Müzisyenin Seyir Defteri: Birsen Tezer

Birsen Tezer’in sesini ilk kez bir albümde işitmemizin üzerinden tam yirmi beş yıl geçti. İlk olarak Bülent Ortaçgil’in 1998 çıkışlı Light albümünün en sevilen şarkılarından Kimseye Anlatmadım da duyduk sesini. Ancak bu Birsen Tezer’in ilk kez şarkı söylediği tarih değildi elbet. Kimseye Anlatmadım şarkısında Ortaçgil’e eşlik eden sesin yaklaşık 15 yıllık bir sahne tecrübesi vardı. 1980’lerin ilk yarısında Milliyet Liseler Arası müzik yarışmalarında ilk sahne tecrübelerini edinmiş ve yarışmalardan çeşitli derecelerle ayrılmıştı. Takip eden yıllarda ise İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’na girmiş akabinde enstrüman olarak kanunu seçmiş ve Erol Daran’dan dersler almıştı. Ardından İstanbul – Bodrum arasında caz barlarda bugüne dek süregelen aktif sahne hayatı başladı.

Birsen Tezer şüphesiz hem önerdiği müzik hem de kariyer tercihleri sebebiyle kendine Türkiye’deki müzik piyasasında özerk bir alan açtı. Esasında 40 yıla uzanan müzik yaşamında, yalnızca üç solo albüm yayınladı. Son ve üçüncü solo albümü Kağıttan Kaptanlar geçtiğimiz aylarda Sony Müzik etiketiyle çıktı. Bu vesileyle sayıca az şarkıdan oluşan hacimli kariyerine bir bakış atmak ve tam on yılın ardından gelen son albümüne dair birkaç kelam etmek istedim.

1998’deki Kimseye Anlatmadım düetinden tam iki yıl sonra yine bir Ortaçgil albümünde duyduk Tezer’in sesini. Bu sefer Ortaçgil’siz bir Ortaçgil albümü olan Şarkılar Bir Oyundur’da karşıladı bizi. Türkiye’deki saygı albümlerinin öncüllerinden ve belki de en iyilerinden biri olan bu albüm Ortaçgil için söylenmiş Ortaçgil şarkılarından oluşuyordu. Birsen Tezer ise bu albüm için Ortaçgil diskografisinin en güçlü ama çok da öne çıkmamış şarkılarından biri olan Çığlık Çığlığa’yı seçmişti.

Benim de dinleyici olarak Birsen Tezer’le kişisel hikayem tam olarak bu şarkıyla başladı. 2000 yazında, henüz 8 yaşında, arabanın arka koltuğunda işittiğim bu ses kulağıma çengel atmıştı. Her çocuk gibi manadan yoksun fakat sezgisel açıdan zengin bir dünyada ikamet ettiğimden adını koyamadığım bir şey tarafından yakalanmıştım. Şarkıyı kavramam yıllarımı alsa da, şarkının anlamı her yaşımda yeniden inşa edilse de, duyduğum sesin ihtişamı her daim ilk günkü yerini ve olanca tazeliğini muhafaza etmeyi başardı. Ekşi Sözlük’te Birsen Tezer başlığının altında yazılan ilk entrylere baktığımda hikayemin birçok dinleyiciyle paralel olduğunu gördüm. Tezer, müziği albümler aracılığıyla takip edebilen dinleyiciler için uzun yıllar boyunca ‘Ortaçgil albümünde Çığlık Çığlığa’yı müthiş söyleyen o şarkıcı’ olarak kaldı. Ta ki 2009 yılında ilk solo albümü Cihan gelene dek.

