Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    RÖPORTAJ

    Önce müziğe hizmet et: Dominic Miller

    Sting’le otuz yılı aşan müzikal ortaklığından “Shape of My Heart”ın doğuşuna, Phil Collins kayıtlarından Manfred Eicher ve ECM dünyasına uzanan Dominic Miller, gitarla kurduğu ilişkiyi tek bir cümlede özetliyor: “Önce müziğe hizmet et.” 25 Eylül’de Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde dinleyeceğimiz Miller’la müziğin içindeki boşluğu, sadeliği ve kendi sesini bulmanın yollarını konuştuk. [FOR ENGLISH PLEASE SCROLL DOWN]
    Mine GürevinBy Mine Gürevin3 Eylül, 2026
    Önce müziğe hizmet et: Dominic Miller

    Dominic Miller’ın gitarını ilk birkaç notada tanımak mümkün. Bunun sebebi gösterişli bir virtüözlükten çok, tam tersine, neyi çalmaması gerektiğini bilen bir müzisyen olması. Buenos Aires’te doğan, çocukluğu Arjantin, Amerika ve İngiltere arasında geçen Miller’ın müzikal hafızasında Latin Amerika müziğinden bossa novaya, Stan Getz’den Miles Davis’e, Return to Forever’dan Weather Report ve Mahavishnu Orchestra’ya uzanan geniş bir dünya var. Fakat bütün bu farklı sesler, onun müziğinde yıllar içinde tek bir temel düşüncede birleşmiş: melodi, armoni ve ritim.

    Kariyerinin önemli dönemeçlerinden biri, 1980’lerin sonunda Hugh Padgham’ın onu Phil Collins’in …But Seriously kayıtlarına davet etmesi oldu. Miller, o stüdyo günlerinden yanında taşıdığı en önemli derslerden birini “sadelik sanatı” olarak tanımlıyor. Ardından Sting’le başlayan ve otuz yılı aşan müzikal ortaklık geldi. Miller’ın Sting’le ilişkisini bunca yıl canlı tutan şey ise binlerce kez çaldıkları bir şarkının içinde bile hâlâ “başka ne mümkün?” diye sorabilmeleri. Branford Marsalis, Kenny Kirkland ve Vinnie Colaiuta gibi müzisyenlerle aynı müzikal dünyanın içinde bulunmak da ona tekrar tekrar aynı şeyi öğretmiş: Şarkıya hizmet etmek ve melodiyi tamamlamak.

    Bu yaklaşımın belki de en güzel karşılığı, Miller’ın gitarından çıkan birkaç notanın Sting’in hayal gücüyle buluşarak “Shape of My Heart”a dönüşmesi. Miller bugün bile o notaların “ellerine düştüğü” anı hatırlıyor. Sting ise duyduğu anda o küçük gitar fikrinin içinde bir şarkı olduğunu fark etmiş. Miller’ın yıllar boyunca Sting’den öğrendiklerini özetlerken söylediği söz de bu yüzden söyleşinin omurgasına dönüşüyor: “Şarkıya hizmet etmek her şeyden önemlidir. Anlatıya katkıda bulunmayan şeyi çalma. Cesur ol.”

    Miller’ın kendi müziğine geçtiğimizde ise başka bir kapı açılıyor. Egberto Gismonti’nin Solosu ve Pat Metheny’nin Offrampiyle genç yaşlarda keşfettiği ECM estetiği, yıllar sonra Manfred Eicher’la Silent Light, Absinthe ve Vagabond albümlerinde buluşuyor. Eicher’la stüdyoda olmayı “gerçekleşmiş bir rüya” olarak anlatan Miller için bu süreç aynı zamanda konfor alanından çıkmayı da beraberinde getirmiş. Bazen bir bestenin son bölümünü alıp bilinmeyene doğru doğaçlamak, bazen de müziğin içine daha fazla nota koymak yerine ona alan bırakmak… Çünkü Miller’ın söylediği gibi, boşluk da içerik kadar güçlü olabiliyor; mesele o boşluğu nasıl çerçevelediğinizde.

