Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    PORTRE

    Steve Grossman: Tutkulu, cüretkar ve kibirli

    Turgay YalçınBy Turgay Yalçın29 Mayıs, 2025
    Steve Grossman

    Yüz küsür yıllık zengin geçmişe sahip caz sanatının en güzel yüz metresini koşanlardan, en hızlılarındandı Steve Grossman; doğanın kendisine verdiği ödülün peşinden koşarken büyümeye fırsat bulamadan, çocuk denecek yaşta devlerle aynı sahneyi paylaşan bir saksofoncuydu. On beşinde New York’un caz mağaralarında Elvin Jones’la çalıyordu. On sekizinde, Wayne Shorter’ın boşalttığı koltuğu doldurmak üzere Miles Davis’in müzik aleminde deprem etkisi yaratan fütüristik grubuna katılıp, 1970’de, Chick Corea, Keith Jarrett, Dave Holland, Jack DeJohnette gibi yeteneklerin önünde, şaşırtıcı özgüveni ve vahşi doğaçlamalarıyla John Coltrane’nin delişmen ruhunu tekrardan Davis’in müziğiyle buluşturuyor, sopranosuyla rock dünyasının mabeti Fillmore’un doğusunu, batısını sallıyordu. Ertesi yıl, yirmisinde bu defa sabit üye sıfatıyla, Elvin Jones’un ‘caz makinasının’ parçası olmuştu.

    Bu fantastik başlangıca bakınca -akranları ya da Miles Davis şürekasındaki diğerleri gibi- parlak bir kariyere sahip olması beklenirken, 2020’de 69 yaşında gözlerini yumduğunda, kaybı yalnızca müzisyen dostları ve kadirşinas caz tutkunları için anlam taşıyordu. Caz dünyasının geneli için Steve Grossman zaten çoktan veda etmişti. Baş suçlu olağan şüpheliydi: uyuşturucu.

    Steve Grossman, Dave Liebman, Gene Perla, Elvin Jones

    Steven Mark Grossman 1951 Brooklyn doğumlu. Amatör piyanist bir anne ve RCA şirketinin müzik cihazları bölümünde yöneticilik yapan bir babanın üç oğlunun ortancası. Sekiz yaşında eline alto saksofon aldı, ileride profesyonel müzisyen olacak büyük ağabeyi Hal Grossman’ın gözetiminde çalıştı, cazla tanıştı. Öylesine hızlı ilerliyordu ki, on yaşındayken Charlie Parker sololarını şaşırtıcı ustalıkla çalabiliyordu. Hal ve Steve, Uniques adını verdikleri gruplarıyla sahneye çıkmaya başladı, delikanlı bile denemeyecek yaşlarında yaptıkları müzik o denli dikkati çekti ki, o dönem yaşadıkları şehirde Pittsburg Jazz Festival’de bir konser verdiler.

    “Birlikte çaldığımız dönemde, kesinlikle benzersiz bir çalım tarzı vardı. O, hepimizin en iyisiydi”
    – Dave Liebman

    Pitssburg’da geçirdikleri beş yılın ardından babasının tayini nedeniyle aile Long Island’a geri döndü. Steve Grossman lise öğrencisiyken tenor saksofona geçti, tedrisatından Michael Brecker, Bob Berg, Dave Liebman gibilerinin de geçtiği, Juliard’ın efsanevi hocası Joseph Allard’dan özel ders aldı. Ancak hakiki okulları ustaların sahnesi ve New York’un çatı katlarıydı. İleride yolları sıkça kesişecek, kendisinden yaşça büyük iki müzisyenin, Liebman ve Gene Perla’nın kanatları altına girdi, çatı katının diğer müdavimlerinden Jan Hammer ve Don Alias gibi müzisyenlerle birlikte çalmaya başladılar.

    Büyümeye fırsat bulamadan olgunlaşmıştı ve iri, tutkulu, cüretkar ve kibirli tarzıyla cazın başkenti New York’ta boy gösteriyordu. Manhattan’ın ünlü kulübü Village Gate’de, seyircilerin arasındaki Miles Davis sahnedeki saksofoncunun yaydığı enerjiden çok etkilendi ve Steve Grossman on sekizinde caz dünyasının en ürkütücü karakterinin ekibine dahil olmuştu.

