İskandinavya’nın auroralarla bezeli uzun kış geceleri, caz müziğin dünyasında bambaşka bir duyarlılığın doğmasına neden oldu muhtemelen. Sessizlikle kuşatılmış geniş coğrafyalar, doğası gereği derin bir içe bakışı beraberinde getirir. İskandinav caz sahnesi, aynı zamanda son otuz yıl boyunca Avrupa cazının en yaratıcı ve yenilikçi damarlarından birini temsil etti. Bu sahne, yalnızca bireysel virtüözler değil, aynı zamanda sınırları zorlayan topluluklar aracılığıyla da kendini var etti. Garbarek, Stenson, Christiensen, Jormin vs. Bu atmosferin içinden çıkan müzisyenler, cazın doğaçlama geleneğini kendi kültürel miraslarıyla harmanlayarak yeni ses evrenleri yaratmıştır. İşte bu coğrafyanın en taze ve en güçlü projelerinden biri de Rymden oldu. İsveççe’de “uzay” anlamına gelen adıyla grup, yalnızca bir müzik topluluğu değil, aynı zamanda dinleyicisini evrenin bilinmeyen derinliklerinde yolculuğa çıkaran bir ses gemisi. Grubun ismi grubun müzikal vizyonunu da doğrudan yansıtır: sınırsız bir evren, keşiflere açık sonsuz bir ses dünyası.
Rymden, üç güçlü müzikal kişiliğin buluşmasından doğdu: Norveçli piyanist Bugge Wesseltoft, İsveçli basçı Dan Berglund ve davulcu Magnus Öström. Wesseltoft, 1990’lardan itibaren elektronik seslerle cazı buluşturduğu New Conception of Jazz projesiyle kendi devrimini başlatmıştı. İsveç’in dünya müziğine kazandırdığı en önemli renklerden biri oldu. Berglund ve Öström ise efsanevi Esbjörn Svensson Trio (E.S.T.)’nun ritmik omurgasıydı. Svensson’un 2008’deki ani kaybı, yalnızca caz dünyasında değil, tüm Avrupa müzik sahnesinde yeri doldurulamaz derin bir boşluk yaratmıştı.
Rymden, bu boşluğu doldurmak için değil, E.S.T’nin mirasından köklenen yeni bir ses meydana getirebilmek için kuruldu. Paralellikler yok değil ama farklılar çok daha fazla. “Bizim için bu, hem geçmişle barışmak hem de geleceğe bakmak anlamına geliyordu,” diyor Bugge Wesseltoft. Berglund ise şöyle ekliyor: “E.S.T.’de öğrendiğimiz şey, müziğin sadece notalardan ibaret olmadığıydı. Bir ruh, bir enerji vardı. Rymden’de bu ruhu yeni bir formda yaşatıyoruz.”
Grubun müziği, bir anlamda bu üç farklı geçmişin buluşma noktası. Wesseltoft’un melodik duyarlılığı, Berglund’un kararlı bas çizgileri ve Öström’ün ses icat etmekteki ritmik cesareti birleştiğinde, ortaya hem atmosferik hem de çarpıcı bir müzikal kimlik meydana geliyor.
Üçlü, dinamikleri, dokuları, ruh hallerini ve ince detayların ve büyük sonik hareketlerin mükemmel karışımını yeni seviyelere taşıdı ve müzik yolculukları boyunca 60’ların saykodelik ve punk enerjisinin yeni unsurlarını müzikleri içerisine aldı. Müzik dinleyiciye ulaştığında ise dinleyici bazen kendini yumuşak, atmosferik dokuların içinde bulur, bazen de rock enerjisiyle dolu bir fırtınanın ortasında.
2019 tarihli ilk albümleri Reflections and Odysseys, adından da anlaşılacağı gibi hem içsel bir yolculuğu hem de kozmik bir arayışı yansıtır. 2020’de yayımlanan Space Sailors ise grubun kimliğini daha da pekiştirir; enerjik çıkışlar ve dramatik zirvelerle adeta bir yıldız gemisinin bilinmezlere yolculuğunu andırır. Araştırmalarım sırasında denk geldiğim hoşuma giden bir yorumdaki ifadeyle: “Rymden, cazı bir bilimkurgu romanı gibi anlatıyor: derin, sürükleyici ve sürprizlerle dolu.”

Bugün Rymden, tecrübeleriyle İskandinav cazının mirasını devralmakla kalmıyor, türler arası yeni keşiflere de kapılar açıyor. Dinleyicilerini bir konserleriyle ya da plak kayıtlarında, adeta uzayın sessizliğinde yankılanan melodilerle buluşturuyorlar. Magnus Öström’ün sözleri, grubun özünü belki de en iyi şekilde özetliyor: “Biz müzikle sadece sesleri değil, sessizlikleri de anlatmak istiyoruz. Çünkü bazen en güçlü şey, söylenmeyendir.”
Akbank Caz Festivali kapsamında 8 Ekim akşamı Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’ne konuk olacak Rymden’in muhtemelen asıl başarısı, cazın sınırlarını genişletmekten çok, dinleyicinin hayal gücünü yeniden sınırsız kılmakta saklı. Rymden’in caz sahnesindeki varlığı, güzelliği kadar riskleri de barındırıyor. Uzaya açılan her yolculuk gibi, onların müziği de zaman zaman soğuk ve mesafeli bir noktaya savrulabiliyor. Ancak belki de tam da bu yüzden değerli: çünkü her parça, dinleyiciye şunu hatırlatıyor; müzik, her zaman konfor alanında kalmak için değil, bilinmeyenin sınırında nefes almak için var.
Konsere BURADAN bilet alabilirsiniz.
Burak Sülünbaz’ın diğer yazıları BURADA