    Şimdi Dominic Miller bu müzikal dünyanın bir bölümünü İstanbul’a taşıyor. 25 Eylül 2026 Cuma akşamı saat 21.00’de Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde sahneye çıkacak; gecenin konuğu ise Fikri Karayel olacak.

    Bu konser öncesinde yaptığımız söyleşide Miller’la Arjantin’den başlayan gitar hikâyesini, Phil Collins’le stüdyo yıllarını, Sting’le kurduğu uzun soluklu müzikal bağı, “Shape of My Heart”ın ortaya çıkışını, Manfred Eicher’la çalışmayı ve bütün bunların sonunda belki de en zor öğrenilen şeyi konuştuk: Bir müzisyenin kendi sesini bulabilmesi için önce dinlemeyi öğrenmesi gerektiğini. 

    Önce müziğe hizmet et: Dominic Miller

    ■

    Mine Gürevin: Söyleşiye başlamadan önce, röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Buenos Aires’te başlayan, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Fransa’ya uzanan bir hayatınız oldu. Bütün bu yerler arasında gitarınızın “evi” olarak tanımlayabileceğiniz bir yer var mı?

    Dominic Miller: Gitar söz konusu olduğunda her zaman Arjantin’e ve Latin Amerika’ya, yani “sıfır noktası”na geri dönüyorum.

    Mine Gürevin: Arjantin ve Latin Amerika sizin için gitarın “sıfır noktası”ysa, bu bizi doğal olarak ilk müzikal anılarınıza götürüyor. Arjantin halk müziği, bossa nova ve Stan Getz’den; ardından Miles Davis, Return to Forever, Weather Report ve Mahavishnu Orchestra’dan söz ediyorsunuz. Caz, sizin için yalnızca dinlediğiniz bir müzik olmaktan çıkıp müzik hakkında düşünme biçimine ne zaman dönüştü?

    Dominic Miller: Profesyonel olduğumda bütün tarzlar bir anlamda tek bir şeyin içinde birleşti. Bütün müzik türlerinde üç temel unsurla uğraşıyoruz: melodi, armoni ve ritim.

    Mine Gürevin: Farklı tarzların eninde sonunda melodi, armoni ve ritim üzerinden birleşmesi fikri, gitara yaklaşımınızla da yakından ilişkili görünüyor. Bütün bu farklı etkilere rağmen naylon telli gitar hâlâ müziğinizin merkezinde. Büyük ölçüde elektrik gitarın hâkim olduğu bir dünyada sizi bu daha çıplak ve kırılgan sese geri çeken şey nedir?

    Dominic Miller: Bir hikâyeyi en iyi, Latin Amerika’da çok yaygın olan naylon telli gitarla anlatabildiğimi hissediyorum. Elektrik gitarı ise daha çok eşlik eden bir rolde görüyorum.

    Mine Gürevin: Naylon telli gitarı, bir hikâyeyi en iyi anlatabildiğiniz enstrüman olarak tanımlamanız, bu müzikal sesin nasıl şekillendiğini de merak ettiriyor. Berklee ve Guildhall School of Music’te eğitim aldınız; ancak kariyerinizin büyük bölümünü çok farklı müzisyenlerle sahnelerde ve stüdyolarda öğrenerek geçirdiniz. Geriye baktığınızda sizi en çok hangisi eğitti: müzik okulu, stüdyo mu, yoksa sahne mi?

    Dominic Miller: Müzik okulunda çok fazla şey öğrendiğimi düşünmüyorum. Daha çok akranlarımı izleyerek ve onların nasıl çalıştıklarını görerek öğrendim. Her gün öğrenmeye devam ediyorum.

    Mine Gürevin: Müzik okulundan çok, müzisyen arkadaşlarınızı izleyerek ve onların nasıl çalıştıklarını görerek öğrendiğinizi söylüyorsunuz. Bu tür bir gerçek hayat eğitiminin en belirleyici deneyimlerinden biri de kariyerinizde önemli bir dönüm noktası olan Phil Collins’in …But Seriously albümünde çalmanız olmalı. Hugh Padgham’ın sizi bu kayıtlar için davet edişini nasıl hatırlıyorsunuz ve Phil Collins’le stüdyoda çalışmak size ne öğretti?

    Dominic Miller: Bu soru üzerine bir makale yazabilirim. 80’lerde Hugh Padgham’la stüdyo müzisyeni olarak çalışıyordum ve o da Phil’in yeni albümünde çalmak için doğru gitaristin ben olduğumu düşündü. O kayıtlar sırasında çok şey öğrendim; özellikle sadelik sanatını ve her şeyden önce müziğe hizmet etmeyi.

    Mine Gürevin: Sadelik ve “her şeyden önce müziğe hizmet etmek” fikri, müzikal hayatınızın temel ilkelerinden birine dönüşmüş gibi görünüyor. Kısa süre sonra Sting’le otuz yılı aşkın sürecek olağanüstü müzikal ortaklığınız başladı. İlk kez birlikte çaldığınızda, aranızda bunca yıl sürebilecek özel bir müzikal bağ olduğunu hissetmiş miydiniz?

    Dominic Miller: İlk günden itibaren güçlü bir müzikal bağ vardı. Paylaştığımız şey, müzikle daha başka nelerin mümkün olabileceğine dair ortak bir merak; binlerce kez çaldığımız şarkılarda bile. Bizi bir arada tutan şey bu.

    Mine Gürevin: Binlerce kez çaldığınız şarkılarda bile başka nelerin mümkün olabileceğini sorgulamanızı sağlayan bu ortak merak, çevrenizdeki olağanüstü müzisyenlerden de beslenmiş olmalı. O yıllarda Sting, Branford Marsalis, Kenny Kirkland ve Vinnie Colaiuta gibi müzisyenlerle çalışıyordu. Bu seviyedeki müzisyenlerle çalmak caz, doğaçlama ve belki de en önemlisi dinleme sanatıyla ilişkinizi nasıl etkiledi?

    Dominic Miller: Sting’le çalışmış bütün müzisyenlerden çok şey öğrendim; özellikle müziğe hizmet etmenin ve melodiyi tamamlamanın ne anlama geldiğini.

    Mine Gürevin: Yine müziğe hizmet etmek ve melodiyi tamamlamak fikrine dönüyorsunuz. Belki de bu yaklaşımın en güzel örneklerinden biri, bugün gitarın yalnızca birkaç notasından bile tanınabilen “Shape of My Heart”. O gitar motifini ilk bulduğunuz anı hatırlıyor musunuz? Sting, o motifin içinde ortaya çıkmayı bekleyen bir şarkı olduğunu nasıl fark etti?

    Sting ve Dominic Miller
    Sting ve Dominic Miller

    Dominic Miller: O notaların ellerime düştüğü anı çok iyi hatırlıyorum. O sırada üzerinde pek düşünmedim ama Sting duyduğunda onu hemen bir şarkı olarak gördü. Bu, iyi bir işbirliğinin ne olduğuna mükemmel bir örnek. Bir gitaristin fikriyle bir şarkı yazarının hayal gücünün birleşmesi.

    Mine Gürevin: “Shape of My Heart”ı, bir gitaristin fikriyle bir şarkı yazarının hayal gücünün buluştuğu, iyi bir işbirliğinin mükemmel örneği olarak tanımlıyorsunuz. Bu da bizi doğal olarak Sting’le çalışmayı zaman zaman benzettiğiniz o “üniversite”ye getiriyor. Ondan öğrendiğiniz ve bugün hâlâ kendi bestelerinize taşıdığınız en önemli ders nedir?

    Dominic Miller: Şarkıya hizmet etmek her şeyden önemlidir. Anlatıya katkıda bulunmayan şeyi çalma. Cesur ol.