    Steve Grossman

    Grossman, stüdyo kaydı A Tribute to Jack Johnson ve verilen konserlerden derlenen Live at the Fillmore East, Live-Evil, Black Beauty, Big Fun ve Get Up with It albümlerinde yer aldı. Bitches Brew ile girdiği yeni dönemde Davis, “aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır” sözünü doğrulamak istercesine, ne istediğini bilmeden arıyor ve sürekli personel değiştiriyordu. Grossman bu deneysel ortamdan haz alıyor, türlerin iç içe geçtiği, serbestlikle form arasındaki dengenin sürekli değiştiği sonsuz doğaçlama seanslarına tutku katıyordu ancak o döneme şahit olanlar, varlığının, yaşça büyük ritm bölümü tarafından çok da benimsenmediğini söylüyorlar. Neticede, Miles Davis’le birlikte geçirdiği bir yıldan az sürenin ardından gruptan ayrıldı. Atıldı ya da aranmamaya başladı da denebilir.

    Altı ay sonra Gene Perla’nın aracılığıyla Elvin Jones’un grubuna dahil oldu. Çatı katı çetesi, Steve Grossman, Dave Liebman, Jan Hammer ve Don Alias tekrar biraraya gelmişti. Soprano saksofondansa tenoru terch ettiği üç yıl boyunca, Jones’un hard bop stilinin sınırlarını zorlayan grubunda düzenli olarak yer aldı, Liebman’ın yanı sıra zaman zaman gruba katılan Jones’un eski gözdeleri Joe Farrell, Frank Foster, Pat LaBarbera gibi usta saksofoncularla kıran kırana çaldı.

    Liebman ve Grossman, 1972’de, Elvin Jones 45’inci doğum günü şerefine çıktıkları Lighthouse Café’de birbirleriyle olduğu gibi Perla ve Jones’la istisnai uyum gösterdiler, dudak uçuklatıcı düzeyde sert ve yoğun çaldıkları bu konserde, John Coltrane’in müzikal dilini özümsedikten sonra saksafonda neler başarılabileceğine dair çıtayı yükselttiler. Jones’un deyişiyle, Grossman sanki Coltrane’nin bıraktığı yerden devam ediyordu. Live at the Lighthouse, genç tenorcular için yön belirleyici olduğu gibi, benim de aralarında olduğum birçoklarınca kaydedilmiş en güzel caz konserlerinden biri olarak kabul ediliyor.

    “Some Shapes to Come bizim İncil’imizdir.”
    – Matthew Garrison

    Grossman, Elvin Jones’un grubunda geçirdiği üç yılın ardından ilk solo albümünü kaydetti. Ornette Coleman’ın çığır açan The Shape of Jazz to Come albümüne atıf yapan, Some Shapes to Come (1974 PM Records), Grossman, Perla ve Alias olmak üzere, kısa süre sonra Stone Alliance adını alacak üçlünün yanı sıra müzikal yoldaşları Jan Hammer’dan oluşan dörtlü tarafından kaydedildi. Zamanında sınırlı bir dinleyici kitlesine ulaşmış olsa da, dört beste ve üç stüdyo doğaçlaması içeren albüm yaşlandıkça caz füzyon stilinin en iyi örneklerinden biri olarak anılmaya başlandı.

    Perla’nın basıyla yarattığı değişken hissiyat, Alias ile birlikte komplesk ritmik desenler ortaya koymaktaki becerileri, Hammer’ın tuşlu çalgılardaki melodi zengini doğaçlamaları, Grossman’a hayatının en iyi sololarından bazılarını ortaya koymaya sevk ediyordu. Öyle ki, Grossman albüm boyunca saksofonuna sadece ciğerlerindeki havayı değil kanıyla canıyla bedenini, varoluşunu üflüyormuşçasına görkemli, yer yer dehşetengiz çalıyor, enerjisinin bir noktada tükeneceğini ve uysallaşacağını bekleyenleri boşa düşürüyordu. Post-Coltrane birçok saksofoncu Coltrane’ni teknokrat bir yaklaşımla mantıksal bir düzleme taşıyorken Grossman onun ilkel benliğini dışavuruşunu kendine örnek almış gözüküyordu.