Cihan kelimenin tam anlamıyla bir müzisyen albümüydü. Belli bir pazara ve dinleyici kitlesine hitap etse de ana akımın önerdiği kuralların dışındaydı. Birsen Tezer’le beraber toplam beş müzisyenin bir araya gelip hücum kayıt tekniğiyle kaydettiği bir albümdü. Bu sebeple bir canlı performans veya konser kaydına yakın duran bir niteliğe sahipti. Bas gitarda Mümtaz Solmaz, akustik gitarda Tunç Öndemir, elektirikli gitarda Emre Tankal, perküsyonda Ahmet Özbilen, kanunda ve vokalde ise Birsen Tezer vardı. Bu sebeple albümü bir grup müziği olarak da yorumlamak mümkün gayet. Uzun introların ve soloların birbirini takip ettiği, baştan aşağı akustik, her enstrümanın sırayla öne çıktığı demokratik bir dizilime sahipti. Bu telaşsız, sakin müziğin rotasını belirleyen ise Birsen Tezer’in nüanslı şarkıcılığıydı.

İlk etapta bir Avni Anıl bestesi olan Türk müziği klasiği Aşk Bu Değil ve Zafer Cınbıl imzalı Balıkesir öne çıktı. Aşk Bu Değil coverı aynı zamanda Birsen Tezer’in önerdiği müziğe, müzikal çizgisine dair bir özet gibiydi. Türk musikisi eğitimini ve yıllara dayanan caz barlardaki performanslarını birleştiren bir köprüydü adeta. Klasik Türk müziğini caz tınılarıya harmanlayan sound ve iki tür arasında gidip gelen incelikli şarkıcılığı Birsen Tezer’in müziğinin alametifarikalarındandı. Albüm aynı zamanda; Bülent Ortaçgil, İlhan Şeşen, Erkan Oğur gibi bestecilerin imzasını da taşıyordu.

Çığlık Çığlığa’nın yanı sıra artık bir Ortaçgil klasiği olan Değirmenler, İlhan Şeşen imzalı Di Gel Yanıma, Birsen Tezer’in sözleriyle hayat bulmuş iki Erkan Oğur bestesi Bilsen ve Seher Vakti’nin yanı sıra söz ve müziği Birsen Tezer’in kendisine ait olan Sus Pus, Çal Kapımı ve İstanbul albümün diğer şarkılarındandı. Cihan çıktıktan kısa bir süre içinde dinleyicisini buldu demek yanlış olmaz. Bunun elbette çıktığı dönemle, dönemin dinleyicisinin yeni şeyler dinleme talebiyle, bu talebin açtığı alanla doğrudan bağlantısı vardı.

Yer Değiştiren Müzik

2000’lerin sonundan 2010’lara doğru giderken tıpkı dünyada olduğu gibi Türkiye’de de müzik yer değiştirmeye başladı. Bu köklü değişim elbette sosyal medyanın iyiden iyiye hayatlarımıza girmesiyle gerçekleşti. Özellikle Myspace aracılığıyla müzisyenler ev yapımı şarkılarını doğrudan dinleyiciye ulaştırabiliyor, kendi müzikal gündemlerini yaratabiliyordu. Bugün her biri kendi kemik dinleyici kitlelerine sahip; Jehan Barbur, Mabel Matiz, Ceylan Ertem, Yasemin Mori gibi isimler ilk şarkılarını veya coverlarını internet ortamından paylaşıyordu. Bir yandan hem farklı şeyler dinlemek isteyen ve interneti aktif olarak kullanan dinleyicileri kendilerine çekiyorlar, hem de çektikleri dinleyicilerin kayda değer sayılara ulaşması sebebiyle yapımcıların bu sayfalarda yetenek avına çıkmasını sağlıyorlardı.

Öte yandan ana akım pop müzik irtifa kaybetmiş, yerine rock ve rap müzik talip olmuşken her ikisinde de kendini bulamayan geniş bir dinleyici kitlesinin alternatif bir müzik arayışı doğmuştu. Genç, orta sınıf, kentli dinleyici kendisi için daha rafine, gündelik dertlerden dem vuran, kişisel hikayeler anlatan, hem yerli müziğin hem de dünya müziğinin arasında bağlar kuran, türler arası yumuşak geçişler dokuyan ve az biraz da şarkı sözlerinde edebi önermesi olan şarkıların peşine düştü.

