müziğin yaşamındaki yerini, yılın müzikal açıdan nasıl geçtiğini yazdı.
■
2025 caz için “yeniden canlı, yeniden sahici” bir yıl oldu. Ekranlardan ve yazılımlardan taşan gürültünün ortasında, caz sahnesi “kulakla gözün aynı anda ikna olduğu” o eski büyüyü hatırlattı.
Türkiye’de hem kulüp hem de festival sahneleri bu canlılığa değerli katkılarda bulundu. Sahneler canlandıkça ve orantılı olarak izleyici yoğunluğu yaşandıkça üretime de cesaret geliyor. Bu cesaretin daha fazla sponsor desteği alması gerekiyor. Bence yakın gelecekte sponsorlar da bu “sahiciliğin” daha çok farkına varacak.
Lokal sponsorlukları “uyandırmak” için biraz dünyadan bilgi vermek gerekiyor belki de. Montreux Caz Festivali yıl sonuna doğru rakamlar açıkladı. Ana sahnelerde (biletli sahneler) ortalama doluluk %92, toplamda 25 akşam “sold out”, göl kıyısındaki etkinlikler dâhil 250 bini aşkın katılımcı. Bu rakamları marka tanınırlığı, kurumsal iletişim yeteneği, mekân-hafıza etkisi ve kamusal birliktelik üzerinden okumak gerekiyor elbette. Türkiye’deki markaların “uzun soluklu ve sürdürülebilir” marka konumlandırması için nerelere bakması gerektiğine iyi bir örnek.
Benzer bir tablo Rotterdam’dan geliyor. NN North Sea Jazz hâlâ dünyanın en büyük kapalı alan caz festivali. Program toplam 16–17 sahnede üç güne yayılıyor ve yıllık katılım 80 bin bandında. “Tek biletle tüm keşifler” kurgusu, gezgin caz dinleyicisinin ritüelini diri tutuyor. Bu verilerden yola çıkarak başta İstanbul olmak üzere, tüm şehirlerdeki “sahne” problemine de dikkat çekmek gerekiyor. Sahne ve teknik yeterlilik…
Bir de ülkemizde hep tartışılan “programlar” sorununu aşmak gerekiyor. “Bu da caz mı?” diyenlere cevap Atlantik’in öbür yanından Newport Caz Festivali sanat yönetmeni Christian McBride’dan geliyor: “45–50 setin tamamı akustik, düz-caz olmaz artık” diyen McBride’ın tespiti, türün canlı kalma stratejisini açıklıyor. Program caz ya da komşu müziklerle oluşabilir. Önemli olan özü unutmamak. Cazın özü doğaçlamada ve çevresiyle kurduğu akrabalıklarda oluşuyor. Burada önemli olan “sahici” olmak. Yani algoritmik benzerlikler değil, sahnede kurulan benzersizlik.
“2025, cazın dijital hızlanma çağında ‘yavaş dinlemenin’ sanat olduğunu hatırlattığı yıl olarak kalacak.”
Peki dinleyici ne istiyor? Live Nation’ın 40 bin kişiyle yürüttüğü araştırma, dinleyicilerin %93’ünün dijitale kıyasla gerçek yaşam deneyimlerini aradığını gösteriyor. Dinleyici/seyircilerin %80’i parasını ürün yerine deneyime harcamayı tercih ediyor. Müzik dinleyicisinin nabzı bu: Dünya, müziği sahada yaşamak istiyor. Bu eğilim, caz sahnesini çok daha güçlü ve üstün kılıyor.
Peki cazın üstünlüğü nerede? Bir: Doğaçlama, her konseri tek seferlik olaya dönüştürüyor; tekrarı yok. İki: Akustik enstrümanların mekânla kurduğu ilişki (salonun nefesi, ahşabın tepkisi) dijitalde simüle edilemeyecek kadar karmaşık. Üç: Caz, “dinleyici olarak benim katılımımı” talep ediyor; bu, pasif tüketimi değil, aktif karşılaşmayı kışkırtıyor. 2025’in festival ve kulüp verileri gösteriyor ki, insanlar tam da bunu istiyor: Sahici, kopyalanamaz, şimdi ve burada.
Bence önümüzdeki yıllarda müziğin “deneyim” etkisi ve kültürel dalgası artacak. Sponsorlar bu “kültürel etki” metriğini kaçınılmaz olarak ciddiye alacak. Analog ritüellerin artması (plak dinleme, kulüpte performans dinleme) caz sahnesindeki üretimi artıracak. Caz ile bitişik hatlardan “içeri giren” genç caz dinleyicisinin sayısı artacak. 2025, cazın dijital hızlanma çağında “yavaş dinlemenin” sanat olduğunu hatırlattığı yıl olarak kalacak.

■