    Grossman, kariyerinin ilk dönemi diye tariflenebilecek Coltrane kaynaklı yaklaşımının zirvesindeydi. Albümün caz kültürüne bıraktığı mirası basçı Matthew Garrison’ın itifatı güzel tarif ediyor: “Some Shapes to Come bizim İncil’imizdir.”

    Fusion ekolünün liderlerdense gruplar tarafından popülerleştirilmiş olması, üçlünün yola Stone Alliance adıyla devam etme kararı almasına neden oldu. Kendi adlarını taşıyan ilk albümün ardından Avrupa ve Güney Amerika turnesine çıktılar; müzikleri, gittikleri her yerde büyük ilgiyle karşılandı. Grossman, Stone Alliance’da olduğu gibi takip eden kendi albümlerinde de benzer üslupta çaldı, caz, rock, Afro-Küban ve funk türleri arasında kusursuz denge yaratmaya devam etti, fusion ekolünün başını çeken grupların gittikçe ticarileşen üretimlerinin tersine, keskin ve piyasa ile uzlaşmaz tavrını sürdürdü. Terra Firma (1977 PM Records) ilk albümdeki ekiple kotarılırken, Paris’de kaydettiği Born at the Same Time’da (1978 Owl Records) eşlikçileri Patrice Caratini, Michel Graillier ve Daniel Humair idi; belli ki Grossman ayağını Avrupa’ya alıştırıyordu.

    Stone Alliance: Steve Grossman, Don Alias ve Gene Perla

    Dönemin ruhu gereği Grossman da yoğun şekilde içki içiyor ve halüsinojenik maddeler kullanıyordu ancak solo kariyerine başladığı dönemde eroine geçtikten sonra, ruhsal durumu ve fiziksel dayanımı aşama aşama kötüledi. Genelde sessiz, içine kapanık ve sevimli biriyken, sevimsizliği, disiplinsizliği ve neticeten güvenilmezliği öyle bir noktaya geldi ki, dostu ve müzikal yoldaşı Gene Perla tarafından gruptan atıldı ve Steve Grossman için karanlık zamanlar başlamıştı.

    Steve Grossman İtalya’ya taşındı ve birkaç yıl sonra albümleriyle geri döndü. İçkiyi olmasa da uyuşturucuyu bırakmış ve metadon tedavisine başlamıştı. Müziği, onu bilen dinleyicisini şok edecek denli değişmişti. Way Out West (1984 Red Records), sadece adıyla değil piyanosuz üçlü formatta bir kayıt olmasıyla da Rollins’in efsanevi Way Out East (1957 Contemporary) albümüne öykünüyordu. Grossman artık kendi bestelerindense, çoğunlukla bop ve hard bop dönemlerinin bilindik standartlarını yorumluyordu. Bu ani yön değişikliğinin nedeni bilinmiyor; Coltrane gitmiş, Rollins gelmişti ancak Grossman’ın baskın karakteri ve ifadelerindeki akıcılık yerli yerinde duruyordu. Sanki aramaktan bıkmış ve gelişmeye olan ilgisini kaybetmişti ya da artık dinleyicisine daha dolaysız seslenmeyi istiyordu. Önce de, şimdi de, balad ya da uptempo, ne çalarsa çalsın; a la Coltrane, a la Rollins, nasıl çalarsa çalsın, Steve Grossman çaldığını mükemmel çalıyordu.

    Kariyerinin bu ikinci bölümünde, ara ara ziyaret ettiği New York’da ya da geri kalan hayatının büyük bölümünü geçireceği Avrupa’da straight-ahead albümler kaydetti, çoğunlukla dönemin birinci sınıf müzisyenleriyle çalıştı. İşittiklerimiz, liderin de eşlikçilerinin de birlikte çalmaktan haz aldığını gösteriyor. Hepsini sıralamayı Wikipedia sayfasına havale edip, dikkati en çok çekenlerden bahsedeyim.

    Milano’da kaydedilen Love Is The Thing (1985 Red Records), Grossman’ı caz tarihinin en nefis üçlülerinden birisiyle buluşturmuştu: Cedar Walton (piyano), David Williams (bas) ve Billy Higgins (davul). Bu dörtlü sekiz yıl sonra bu defasında New York’da, Rudy Van Gelder stüdyosunda bir araya gelecek ve liderin önemki albümlerinden A Small Hotel (1993 Dreyfus) yayınlanacaktı. Grossman, albümlerinde caz tarihinin önemli müzisyenlerini konuk etmeye devam etti. Do It’de (1991 Dreyfus) Barry Harris ile bir araya geldi. New York’un ünlü kulübü Sweet Basil’deki konserinden kaydedilmiş In New York’da (1991 Dreyfus) arkasına McCoy Tyner’ı aldı. Keza, her ikisinin de diskografisinin en iyileri arasında sayılan Quartet (1999 Dreyfus), Grossman ile Michel Petrucciani’nin mükemmel uyumunu sergiliyordu.

    Al Foster, Miles Davis, Jackie McLean ve Steve Grossman, 1991, Paris

    Uzun yıllar sonra eski patronlarıyla buluştu; 1991’de Chick Corea, Dave Holland ve Al Foster ile birlikte Miles Davis’in Paris konserinde çaldı. İki yıl sonra da Time to Smile (1993 Dreyfus) albümünde davul koltuğuna Elvin Jones’u davet etti. Önceki kuşağın önemli saksofoncuları, Johnny Griffin (Johnny Griffin & Steve Grossman Quintet, 2000, Dreyfus) ve Harold Land ile (I’m Confessin’, 1992, Dreyfus) stüdyoda tenor güreşine tutuştu.

    Steve Grossman, Avrupa’da yaşadığı dönemde ara ara ülkesine gidiyor, birkaç konser verip Avrupa’ya geri dönüyordu. Bir zaman geldi ve artık yerinden kıpırdamamaya başladı, on beş yıl boyunca ABD’yi ziyaret etmedi. 2009’da temelli döndüğünde basın bu durumu caz alemine Dexter Gordon’ın 1976’daki geri dönüşü gibi sunmak istedi. Grossman’ın neler hissettiğini bilmek mümkün değil ama tanık olanların ifadesiyle, birkaç gece boyunca kusursuz sahne hakimiyeti ve tatlı sert üslubuyla izleyicileri kendisine hayran bıraktı. Güzel ağırlandığı bu misafirliğin bir gecesinde eve geri döndüğü için mutlu olduğunu söylediyse de, mülkün asıl sahipleri için Grossman sadece alacakaranlıktan dönen bir yabancıydı.

    Tıpkı Gordon gibi o da Homecoming (2010) adını taşıyan bir albüm yayınladı ama ne acıdır ki arka kapakta bir Amerikan şirketininki değil Japon Pony Canyon’un etiketi yer alıyordu.

    Steve Grossman ve Martin Sasse

    2010’ların ilk yarısında Martin Sasse, Gianni Stefani, Danilo Memoli, Luciano Fabris gibi Avrupalı müzisyenlerin albümlerine konuk oldu. Bozulmuş sağlığı ülkesinde ve Avrupa’da birkaç konsere çıkmasına izin verdiyse de, sona doğru müzikten koptu ve 13 Ağustos 2020’de, gençliğini geçirdiği Long Island’da hayata gözlerini yumdu.

    Steve Grossman, tartışmasız, arkasında muazzam miras bırakan, saksofon geleneğini zenginleştirmiş, onun çalımına katkı sağlamış bir müzisyen. Müzik yaşamını -Dr. Jekyll ile Bay Hyde dönüşümündeki kadar ayrıksı olmasa da- iki ayrı karakterde geçirmiş olması, yok sayılmasının özrü olamaz. Trane ve Newk -biraz da onların biçimlediği caz stilleri dün ve bugün yaşamaya devam ettiğinden ötürü- etkileri hala süren iki stilistken, Grossman’ın bu durumdan muaf olması beklenemezdi. Ancak onu saksofon tarihinde özel yapan esas husus, bir devrinde başat olarak Coltrane’nin sonrasında da Rollins’in izinden giderek kendi yaklaşımını getirmesi.