Jehan Barbur ve Yasemin Mori’nin 2008 çıkışlı ilk albümleri; Uyan (Barbur) ve Hayvanlar (Mori) bu anlamda fitili ateşleyen işler oldu denilebilir. Her ikisi de oldukça farklı türlerden beslenen bu iki albüm hızla kendi kitlesini buldu ve çokça sevildi. Sonraları dijital platformlardan çıkan müziğin kendi kendisinin parodisine dönüşmesi veya dönüştürülmesi söz konusu olduysa da o dönem için büyük bir heyecanla karşılanmıştı. Kısa sürede buradan çıkan isimler ana akım medyanın da ilgisine mazhar oldu. İşte Cihan böylesi bir dönemde, tam da yeni seslerin ve sözlerin özlemiyle kümelenen bir dinleyici kitlesinin olduğu dönemde çıktı. Birsen Tezer’in 20 yılı aşkın müzik hayatını taçlandırdığı ilk albümü için belki de en uygun zamandı.

Bu dönem Birsen Tezer sıklıkla Jehan Barbur ve Ceylan Ertem’le aynı kümenin içinde alındı. Aralarında kurulan müzikal akrabalık ve kendi kurdukları dostluk sebebiyle hem sık sık birbirlerinin sahnelerine konuk oldular, hem de beraber ortak proje konserlere imza attılar. Bunlardan en akılda kalıcı olanı şüphesiz Aralık 2012’de verdikleri Kadın Sesi Değmiş Ortaçgil Şarkıları konseriydi. Bülent Ortaçgil ise elbette buradaki birleştirici isimdi. Ortaçgil’in 1974 çıkışlı ilk ve zamanla kültleşmiş albümü Benimle Oynar Mısın? Türkiye’deki kent müziği adına ilk örnek olarak kabul edersek şayet bahsi geçen üç ismin de Ortaçgil’i referans vermesi tevekkeli değildi. Kaldı ki Birsen Tezer’in profesyonel müzik yaşamında Ortaçgil belki de en önemli isimdi.

Bir Cihan’dan Diğer Cihan’a

Gel zaman git zaman -arayı da çok açmadan- 2013 kışında Birsen Tezer’den bu sefer İkinci Cihan geldi. Duygu olarak ilk albümle kardeşlik kuran bu albümde, ilk albümdeki kadro da hemen hemen korunmuştu. Erkan Oğur, İlhan Şeşen, Bülent Ortaçgil gibi tanıdık isimlere ek olarak; Özer Arkun, Sibel Köse, Akın Eldes gibi konuklar vardı. Albümün stüdyo kısmında ise ilk albümden Emre Tankal ve Tunç Öndemir yerini korurken, uzun yıllar sahnede Ortaçgil’e de eşlik etmiş bas gitarist Gürol Ağırbaş ve davulda da Derin Bayhan kadroya eklenmişti.

Şarkıların çoğunun düzenlemesi Emre Tankal imzası taşıyordu. Dokuz şarkının beşi Birsen Tezer imzalıydı. İlk albümden farklı olarak gitarın, davulun ve sözün daha ön plana alındığı şarkılardan oluşuyordu albüm. Enstrüman çeşitliliği artmış, yine ilk albümden farklı olarak; kopuz, bendir, erbane, perdesiz gitar, çello kendine yer bulmuştu. Hem enstrümantal açıdan hem de Tezer’in şarkı sözü yazarlığı açısından yelpaze genişletilmişti. Cihan’ın bıraktığı tadı sündürmeden çeşnilendirmek Tezer’in ikinci albüm virajını kolaylıkla almasını sağladı. Nefes, Şarkıcının Şarkısı, Kusura Bakma, Arı Maya yeni bir tat getiren o şarkılardı.

