Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    GÖRÜŞ

    Türkiye’de Caz Neden Şöyle Böyle?

    Mert ÇakırcalıBy Mert Çakırcalı27 Nisan, 2025

    Cevabı baştan vereyim: Bilmiyorum. Ama fikirlerim var. Türkiye’de yapılan cazın “şöyle böyle” bir caz olduğunuysa bir önkabul sayıyorum.

    Caz aslında bütünün içinde özel -tekil- olmakla ilgilidir. Birbiriyle anlaşabilen -ya da çatışma içinde olan- tekilliklerin yarattığı bir bütünlüğün eseridir. İsyanın müziği olarak ortaya çıkmıştır ama bu kök etnik, teknolojik, psikanalitik -bilinçdışı- ve daha başka köklerle desteklenip türlere ayrılamayan, girift, dallı budaklı haline kavuşmuştur. (Bugün Wynton Marsalis’in tutucu anlayışı da, Charles Lloyd’un uhrevi konu ve tarzı da, Dhafer Youssef de, John Zorn da ve dahası da cazın sınırlarının farklı uçlarındadır, bunların hepsi caza farklı şekillerde yaklaşıp ona kendilerinden bir şeyler katmaktadırlar.)

    Doğaçlama zaten en büyük kaynağı ve aracıdır. Haliyle bir modernite ürünüdür. Modernisttir. Yani modern çağın içinden modern çağa bir küfürdür. Modernitenin kendisine, ruhuna karşıdır. Zamanın ruhunu reddederek daha insani -kavramla zehirlenmemiş, saf- bir şey inşa etmek ister. Romantiktir. Eleştireldir. Gündelik yaşama başkaldırır.

    Caz müzisyeni ya da dinleyicisi kendini ve zihin dünyasını herkese açamaz. Her ikisi de hayatını -başka şeylerle birlikte- bu müziğe vakfetmektedir. Günleri, gündemleri, konuları, kafalarının içindekiler buna göre şekillenir ve bu iç dünya ayrıcalıklılığı dış dünyayla iletişimlerini etkiler. (Hattâ bu, onları apolitik kılabilir. Konfor alanlarından çıkmak istemeyebilirler. Ama bizimki gibi ülkelerde boylarından büyük işlere kalkışırlar da iktidar tarafından hedef bellenirlerse, etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyip onurları ve diğerlerinin hayatları pahasına ayrıcalıklı hayatlarına geri dönmeyi seçebilirler. Çünkü kaybedecek çok şeyleri vardır. Benmerkezcilerdir. Bu yüzden belki de cazcılık daha stabil ülkelerde daha bir makbuldür.)

    Caz bugün bir yüksek sanattır. Bir noktada siyahilerin tekelindeki isyanın müziği olma özelliğini yitirir, önce büyük orkestralar ile kitle eğlencesinin -Frankfurt Okulu’nun cazı horgören filozofu Adorno cazın bu dönemine denk geldi- müziği olur, zamanla estetik kaygıların yoğunlaştığı bir alana yönelir ve geçirgen bir müzik türü olmaya doğru evrilmeye başlar. Avrupa’ya, gittikçe Doğu’ya açılır. Dünya müzikleriyle birleşip harmanlanarak evrenselleşir. Adorno ne Brad Mehldau’yu dinledi, ne Paolo Fresu’yu, ne de Tord Gustavsen’i.

    Caz tüm bu dediklerime rağmen her kesimden insana maddi olarak açık bir sanattır. Bileti en ucuz konser caz konseridir. En ucuz kulüp caz kulübüdür. Çünkü amacı statü ya da duygu satmak değildir. Müzikle hemhal olmak isteyen insanları bir araya getirir caz konserleri ve kulüpleri. Ses tüm canlı dünyasında alan yaratma, koruma ve sınır belirtme özelliğine sahip olan soyut bir bariyer görevi gördüğü için dışarıdan bu sesi duyan, zaten, kendini bu soyut sınırın içinde hissederse içeri girer. Yani burada evrimsel, zihinsel bir durumdan söz etmek de mümkün.

    Caz, onun alımlayıcısı olmayı seçmiş -ya da ona yazgılanmış- herkesi değiştirir ve dönüştürür. Özelliğinin ve tekilliğinin farkına vardırır. Ve bu şekilde kendinden büyük bir bütünün bir parçası olduğunun. Başka tekilliklerle mecburen iletişime geçirir. Dolayısıyla böyle bir diyalektik içinde caz insanı bir kez daha insan kılar. Bu cazın kendisinin hikmeti olmaktansa duyuların en soyutu olan işitmenin ve sanatların en soyutu olan müziğin -organize sesin- işlevidir. Yani keramet sesin nasıl kullanıldığı ve alımlandığında.

    Bizde çeşitli tarihsel, ekonomik, sosyolojik sebeplerden ne özel -tekil- ne de bütünün içinde uyumlu bir parça olmanın hakkı verilebiliyor. (Trafiğimize bakılırsa ne demek istediğim belki daha iyi anlaşılır.) Bu yüzden caz performansı bizde kaprisli bir öne geçme kavgasıyla, kibrini gizleme güdüsü içinde tedbiri elden bırakmayıp tam öne çıkamama, kendini koyverememe durumu arasında gidip gelen güçsüz, ürkek ve sönük bir çalış stiline kurban gidiyor. Çoğunlukla ikinci durum gerçekleşiyor.

    Tabii ülkemizde çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da alışılagelmiş yapısal sorunlar var. Devlet ya da özel kuruluşlar bu işe yeterince ağırlık veriyor mu? Adı caz festivali olan festivallerdeki konserlerin kaçı caz konseri? Bu festivaller yerli cazcılarla yabancı cazcıları buluşturabiliyor mu? Genç müzisyenlere yeterince ilgi ve destek veriliyor mu yoksa bu “genç programları” yalnızca birer duyarlılık -youthwashing- gösterisi mi? İlkokul, ortaokul ve liselerdeki müzik öğretmenleri caz diye bir müzik türü olduğundan haberdar mı? Kaç üniversitede caz bölümü, programı var? Bu bölümlere, programlara ne kadar bütçe ayrılıyor, bunlarda kaliteli hocalar istihdam ediliyor mu, kaç hoca istihdam ediliyor? Türkiye’de kaç caz radyosu ya da caz programı yapan kaç radyo var ve bunlar ne kadar dinleniyor? Restoranlarda, otellerde, havalimanı salonlarında neden “yerli ve milli” caz müzisyenlerimizin müziği değil de birbirinin-aynısı-telifsiz-şeyler playlisti çalıyor? Türkiye’de eleştiri hakaret olarak mı algılanıyor? Türkiye’nin kültür sanat kuruluşlarının yöneticileri -bunlara artık politbüro diyorum- kaç yıldır yöneticilik yapıyorlar? Bu insanlar yerlerini kendilerinden sonrakilere ne zaman bırakıp da danışmanlıklarla yetinecekler? Bu insanların mevcut ya da genel iktidarla paralellikleri neler? Bu insanlar kaç kişinin yolunu tıkadı, kaç kişiyi küstürdü, kaç kişinin hakkını yedi? Sorular bitmez.

    Türkiye’de caz dinlemek birtakım insan için bir statü kanıtıyken birtakım insan içinse yaşam stili paketinde hazır gelen ve kaptırıp gidilmesi kaçınılmaz olan bir şey. Caz hem pek çok alem gecesine müthiş bir eşlikçi, hem odyofillerin sistemlerini dinlemeleri için bir araç, hem ortamlarda caka satmak için “geçen Touche’de konserdeydik” cümlesinin gizli nesnesi, hem de gerçek caz dinleyicisinin belki de her gün karşılaştığı “gerçekten caz dinliyor musun, canın İbrahim Tatlıses çekmiyor mu hiç?” benzeri sorulardan anlaşıldığı gibi ortalama insanın bilincinde sıkıcı, yüksek ve ulaşılmaz konumda bir sanat türü.

    Geç Osmanlı döneminde izlenimci resim elli yıl geç geldi. Sonra Andre Lhote ve Fernand Leger atölyelerinde kübizm öğrenildi ve Nurullah Berk gibi bazı sanatçılar, Batı soyut dışavurumculuğu tartışırken -sanatın merkezi Paris’ten New York’a kaymasına rağmen bizimkiler hala Paris’e giderken ve daha yıllarca da gidecekken ve estetik modernizmin tasfiyesi yoldayken- ve hatta onu bile aşmaktayken kübist resim yaptılar. Ama mesela varoluşçu edebiyat Ferit Edgü ve Demir Özlü gibi yazarlar ile organik bir şekilde oluşup yerleşti. Yani bizim dışımızda oluşmuş bazı süreçleri, ama erken ama geç, kendimize ait duruma getirebilmişsek de, bu bize ait kıldıklarımızı dünya sahnesinde asıllarıyla rekabet edebilecek duruma getiremedik. Getiremezdik de çünkü ortaya gerçekten yeni ve farklı bir şey koymuyorduk. Cazımızda da durum farklı değil.

    Bence asıl değerli olan işler; kendimize, buralara ait olan müziği caz ile harmanlayabildiğimiz ender işler. Jazz Semai bu doğrultuda naif bir denemeydi. Sevda, Oriental Wind, Zikir, Black Sea gibi özgün işler yapıldı. Sonra Önder Focan’ın Swing Ala Turc albümü. Authentic Anatolian Project. En günceli, Evrim Demirel’den Kadim -Makamsız Project. Bunlar istikrarlı bir şekilde yapılmaya devam etseydi belki de bugün Hint Cazı, Raga Caz, Arabesk Caz, Nordik Caz gibi Türk Cazı da olacaktı dünya için. (Birkaç paragraf önce trafikten bahsetmiştim. Bakın Hint trafiğine, nasıl da kendi içinde kaotik bir biçimde organize.) Ama saydığım ve dahası işler egzotik birer esinti olarak kendi zamanlarında estiler ve geçtiler. Yerleşmediler. Zakir Hussein, Kadri Gopalnath, Rudresh Mahanthappa gibi dünyada sürekli sirkülasyon halinde olan isimler yetiştiremedik.

    Hrant Lusigyan, Arto Haçaduryan gibi bazı Ermeni müzisyenler ve bunlarla çalışan Cüneyt Sermet ve Arif Mardin gibi öncü isimler maddi manevi imkansızlıklardan yaptıkları işleri ya bırakmak zorunda kaldılar ya da yurtdışına gittiler. Bu isimlerin açabileceği yollar başından tıkandı. Bunlar dışında yapılan caz da çoğunlukla vokal ve soft’tu. Vokal olmayan caz da çok geç yapılmaya başlandı. Denir ya, kilise müziği, polifoni, vs. Böyle bir kültürün içine doğmak ve onun içinde yetişmek başka bir şey. Ama bu zenginlikler ülkemizin elinin tersiyle itildi. Ve işte o müzik dili Türk müzisyenler tarafından çok sonradan öğrenildi. Bu savları da artık ezberledik ama bence yeterince özümseyemedik.

    Maffy Falay, Deniz Yüksel Abalıoğlu’nun Maffy’s Jazz belgeselinde Şükrü Tunar’ın plağını koyup kendinden geçiyordu. Ama ondan, kendi müzik pratiğinde ne kadar etkilendiği sorusunu yanıtlayamıyorum. Yani biz kendi geleneğimizden ne kadar haberdarız, onun içinde ne kadar yetişiyoruz ya da ondan ne derecede keyif alıyoruz ki kendi geleneğimizi cazın içine instile edebilelim, bundan da öte, kendi geleneğimize ne kadar içten bir isyan besleyebiliyoruz ki onun sınırlarının dışına çıkıp ona karşı yeni bir şey yaratabilelim? Burada Melih Cevdet Anday ile Atilla İlhan’ın “bizim klasiklerimiz yoktur” tartışmasına yaklaşıyoruz ki, boyumu aşacağından girmeyeceğim.

    Bugün bazı müzisyenlerimiz reklamlarda oynayışını aile babası olup, politik duruşu olmamasına bağlarken yalnızca odyofilleri mutlu eden albümler yapıyor. Bazılarıysa Instagram’da, beyazlaşmaya çalışan türklere cazın en önemli on albümünü öğreterek onları müzikal bir ihya yolculuğuna çıkarmaya çalışıyor. Burada asıl soru şu: Ben caz standartlarını orijinal kayıtlarından ya da bu işin menbaından gelen müzisyenlerden dinlemektense niçin bu müzisyenlerden dinleyeyim? Yeni bir yorum, bir yaklaşım mı koyuyorlar ortaya? Burada yeni ya da farklı ne var? Yeni ya da farklı bir şey olmak zorunda mı? Bence en azından bu konuda zorunda. Amerika’da her yıl on-on beş tane nefis standart caz albümü zaten yapılıyor. Bizdeki bu devalüasyon ve enflasyonu neye borçluyuz ve buna gerçekten ihtiyacımız var mı? Bunu talep eden var mı? Bunları dinleyen var mı?