    “Hiçbir zaman Miles ya da Elvin’le çalma tarzına geri dönmedi. Miles’tan ayrıldığında bunun peşinden gitmesini beklerdiniz. Ona neden bu yönü takip etmediğini sorma şansım olmadı. Sonny Rollins’in izinden ilerledi ve şurası kesin, bunu herkesten daha iyi yaptı.”
    – Dave Liebman

    Dinleyici perspektifi ile bakıldığında Grossman her iki devrinde de mükemmel çalıyordu. Başlangıçta -ilk on beş yılında- Coltrane’nin modal yaklaşımını ileriye götürmüş, onu dünyevileştirmiş, son otuz yılında ise Rollins’in melodik doğaçlama yaklaşımını geliştirmişti.

    Sektör profesyonelleri açısından ise, Grossman sadece nahoş tavırlarından ya da kariyerinin uzun bölümünü ABD dışında geçirdiğinden ötürü değil, cazın sürekli gelişmesi gerektiği ve iddiaya sahip olması takıntısına aykırı davrandığı için affedilmemiş gözüküyor. Ne de olsa dile getirilmekten kaçınılan ön kabullerden birisi de, ruhani karakterinden ve sürekli gelişim/değişim göstermesinden ötürü Coltrane’nin Rollins’e yeğ tutulması gerektiğidir. Bu durumu bir çeşit çocukluk hastalığı sayıyorum; Rollins’in straight-ahead caz içinde ilerleme tercihi, başka bir ifadeyle, dünyevi bir paradigma ile çalmakta ısrar etmiş olması onun küçümsenmesi ile sonuçlanmıştır. Özetle, Steve Grossman, bir zamandan sonra straight-ahead bir üslupla çalmayı tercih ettiği ve böylelikle Coltrane kültüne ihanet ettiği için yok sayılanlardan.

    “Grossman kendi döneminin cazında önemli bir iz bıraktı. Trajedi şu ki, bu iz daha büyük olabilirdi.”
    – Mark Stryker

    Cazı caz yapan temel öğenin, herşeyden önce, ifade derinliği olduğuna inanan yazarınız, Grossman’ın kariyerindeki değişim tercihlerini bir zenginlik olarak görüyor ve stilistik yaklaşımından ziyade, çaldığını nasıl çaldığıyla ilgileniyor.

    Demem o ki, Steve Grossman ciddi cazseverlerin mutlaka tanıması, dinlemesi gereken müzisyenlerden. “Senin bu listen de ne uzun” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız, uzun çünkü son yüz küsür yılın en yetenekli müzisyenlerinin büyük bölümü tutkuyla caz yaptı ve arkalarında dinlemekle bitirilemeyecek nicelikte icra bıraktılar. İşimiz zor yoldaşlar!

    ■ Dark Blue Notes’da Portreler
    ■ Turgay Yalçın’ın Dark Blue Notes’daki diğer yazıları

    Dave Liebman Elvin Jones Jazz John Coltrane Miles Davis Sonny Rollins Steve Grossman
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleRemastering: Etmeli mi, Etmemeli mi?
    Next Article Al Foster: Fıkır fıkır bir davulcu
    Turgay Yalçın

      Yayın Yönetmeni, Kurucu Ortak, Yazar, Radyo Programcısı.

      Related Posts

      Kenny Barron: So Many Lovely Things: Live in Brecon (Elemental 2026)

      11 Haziran, 2026

      Steve Swallow: Winter Songs (ECM 2026)

      4 Haziran, 2026

      Sonny, Please…

      28 Mayıs, 2026
      Yazarlar
      Kimiz?

      Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

      DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

      Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

      İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

      Yazıların telifi yazanlara aittir.

      Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

      Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

      Reklam: [email protected]

      Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

      Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

      Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

      Kanalı Görüntüle