Bunun yanı sıra ilk albüm Cihan’ın çizgisine yakın duran ve daha önce albüm künyelerinde ismini görmeye alışık olmadığımız bir isim olan Sami Batok’un Boşver’i öne çıkan bir diğer şarkıydı. Böylelikle Birsen Tezer ilk albümü çok sevilmiş birçok müzisyenin zorlu sınavı olan ikinci albüm sendromunu büyük bir rahatlıkla atlattı. Dinleyicisiyle arasındaki bağ daha da kuvvetlendi.

Kağıttan Kaptanlar

2013’ten geçtiğimiz Nisan ayına dek, tam on yıl boyunca Tezer’den albüm gelmedi. Günümüz piyasa şartları göz önünde bulundurulduğunda bu tabii ki oldukça uzun bir süre fakat hiçbir zaman ana akımın önerdiklerine entegre olmamış bir isim için şaşırtıcı değil. Pekala on yıllık bir ara verilebilir veyahut yolun bundan sonrasına teklilerle devam edilebilirdi. Ki günümüzde bilhassa Türkiye özelinde albüm için artık çok az müzisyenin motivasyon geliştirebildiğini görüyoruz. Öte yandan Birsen Tezer geçtiğimiz on yıl boyunca yoğun bir şekilde ülkenin birçok yerinde sahne almaya devam etti. Bunun yanında yine birçok müzisyenle ortak şarkılara imza attı veya albümlere konuk oldu; Gürol Ağırbaş, Hüsnü Arkan, Cem Adrian, Ediz Hafızoğlu, Emre Önbayraktar bu isimlerden bazılarıydı.

Temmuz 2022’de ise Birsen Tezer’den kariyerinin ilk teklisi ve yeni albümünün habercisi Saklasam Kendimi geldi. Aynı zamanda bu şarkı Birsen Tezer’in kliplendirdiği ilk şarkı olma şansına erişti. Yine 2022 yılının Ağustos, Eylül ve Kasım aylarında sırasıyla; Kağıttan Kaptanlar, Kadın, Tatsız Tutsuz dinleyiciye servis edildi. 2023 Nisan’ın son günlerinde ise Birsen Tezer’in üçüncü stüdyo albümü Kağıttan Kaptanlar’a kavuştuk.

Albüm biri cover olmak üzere toplam dokuz şarkıdan oluşuyor. Doğan Duru imzalı Seyri Zaman ve Efe Ünal imzalı Sanki Rüya dışında geri kalan altı şarkı Birsen Tezer’e ait. Albümdeki cover şarkı ise ilk albüm Cihan’ı hatırlatacak şekilde bir Türk müziği eseri. Osman Nihat Akın’a ait Göze Mi Geldik aynı zamanda albümü kapatan şarkı olarak tercih edilmiş.

Tıpkı Cihan’da olduğu gibi Kağıttan Kaptanlar da baştan sona tutarlı bir grup müziği örneği. İlk şarkıdan son şarkıya kadar albüm tek bir ekibin ortak çalışması olarak düzenlenmiş. İlk albümden beri Tezer’in ayrılmaz yol arkadaşları Tunç Öndemir ve Emre Tankal’la İkinci Cihan’dan bu yana davuldaki Derin Bayhan’a, bas gitarda Orhan Deniz, tuşlu çalgılarda ise Adem Gülşen eklenmiş. Altı müzisyenin kolektif ve konsantre çalışması sebebiyle herhangi bir albümden beklenen; şarkıların belli bir müzikal kimliğe sahip olması, birbirini tamamlama, tutarlılık gibi ögeler kolaylıkla sağlanmış.

Dışarıdan gelen şarkılar Seyri Zaman ve Sanki Rüya’nın yapı itibariyle Birsen Tezer’in müzikal kimliğiyle birebir örtüşmesi, bahsi geçen tutarlılığı daha da perçinlemiş. İlk iki albümden farklı olarak enstrümanların özellikle davulun, gitarın ve vokalin daha yüksek tonda olması kulağa çarpan ilk farklılıklardan. Öyle ki yer yer Birsen Tezer’in müziği bir alternatif pop & rock band müziğine evrilmiş gibi duyuluyor. Yine Tezer’in ilk iki albümünde duymadığımız tuşlu çalgılar ise enstrüman repertuvarını genişletmiş. Hal böyle olunca tıpkı ilk Cihan’dan İkinci Cihan’a geçişteki gibi, Kağıttan Kaptanlar’da da yumuşak geçişlerle müziğe kimliğini veren özü sarsmadan küçük yenilikler yapılmış. Bu sayede hem taze hem de tanıdık bir ses evreni kurulmuş. Ancak bana kalırsa burada daha önemli ve üzerine bir paragraf daha açılması gereken konu Birsen Tezer’in söz yazarlığı.

