I: Ocak 1980
New York kışı ağırdı ama Bill Evans bunu ilk kez yaşıyor gibi değildi. Asıl soğuk içerideydi. Pencerenin önünde durduğunda camın buğusuna bakmıyordu. Kendi nefesini dinliyordu. İnce. Kesik. Bazen düzensiz.
Piyano odanın ortasında duruyordu. Siyah, sabırlı, sessiz. Onu çağırmıyordu. Bill, piyanoya yaklaşmanın bir tür yüzleşme olduğunu biliyordu artık. Çünkü her oturduğunda, notalar dürüst davranıyordu.
Ve notalar yalan söylemezdi.
Harry’nin ölümünün üzerinden aylar geçmişti. Ama zaman lineer ilerlemiyordu. Bazen dün olmuş gibi, bazen çocukluk kadar uzak. Kardeşinin yüzü zihninde netti. O telefon konuşması. O cümle. O sessizlik.
Harry gidince, Bill çocukluğunun son şahidini de kaybetmişti.
Bir insanın ölümle ilk ciddi karşılaşması başkasının ölümüyle olur.
İkinci karşılaşma, kendi bedeninde başlar.
Bill bunu yavaş yavaş hissediyordu.

II: Şubat
Kuliste aynaya baktı. Yüzü incelmişti. Elmacık kemikleri belirginleşmişti. Göz altları koyuydu ama bakışı hâlâ netti. Beden zayıflıyordu, akıl keskinleşiyordu. Bu tuhaf bir dengeydi.
Marc basını akort ederken hafifçe ona baktı. Joe çubuklarıyla ritim deniyordu. İkisi de bir şeyleri görüyordu ama söylemiyordu. Müzisyenler bazen doktorlardan daha sezgiseldir.
Sahneye çıktığında alkış yükseldi.
Bill başını hafifçe eğdi.
İlk parça bir balad. Sağ eli melodiyi taşırken sol el armonileri ağır ağır yerleştiriyordu. Her nota düşünülmüş gibiydi ama aslında sezgiydi. Uzun zamandır sezgiyle yaşıyordu. Beden düşünmeye vakit bırakmıyordu.
“Nardis” geldiğinde tempo biraz sertleşti.
Bu parça artık bir meydan okumaydı. Sanki her çaldığında Harry’ye değil, kendi bedenine konuşuyordu.
“Buradayım,” diyordu notalar.
“Henüz değil.”
Ama içten içe şunu biliyordu. Zaman bir şeyleri geri almaya başlamıştı.

III: Mart
Mide ağrıları arttı. Önce hafifti. Sonra geceleri uyandıran bir şeye dönüştü. Bill ağrıyı romantize etmiyordu. Acıyı, armonik bir metafora dönüştürmeye çalışmıyordu. Sadece katlanıyordu.
Doktora gitmeyi erteledi.
Müzisyenlerin kötü bir alışkanlığı vardır. Her şeyi bir sonraki konserden sonraya bırakırlar.
Bir gün prova sırasında sandalyeden kalkarken hafifçe sendeledi. Joe fark etti. Göz göze geldiler. Bill küçük bir gülümsemeyle geçiştirdi.
“İyiyim.”
Bu “iyiyim” cümlesi, aslında bir vedanın ilk hecesidir bazen.

IV: Nisan
Harry rüyasına girdi.
Çocuklardı. Aynı ev. Aynı piyano. Annesi odada. Harry gülüyor. Bill çalıyor. Melodi basit. Neredeyse çocukça.
Uyandığında o melodiyi hatırlıyordu. Piyanonun başına oturdu. Sağ elde sade bir tema. Sol elde geniş, açık aralıklar. Çok süs yok. Neredeyse çıplak.
“Bir gün tekrar görüşeceğiz,” diye düşündü.
Bu düşünce dramatik değildi. Bir kabullenişti.
“We Will Meet Again” o gün biraz daha şekillendi.
Bu bir ağıt değildi. Bu bir randevuydu.

V: Mayıs
Turne yorgunluğu arttı. Uçaklar, oteller, kulisler. İnsanlar hâlâ ona hayranlıkla bakıyordu. O ise kalabalığın içindeki yalnızlığı daha keskin hissediyordu.
Bir konser sonrası odasına döndüğünde aynaya tekrar baktı. Boynunun altındaki kemikler belirgindi. Ellerine baktı.
Parmaklar hâlâ hızlıydı. Hâlâ netti. Hâlâ oradaydı.
Beden çökebilir ama teknik hafıza direnebilir.
O gece “My Romance” çaldı. Parça yavaş açıldı. Melodi neredeyse fısıldıyordu. İçinde bir kırılganlık vardı ama acındırıcı değildi.
Evans artık notaları süslemiyordu. Fazlalıkları buduyordu.
Ölüme yaklaşan bazı insanlar sadeleşir. Eşyalarını azaltırlar. Sözlerini azaltırlar.
Bill notalarını azaltıyordu.

VI: Haziran
Ağrılar artık günlük bir eşlikçiydi. Ama sahnede hâlâ güçlüydü. Bu ikilik çevresindekileri şaşırtıyordu.
Joe bir akşam kuliste dayanamayıp sordu: “Gerçekten iyi misin?”
Bill omuz silkti: “Müzik iyi.”
Bu cevap aslında her şeyi anlatıyordu.
Onun için beden, müziğin taşıyıcısıydı. Taşıyıcı yıpranabilirdi. Müzik hâlâ akıyorsa, hayat devam ediyordu.
O gece “Nardis” alışılmadık derecede sertti. Bas figürü inatçı, davul daha karanlık. Bill’in sol eli neredeyse agresifti.
Bu bir kabulleniş miydi? Hayır, bir direnişti.

VII: Temmuz
Yaz sıcağı New York’u bastırmıştı. Bill’in yüzü daha da incelmişti. Ama gözleri berraktı. Bir tür aydınlık vardı içinde. Korkudan arınmış bir aydınlık.
Bir sabah piyanonun başında durdu ve uzun süre çalmadı.
Sessizlik de bir müziktir.
Ölüm fikri artık soyut değildi. Somut bir ihtimaldi.
Ama panik yoktu.
Bill ölümden kaçmıyordu. Onu hızlandırmıyordu da. Sadece yan yana yürüyordu.
Bir solo sırasında düşündü. Her nota çalındığı anda geçmiş olur.
Yaşam da öyle.
Belki de cazın felsefesi, ölümün provasından ibaretti.

VIII: Ağustos
Vücut artık sinyal veriyordu. Ağrı kesiciler işe yaramıyordu. Nefesi kısalıyordu. Ama konserler devam ediyordu.
Sahne ışıkları altında terliyordu. Marc bir an ona yaklaştı, basın üzerinden hafifçe baktı. Bill’in gözleri kapalıydı. Ama parmakları kesintisiz akıyordu.
Bu, teknik bir performans değildi. Bu, yoğun bir konsantrasyondu. Sanki her performans son olabilirdi.
Ve belki de bunu biliyordu.
Bir akşam “We Will Meet Again” çaldı. Parça bitince alkış gecikti. Seyirci nefesini tutmuş gibiydi.
Çünkü o melodide bir şey vardı.
Ağır ama huzurlu bir şey.
IX: Eylül başı
Ağrı artık dayanılmazdı. Yatağa uzandı. Tavanı izledi. Harry’yi düşündü. Çocukluk evini. İlk piyano dersini.
Hayat bir tema gibidir. Varyasyonlar gelir, gider. Ama ana melodi kalır.
Onun ana melodisi müzikti ve müzik hâlâ içindeydi.
Son konserinde, sahneden inerken kısa bir an durdu. Piyanoya baktı. Elini kapağın üzerinde gezdirdi.
Bu bir dramatik veda değildi.
Bir teşekkürdü.
X: Hastane
Oda beyazdı. Gürültü azdı. Makine sesleri ritmik ama ruhsuzdu.
Bill gözlerini kapattı.
Piyano sesi duymuyordu ama içsel bir armoni vardı. Sade. Açık. Neredeyse çocukça.
Harry’nin gülüşü.
Bir melodi.
Bir tekrar.
Belki de gerçekten bir buluşma vardı.
XI: Son düşünce
Bill Evans ölümle kavga etmedi. Onu romantize de etmedi. Onunla birlikte çaldı.
Son altı ayda müziği daha az süslü, daha dürüst, daha çıplaktı. Harry’nin ölümü bir karanlık getirdi ama o karanlığın içinden sade bir ışık çıktı.
Bir bestede saklı bir umut.
Bir notada saklı bir kabulleniş.
Bir cümlede saklı bir randevu.
Bir gün tekrar görüşeceğiz.

■
Dark Blue Notes’da Mine Gürevin
Dark Blue Notes’da Portreler
Dark Blue Notes’da Bill Evans