    Mine Gürevin: “Anlatıya katkıda bulunmayan şeyi çalma” sözünüz, ne zaman öne çıkacağınızı ve ne zaman geri çekileceğinizi bilmek hakkında çok şey söylüyor. Kariyeriniz boyunca Phil Collins, Peter Gabriel, Tina Turner, Paul Simon ve Sting gibi çok güçlü müzikal kişiliklerle çalıştınız. Başka birinin şarkısına hizmet ederken kendi müzikal sesinizi korumakla ne zaman tamamen geri planda kalmanız gerektiğini bilmek arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

    Dominic Miller: Ha, milyon dolarlık soru! Benim düsturum değişmiyor: Şarkı her şeyden önemlidir. Bunu her şeyin ve herkesin (sanatçı dahil) üzerinde tutmayı hatırlayabilirsem, bu işte kalma şansım var demektir.

    Mine Gürevin: Yani “şarkı her şeyden önemlidir” ilkesi, sanatçının kendisinin bile önünde geliyor. Fakat şarkıya hizmet etmeye yönelik bu bağlılığınızın içinde, hemen size ait olduğu anlaşılabilen bir gitar dili de geliştirdiniz. Paul Simon bir keresinde gitar çalışınızın hem cazdan hem de İngiliz folk müziğinden izler taşıdığını söylemişti. Kendi gitar dilinizi tanımlamak zorunda olsaydınız hangi müzikal gelenekleri yan yana koyardınız?

    Dominic Miller: Paul’ün bunu söylemesini takdir ediyorum ve bir bakıma ona katılıyorum. Buna Latin Amerika müziğini de eklerdim. Ayrıca heavy rock’ı da çok seviyorum ve naylon telli gitar çalarken bile yaptığım müziğin içine bir şekilde sızıyor.

    Mine Gürevin: Bu birleşim gerçekten ilginç: caz, İngiliz folk müziği, Latin Amerika müziği ve hatta heavy rock aynı müzikal dilin içinde kendine yer buluyor. Bu da çok farklı etkileri son derece kişisel bir müzik diline dönüştüren iki müzisyeni, Egberto Gismonti ve Pat Metheny’yi akla getiriyor. Gismonti’nin Solo ve Metheny’nin Offramp albümleri sizin için önemli ECM kayıtları olmuş. Genç Dominic Miller bu iki müzisyende, bugün hâlâ kendi müziğinizde aradığınız neyi duydu?

    Dominic Miller: Tam anlamıyla hayal gücü. Müzikal etkilerin harika kullanımı. Beceri. Cesaret. Yüce bir sanatçılık… vesaire. 

    Mine Gürevin: Hayal gücü, farklı müzikal etkileri dönüştürebilme yeteneği, beceri, cesaret ve yüce bir sanatçılık… Gismonti ve Metheny’de duyduğunuz bu nitelikler bizi doğal olarak ECM’in kendisine de götürüyor. Ardından Silent Light, Absinthe ve Vagabond ile sizin ECM döneminiz başladı. Manfred Eicher’la ilk kez stüdyoya girmek ve yıllardır dinlediğiniz ECM dünyasının bir anda içinde olmak nasıl bir duyguydu?

    Dominic Miller: Kelimelerle anlatması zor, gerçeküstü bir deneyimdi. Manfred’le stüdyoda olmak neredeyse bir rüya gibiydi. Ya da gerçekleşmiş bir rüya.

    Mine Gürevin: Manfred’le stüdyoda olmak gerçekleşmiş bir rüya gibiyse, anlaşılan o rüyanın içinde zorlanmak ve beklenmedik yerlere götürülmek de vardı. Manfred Eicher’ı yalnızca bir prodüktörden ziyade bir film yönetmenine benzettiniz; müzisyenleri alışık oldukları alandan çıkarıp onlardan farklı bir performans elde eden biri olarak. Stüdyoda sizi konfor alanınızın dışına ittiği belirli bir anı hatırlıyor musunuz?