Saklasam Kendimi?

On yıl nereden baksanız uzun süre. Bu on yıl içinde sık sık sahnelerde olsanız da, çeşitli müzikal ortaklıklarda bulunsanız da yeni bir söz söylemenin, kaldığınız yerden yeni hikayeler anlatmanın yükü, zorluğu apayrı. Peki, bize noldu bu on yıl içinde? İçinde yaşadığımız coğrafyanın ortak tarihine, İkinci Cihan’ın çıktığı tarihten Kağıttan Kaptanlar’a dek olanları şöyle bir düşündüğümde; Gezi Direnişi, Haziran 2015 – Aralık 2016 arası bombalı saldırılarda ölen yüzlerce kişi, 15 Temmuz darbe girişimi, OHAL, 6 seçim, Pandemi, Ekonomik Kriz ve daha nicesi gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçiyor.

Peki böylesi bir cehennemden ne çıkar? Tüm bunları dışarıda bıraktığın bir yerden yazmak mümkün müdür? Ya da Birsen Tezer’in albümün çıkış şarkısı Saklasam Kendimi’de temenni ettiği gibi kendimizi bir odada saklayabilir miyiz? Dünyadan uzak, içeriye dışarıyı sızdırmayan bir dört duvar inşa edilebilir mi? Bu şarkı gerçekleşmeyecek bir temenninin öylesine dillenmesinden mi ibarettir yoksa bir yenilginin itirafıyla hayattan çekilmenin yollarını mı aramaktadır? Tezer’in albümde yazdığı diğer şarkılar da benzer hatta yürüdüğü için Saklasam Kendimi üzerinden bu tartışmayı açmakta bir beis görmüyorum.

Yılgın, yenik, şikayetlenen şarkılar bunlar. Tam da yaşamın merkezinden geldikleri için böyleler, o arzu edilen yalıtılmış odanın yokluğu sebebiyle bu haldeler. Albümün haleti ruhiyesi bana çokça Bergman’ın başyapıtı Persona’yı hatırlattı bu sebeple. Filmde bir anda sahnede susmaya karar veren, böylelikle hayatın dışında ve kendi içinde kalacağını düşünen ünlü oyuncu Elisabeth Vogler’in nafile inzivasını izleriz. Oysa henüz filmin başında akıl hastanesindeki doktorun ağzından çıkan şu replikler bu kaçışın varacağı yeri ifşalar: ‘’Kendini bir yere kapatıp tecrit edebilirsin. Böylece rol yapmana gerek kalmaz. Suratlar ya da sahte hareketler yapmazsın… Ama görüyorsun ya gerçek zalimdir. Sığınağın su geçirmez değil. Hayat her yere sızar. Tepki vermek zorunda kalırsın’’.

Belki de bu yüzden Kadın’ın nakaratında geçen ‘sesim var mı ruhum hala sağ mı?’ sorgusu şarkının bir sonraki kısmında ‘sonsuz bir tutsaklık var her yerde’ dizesiyle cevaplanır gibidir.

Hikmet Demirkol’un Birsen Tezer ile söyleşisi

Birsen Tezer geçtiğimiz günlerde Hikmet Demirkol’a verdiği röportajda İkinci Cihan’dan neredeyse son bir yıla kadar geçen sürede -2017’de yazdığı Tatsız Tuzsuz hariç- şarkı yazamadığını söylüyor. Sonrasında ise masanın başına oturduğunu, lafların, sözlerin birbir geldiğini ve ilk tekliden albüme kadar olan süreçte üretmeye devam ettiğini belirtiyor.