    Bunca laf ettikten sonra şöyle temel sorular geliyor aklıma: Türkiye’de cazın tam teşekküllü, teşkilatlı, ayakları yere basan bir biçimde yapılması şart mı? Bu yampiri halimiz neyime yetmiyor? Neden, eyvallah, deyip de oturamıyorum yerime?

    Az sonraysa Ali Perret’in Nardis’teki D.U.D.U.‘suna denk geliyorum YouTube’da. Oriental Wind’in Burak Bedikyan’lı, Aydın Börücü’lü, Çağdaş Oruç’lu versiyonuna. Ve böyle unutulmuş işlerin Türkiye’de yapılabilecek müziğe dair nasıl bir potansiyeli kanıtladığını görüyorum. İç çekiyorum.

    Zaten küçük olan caz dünyamızı yermek değil amacım ama, onu haksızca yüceltmek ve samimiyetsizce övmek gibi bir görevi üstlenecek de değilim. Gördüğümü, hissettiğimi yazıyorum. Bunlar olur da birilerinin kulağına giderse, hasbelkader birileri açar da okursa, abilerim, ablalarım hemen alınmasınlar, kızmasınlar, gençliğime, delikanlılığıma falan versinler… Gerçi alınırlar mı bilmem. Belki “çoluk çocukla mı uğraşacağız” deyip hayatlarına devam ederler. Alınmakla bunu yapmak arasında bir sürü başka seçenek de var tabii.

    Bu yazı için üç alternatif son hazırladım. Kendinize uygun olanı seçip, beğenip alabilirsiniz:

    ■ Yani, Türkiye’de cazın şöyle böyle olması, Türkiye’de başka birçok şeyin de şöyle böyle olmasından bağımsız değil.
    ■ “Derdini seveyim! Zamanı mı şimdi?” diyebilirsiniz ama Türkiye’de cazın bu durumda olması sanıldığından çok daha bütünsel bir şeye işaret ediyor ve bu, bir başka büyük resmin yalnızca bir detayıdır. Kulak vermeli.
    ■ Finansal ve ekonomik kültür için YouTube’dan izlediğim Tunç Şatıroğlu bir videosunda ekonomist Keynes’in bir hikayesini anlatmıştı: Bir gün hocaya sormuşlar, “borsa bugün neden düştü?” diye. Hoca da demiş ki “bugün satıcılar, alıcılardan fazladır.” Yani bazen bütün açıklamalar boşa düşer.

    Keşke yazmasaydım bu yazıyı.

    ■ Mert Çakırcalı’nın Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
    ■ Dark Blue Notes’da Görüş yazıları
    ■ Bizim Caz

    Caz Jazz TR Türk Cazı Türkiye Türkiye'de Caz
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticlePaul Chambers – Bass on Top (1957 Blue Note)
    Next Article Filmler, Film Müzikleri ve Toplumsal Etkileri
    Avatar fotoğrafı
    Mert Çakırcalı
    • Instagram

    Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler mezunu, malum koşullarda yaşayabilmek için bankacı olmuş genç bir yazar. Bibliyofil ve obje fetişisti. Müzik eleştirmenliğine öykünüyor. Çeşitli müziklere, sanatlara ve kültür ürünlerine maruziyetini, bunların zihninde dokunduğu ve harekete geçirdiği şeyleri yazıyor.

    Related Posts

    Kenny Barron: So Many Lovely Things: Live in Brecon (Elemental 2026)

    11 Haziran, 2026

    Ahmet Güntan ve Yol Çiçekleri

    11 Haziran, 2026

    Sahnenin hafızasını taşıyan bas: Nezih Yeşilnil

    4 Haziran, 2026
    Yazarlar
    Kimiz?

    Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

    DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

    Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

    İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

    Yazıların telifi yazanlara aittir.

    Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

    Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

    Reklam: [email protected]

    Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

    Kanalı Görüntüle