    Dominic Miller: Evet. Birkaç kez bir ya da iki bestemden pek memnun kalmadı ve bunun yerine benden parçanın coda’sı (ya da son bölümü) etrafında doğaçlama yapmamı ve bunun nereye gideceğine bakmamı istedi. Bu beni diken üstünde tuttu ve şaşırtıcı sonuçlar elde ettik.

    Mine Gürevin: Bu şaşırtıcı sonuçlar, bazen bir parçanın yönünü değiştirmenin daha önce orada olmayan bir şeyi ortaya çıkarabileceğini düşündürüyor. Absinthe’te bandoneon bizi Arjantin’e götürüyor gibi görünürken, başka yerlerde Güney Fransa’nın, klasik müziğin ve Empresyonizmin izlerini duyuyoruz. Bu farklı coğrafyalar müziğinizde bilinçli olarak mı buluşuyor, yoksa yaşadığınız yerler ve çocukluk anılarınız bestelerinize kendiliğinden mi giriyor?

    Dominic Miller: Coğrafyanın beste yazma tarzımda bir rol oynadığını düşünüyorum. Enstrümantasyon da beni kesinlikle belirli yönlere götürüyor.

    Mine Gürevin: Coğrafya ve enstrümantasyon müziği belirli yönlere götürebiliyorsa, birlikte çaldığınız müzisyenlerin de benzer bir etkisi olması kaçınılmaz. Vagabond’da müzik, çoğu zaman neredeyse kelimeler olmadan gerçekleşen bir sohbet gibi geliyor. Doğaçlamada sizin için sonuçta hangisi daha değerlidir: çaldığınız nota mı, yoksa çalmamaya karar verdiğiniz nota mı?

    Dominic Miller: Harika soru. Boşluğun da içerik kadar etkili olduğuna kuvvetle inanıyorum. Sanat, o boşluğu nasıl çerçevelediğinizde yatıyor. Bir bakıma o boşluğu hak etmeniz gerekiyor.

    Mine Gürevin: Boşluğun da içerik kadar etkili olabileceği fikri, içinde bulunduğunuz iki farklı müzikal dünyayı düşündüğümüzde özellikle anlam kazanıyor. Otuz yılı aşkın süredir dünyanın en büyük pop sanatçılarından biriyle sahne alıyorsunuz; buna karşılık kendi albümleriniz giderek sessizliğe, boşluğa, oda müziğine ve doğaçlamaya yaklaşıyor. “Sting’in gitaristi Dominic Miller” ile solo sanatçı Dominic Miller birbirini nasıl beslemeye devam ediyor?

    Dominic Miller: Derin soru! Sanırım bir “işbirliği” içindeyiz ve birbirimizden öğreniyoruz. Ama temel ilkeler aynı; yani önce müziğe hizmet etmek.

    Mine Gürevin: Ve bu da bizi bir anlamda sohbetimiz boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkan temel ilkeye geri getiriyor: önce müziğe hizmet etmek. Kariyeriniz boyunca virtüözlük hiçbir zaman gösteriş yapmakla ilgili görünmedi; çoğu zaman birkaç nota, doğru ton ve sessizlik hissi çok daha önemli görünüyor. Bugün genç bir gitariste yalnızca tek bir şey öğretebilseydiniz, ona daha fazla çalmayı mı, yoksa ne zaman çalmaması gerektiğini bilmeyi mi öğretirdiniz?

    Dominic Miller: Müziğe yeni başlayan herkesi, kulaklarını her zaman bütün türlere açık tutmaya teşvik ederdim. Ne kadar çok müzik dinlerseniz, kendinize ait bireysel sesi bulma şansınız o kadar artar.

    ■

    Mine Gürevin’in Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
    Dark Blue Notes’da Röportajlar

    ■

    Serve the music first: Dominic Miller

    From his musical partnership with Sting spanning more than three decades and the birth of “Shape of My Heart” to his recordings with Phil Collins and his journey into the world of Manfred Eicher and ECM, Dominic Miller sums up his relationship with the guitar in a single phrase: “Serve the music first.” Ahead of his performance at Zorlu PSM’s Turkcell Platinum Stage on September 25, we spoke with Miller about space in music, simplicity, and finding one’s own voice.

    Dominic Miller’s guitar can be recognised within just a few notes. The reason has less to do with flashy virtuosity and more with the opposite: he is a musician who knows what not to play. Born in Buenos Aires and raised between Argentina, the United States and England, Miller carries a vast musical world in his memory, stretching from Latin American music and bossa nova to Stan Getz and Miles Davis, and from Return to Forever to Weather Report and the Mahavishnu Orchestra. Over the years, however, all these different sounds have converged in his music around one fundamental idea: melody, harmony and rhythm.

    One of the defining turning points in his career came in the late 1980s, when Hugh Padgham invited him to play on Phil Collins’ …But Seriously. Miller describes one of the most important lessons he took away from those studio sessions as “the art of simplicity.” Soon afterwards came the beginning of his musical partnership with Sting, a collaboration that has now lasted for more than three decades. What has kept that relationship alive, Miller says, is their ability to keep asking “what more is possible?” even within a song they have played thousands of times. Sharing a musical world with musicians such as Branford Marsalis, Kenny Kirkland and Vinnie Colaiuta also taught him the same lesson again and again: to serve the music and complement the melody.

    Perhaps the most beautiful expression of that approach came when a few notes from Miller’s guitar met Sting’s imagination and became “Shape of My Heart.” Miller still remembers the moment when those notes “fell on my hands.” Sting, meanwhile, immediately recognised that there was a song within that small guitar idea. This is why Miller’s words about what he has learned from Sting over the years become something of a guiding principle throughout our conversation: “Serving the song is king. Don’t play what doesn’t contribute to the narrative. Be brave.”

    When we turn to Miller’s own music, another door opens. The ECM aesthetic he discovered at a young age through Egberto Gismonti’s Solo and Pat Metheny’s Offramp would eventually become part of his own story with Manfred Eicher on Silent Light, Absinthe and Vagabond. Miller describes being in the studio with Eicher as “a dream come true,” but the experience also meant being pushed beyond his comfort zone. Sometimes that meant taking the final section of a composition and improvising into the unknown; at others, it meant leaving space rather than filling the music with more notes. Because, as Miller puts it, space can be just as impactful as content; the art lies in how you frame it.Now Dominic Miller is bringing a part of this musical world to Istanbul. On Friday, September 25, 2026, at 9:00 PM, he will take the stage at Zorlu PSM’s Turkcell Platinum Stage, with Fikri Karayel appearing as the evening’s guest. Ahead of the concert, we spoke with Miller about his guitar journey that began in Argentina, his studio years with Phil Collins, his long-standing musical partnership with Sting, the creation of “Shape of My Heart,” and working with Manfred Eicher. And ultimately, about perhaps one of the hardest lessons a musician can learn: before finding your own voice, you first have to learn how to listen. 

    Dominic Miller
    Dominic Miller

    ■

    Mine Gürevin: First of all, thank you very much for accepting my interview request. You have lived a life that began in Buenos Aires and has taken you through the United States, England and France. Among all these places, is there one that you would describe as the “home” of your guitar?

    Dominic Miller: I always revert to Argentina and Latin America as the “ground zero” of guitar.

    If Argentina and Latin America are the “ground zero” of the guitar for you, that naturally takes us back to your earliest musical memories. You’ve spoken about Argentine folk music, bossa nova and Stan Getz, followed later by Miles Davis, Return to Forever, Weather Report and the Mahavishnu Orchestra. At what point did jazz stop being simply music you listened to and become a way of thinking about music?

    When I became professional all styles kind of merged into one. With all genres we’re dealing with three key elements: melody, harmony and rhythm.

    That idea of different styles ultimately merging through melody, harmony and rhythm seems closely connected to the way you approach the guitar itself. And despite all those different influences, the nylon-string guitar remains at the heart of your music. In a world largely dominated by the electric guitar, what keeps drawing you back to this more exposed and fragile sound?