Enzo Traverso Geçmişi Kullanma Kılavuzu isimli çalışmasında tarih ve belleğin ayrımına dair şu tespitlere yer verir: ‘’Tarih geçmişin olayları üzerinde dışsal bir bakış varsayarken bellek anlatılan olgularla içsel bir ilişki kurar. Bellek geçmişi şimdiki zamanın içinde sürdürürken, tarih geçmişi, yaşanmış olanın öznel duyarlılığının taban tabana zıddında, kapalı, geride kalmış, rasyonel yordamlara göre örgütlenmiş bir zamansal düzen içinde sabitler. Bellek çağları katederken tarih bunları birbirinden ayırır’’.

Haliyle Tezer’in sözlerinin her birini on yıl boyunca yaşanmış toplumsal/siyasi krizlerle kronolojik bir biçimde eşlemek değil niyetim. Ancak tüm saklanma taleplerine karşın hayatın sonsuz sızabilirliğini göz ardı etmeden, şimdiki zamanı içeriksizleştiren yüklü bir belleğin yükünü boşaltma ihtimalini cepte tutmaya çalışıyorum. Geniş bir zamanda devinen ve öznelliğinden sual edilmez belleğin öyle ya da böyle bir şarkıda söz olarak can bulması çok mu imkansızdır? Hem de bir söz yazarıysanız üstelik. Albüme ismini veren Kağıttan Kaptanlar’ın girişinde; serseri ve maceracı bir gençliğin sönümlenişine ağıt yakarken nakaratta içeriksiz bir geleceğe hayıflanmak (bildiğim hiçbir koku kalmıyor yarınlara) tesadüf müdür?

Yine aynı nakarattan hareketle: Kimdir bu dümenin teslim edildiği kağıttan kaptanlar? Ya da kimdir dümeni teslim eden kağıttan kaptanlara? Bireysel iç gerilimlerin büyük resimdeki yerini yakalamak mı yoksa büyük resimde kendine rastlamak mı? Belki de her ikisi birdendir burada yazılan.

Albümde Birsen Tezer’in kaleminden çıkan diğer şarkılarda da bu ikili gerilimi imleyen satırları çizmek mümkün; hayatı üstümüze çevrilmiş silahlara benzetmek ,bir çarkın dişlisi olup olup ağır ezilmekten bahsetmek, kalmanın da bir dönüşüm olduğunu hatırlatmak, sorulmaktan ve bakılmaktan yorgun düşmek veya dehlizlerden çıkmayı önermek…

Son kertede albüm müzikal olarak bir Birsen Tezer albümünden bekleneni vermekte oldukça mahir. Demlendikçe kendini daha da açması mümkün. Sözsel açıdan oldukça geniş, türlü iç hesaplaşmalara davet eden bir alan açması da cabası. Yalın, hikayesi olan, çokça dingin, belki biraz yorgun, az biraz da üzgün bir şeyler dinlemek isterseniz eğer Birsen Tezer’in Kağıttan Kaptanlar’ını bir seçenek olarak sunabilirim.

Birsen Tezer hem eskisi gibi, hem de bunca şeyin ardından az biraz tahmin ettiğiniz gibi. Yerli müzik piyasasında kendine açtığı, sınırlarını özenle koruduğu ferah yerinden haline/halimize bakıp içindekileri dökmüş. Kulak vermek, yarenlik etmek belki bir parça iyi gelir.

Ozan Özkan

1992’de Balıkesir’de dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Sanat Tarihi lisans eğitimini tamamladı. Öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli kültür sanat kurumlarında çalıştı. 2021 yılından bu yana hazırlayıp sunduğu Yakın Bakış adlı podcast yayınına ve bağımsız içerik üreticiliğine devam ediyor.

Ozan Özkan 'in 1 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Ozan Özkan ait tüm yazıları gör

Avatar photo

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir