Karşımızda Melissa Aldana’dan pek beklemediğimiz bir şey var; bir ballad albümü: Filin. Yani yavaş, klişe anlamıyla şiirsel ya da diyelim şairane, duygulu, olgun parçalardan oluşan bir albüm.
Aldana’nın önceki albümleri dinlenirse görülecektir ki yeni, kendine has bir şekilde hem biraz sert, hem de biraz yumuşak, hem canlı hem de oturaklı bir caz yapıyor. Anlatırken crisp ve subtle kelimelerini kullanabileceğimiz. Bir konser kaydı olan Sesc Jazz: Melissa Aldana Quartet albümünden Echoes of the Inner Prophet albümüne, kendinin şimdiye kadarki skalasını oluşturuyor.

Blue Note Records etiketiyle bir 13. Cuma gününde yayınlanan bu albümün iki parçasında, Aldana’nın 12 Stars ve Visions albümlerinin kapaklarındaki resimleri de yapan Cecile McLorin Salvant da var. İspanyolca söylüyor. Ne Te Empenes Mas parçasında Salvant’ın sesi ile Aldana’nın saksafonunun karşılıklı hareket edişi, hem vokal hem enstrümental olarak dişil bir balad yorumunu belki de ilk kez duyduğumuz parçalardan; genelde vokalin kadına, enstrümanın erkeğe düştüğü bir dünyada. (Mad Max: Fury Road filminin kurgusunu, filmin yönetmeni George Miller’ın eşi Margaret Sixel yapmış ve ortaya öyle bir “aksiyon” filmi çıkabilmişti.) Piyanoda Gonzalo Rubalcaba, basta soyadının yüklü hakkını veren Peter Washington, davulda ise Kush Abadey’i dinliyoruz.
Albümün adı Filin, Küba’da 40’lı ve 60’lı yıllar aralığında popüler olan, Ella Fitzgerald ve Nat King Cole gibi şarkıcılardan ilham almış ve etimolojisinin feeling kelimesine götürdüğü bir müzik geleneğine atıf yapıyor. Marta Valdes, Salvador Levi gibi Kübalı besteci ve müzisyenlerin parçaları var albümde. Mecburen düşünüyorum: Aldana, Gonzalo Rubalcaba’yı Kübalı olduğu için mi seçti? Rubalcaba hem Küba müzik geleneğine hakim, o köklerde yetişmiş, hem de modern cazda kendi dinamik tarzıyla öne çıkan, güncel caz piyano panteonunun yükseklerinde konumunu bulan bir piyanist. Albüme getirdiğinin de bundan aşağı kalır yanı yok. Hem Aldana, hem Rubalcaba Latin geleneğinden beslenen çağdaş bir caz-balad albümünü yan yana inşa ediyorlar. Yani Filin dönemi ve balad geleneğinin günümüz caz estetiğine taşınması görevini üstlenmişler.
Albümde bir de sürpriz var. Miles Davis’in de icra ettiği bir Hermeto Pascoal bestesi: Little Church. Miles, Pascoal, Keith Jarrett ve Dave Holland’ın 1971 yılından bir konser kaydında bulunabilen. O parçanınkiyle Aldana’nın onu getirdiği biçimin birbirinden uzaklığı cazın alanının genişliğini gösteriyor. Yine de 1971 versiyonunun daha cesur ve kendine has olduğunu söylemek gerek. Aldana’nın parçanın balad potansiyelini görüp onu albüme eklemesinden de müzikal/entelektüel bir haz duyuyoruz.
Albümün kapağına gözüm kayıyor şimdi. Siyah beyaz, bakışı yampiri, ciddi ve cool bir portre. Kimin çektiğini bulamıyorum, Helmut Newton fotoğraflarına benzetecek gibi oluyorum, böyle bir hava alıyorum ama bu benzerliği iddia etmekten vazgeçiyorum. Birkaç saniye sonra ise Newton’ın Saddle II isimli fotoğrafına benzetmekten kendimi alıkoyamıyorum.
Son parça olan No Pidas Imposibles’in son iki dakikasında Kush Abadey davulu hafif hafif fırçalarken, Rubalcaba bildiğimiz üslubunu latin caz ile iyice konuşturuyor ve albüm kapanırken son intibamızı edinmemize sebep oluyorlar.
Parça parça yazmaya gerek görmüyorum. Albümün tamamı uslu, olgun, her şey yerli yerinde. Bu, nedense, az da olsa canımı sıkıyor. Yine de eskilerin/klasiklerin/standartların yeni ve kusursuz bir yorumunu duymaktan gelen bir zevk alıyorum.
Aldana’nın bu albümde Charles Lloyd’un stiline; onun kaygan nefeslerine, birinden diğerine yumuşakça süzdürdüğü notalarına da oldukça yaklaştığını, böylece olgunluk dönemini uzaktan, kısaca aydınlatmakta olduğunu düşünüyorum.
■
Dark Blue Notes’ta Vitrin
Mert Çakırcalı’nın Dark Blue Notes’daki diğer yazıları