    I feel I can best tell a story on a nylon string guitar which is prevalent in Latin America. With electric guitar I see more of an accompaniment role.

    You describe the nylon-string guitar as the instrument through which you can best tell a story, which makes me wonder how that musical voice was actually formed. You studied at Berklee and the Guildhall School of Music, but much of your career has also been spent learning on stages and in studios alongside very different musicians. Looking back, what educated you the most: music school, the studio, or the stage?

    I don’t feel I learnt that much in music college. I leant more from watching my peers and how they work. I continue to learn every day.

    You say that you learned more by watching your peers and seeing how they worked than you did at music college. One of the defining experiences in that kind of real-world education must have been playing on Phil Collins’ …But Seriously, an important turning point in your career. How do you remember Hugh Padgham inviting you to those sessions, and what did working in the studio with Phil Collins teach you?

    I could write an essay on this question. I was working as session player with Hugh Padgham back in the 80’s and he simply thought I would be the right guitarist to play on Phil’s new album. I learnt a lot on those sessions, particularly the art of simplicity and serving the music above all else.

    That idea of simplicity and “serving the music above all else” seems to have become one of the central principles of your musical life. Soon afterwards began your extraordinary musical partnership with Sting, which has now lasted for more than three decades. When you first played together, did you sense that there was a particular musical connection between you that might last for so many years?

    There was a strong musical connection from day one. What we share is a common curiosity in what more is possible with music, even with songs we’ve played thousands of times. This is what keeps us together.

    That shared curiosity — continuing to ask what more is possible even with songs you’ve played thousands of times — must also have been shaped by the extraordinary musicians around you. During those years, Sting worked with musicians such as Branford Marsalis, Kenny Kirkland and Vinnie Colaiuta. How did playing among musicians of that calibre affect your relationship with jazz, improvisation and, perhaps most importantly, the art of listening?

    I’ve learnt so much from all Sting’s alumni, particularly with what it means to serve the music and compliment the melody.

    Once again, you come back to the idea of serving the music and complementing the melody. Perhaps one of the most beautiful examples of that philosophy is “Shape of My Heart,” a song that can now be recognised from just a few notes of the guitar. Do you remember the moment when you first found that guitar motif? And how did Sting recognise that there was a song waiting to emerge from it?

    I remember well when those notes fell on my hands. I didn’t think much of it at the time but when Sting heard it he immediately saw it as a song. This is a perfect example of what good collaboration is. A guitarist’s idea mixed with the imagination of a songwriter.

    You describe “Shape of My Heart” as a perfect example of collaboration — a guitarist’s idea meeting the imagination of a songwriter. That brings us naturally to what you have sometimes called the “university” of working with Sting. What is the most important lesson you learned from him that you still carry into your own composing today?

    Serving the song is king. Don’t play what doesn’t contribute to the narrative. Be brave.

    “Don’t play what doesn’t contribute to the narrative” says a great deal about knowing when to be present and when to step back. Throughout your career, you have worked with very strong musical personalities including Phil Collins, Peter Gabriel, Tina Turner, Paul Simon and Sting. When serving someone else’s song, how do you find the balance between retaining your own musical voice and knowing when to step completely into the background?

    Ha, million dollar question! My mantra remains: song is king. If I can remember that above everything and everyone else (including the artist) then I have a chance of staying in business.

    So “song is king” remains the principle, even above the individual artist. Yet within that commitment to serving the song, you have developed a guitar voice that is immediately your own. Paul Simon once described your playing as carrying traces of both jazz and English folk music. If you had to describe your own guitar language, which musical traditions would you place side by side?

    I appreciate that Paul said that and I kind of agree. I would also add Latin American music and I do love heavy rock which finds its way into what I do, even when I’m playing nylon string guitar.

    That combination is fascinating — jazz, English folk, Latin American music and even heavy rock finding their way into the same musical language. It also brings to mind two musicians who absorbed very different influences into highly individual voices: Egberto Gismonti and Pat Metheny. Gismonti’s Solo and Metheny’s Offramp have been important ECM recordings for you. What did the young Dominic Miller hear in those two musicians that you are still searching for in your own music today?

    Total imagination. Great use of musical influences. Skill. Bravery. Sublime artistry… etc

    Imagination, the ability to transform different musical influences, skill, bravery and sublime artistry — the qualities you hear in Gismonti and Metheny also seem to lead naturally toward ECM itself. Then came your own ECM chapter with Silent Light, Absinthe and Vagabond. What did it feel like to enter the studio with Manfred Eicher for the first time and suddenly find yourself inside an ECM world you had been listening to for so many years?

    Surreal experience that’s hard to put in words. Being in the studio with Manfred almost felt like a dream. Or a dream come true.

    If being in the studio with Manfred felt like a dream come true, that dream also seems to have involved being challenged and taken into unexpected territory. You have compared Manfred Eicher to a film director rather than simply a producer — someone who takes musicians away from familiar territory and draws a different kind of performance from them. Can you remember a particular moment in the studio when he pushed you out of your comfort zone?

    Yes. A couple of times he wasn’t particularly happy with one or two compositions and asked me instead to improvise around the coda (or the end section) of a piece and see where it goes. This put me on edge and we got some surprising results.

    Those surprising results suggest that sometimes changing the direction of a piece can reveal something that wasn’t there before. On Absinthe, the bandoneon seems to lead us back toward Argentina, while elsewhere we hear traces of the South of France, classical music and Impressionism. Do these different geographies meet consciously in your music, or do the places you have lived and the memories of your childhood simply find their own way into your compositions?

    I think geography plays a part in my writing style. The instrumentation definitely leads me in certain directions.

    If geography and instrumentation can lead the music in certain directions, the musicians themselves must inevitably do the same. On Vagabond, the music often feels like a conversation taking place almost without words. In improvisation, what is ultimately more valuable to you: the note you play, or the note you decide not to play?

    Great question. I believe strongly that space is as impactful as content. The art is in how you frame space. You kind of need to earn it.

    That idea that space can be as impactful as content seems particularly revealing when we consider the two musical worlds you inhabit. You have spent more than three decades performing alongside one of the world’s biggest pop artists, while your own records seem to move increasingly toward silence, space, chamber music and improvisation. How do “Dominic Miller, Sting’s guitarist” and Dominic Miller the solo artist continue to nourish one another?

    Deep question! We’re in ‘collaboration’ and learning from each other I guess. The principles are the same though, namely serve the music first.

    And that brings us back, in a way, to the principle that has run through so much of this conversation: serving the music first. Throughout your career, virtuosity has never seemed to be about display; often a few notes, the right tone and a sense of silence appear to matter much more. If you could teach a young guitarist just one thing today, would you teach them how to play more — or how to know when not to play?

    I would encourage all starting musicians to always keep your ears open to every genre. The more you listen to the better chance you have of finding your own individual voice.

    ■

    Dominic Miller Fikri Karayel Sting Zorlu PSM Turkcell Sahnesi
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleJon Batiste ve Mozart’tan Monk’a tek piyanoda üç albüm
    Next Article 2120 South Michigan Avenue: Chess Records
    Mine Gürevin

      Yeme içme kültürüne düşkün bir matematikçi. Fermantasyon etkisinde müzik yazıları üretmeyi seviyor.

      Related Posts

      Klasikten özgürlüğe: Duo Minerva

      3 Eylül, 2026

      Ayşe Tütüncü: Doğu ile Batı arasında süren sonsuz diyalog

      6 Ağustos, 2026

      Türkiye’de cazın köşe taşlarından: Şenova Ülker

      6 Ağustos, 2026
      Yazarlar
      Kimiz?

      Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

      DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

      Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

      İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

      Yazıların telifi yazanlara aittir.

      Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

      Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

      Reklam: [email protected]

      Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

      Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

      Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

      Kanalı Görüntüle