Tamamını mı demeliydim? Cazın hiç de uzun sayılmayacak tarihinin, hele dünyanın bugünkü dönme çabukluğu göz önüne alındığında “asırlar” sürmüş gibi duran geçmişinin ve bugününün —bekletmeden söyleyeyim— yarının da sesi John Coltrane’dir.
Erkenden ölmeseydi de odur, yaşasaydı da olurdu. Çalmasa da olurdu, çalsa da… Cazın sesi oydu.
Güneş doğarken de odur, batarken de odur.
Evet… Duyuyorum… “M.D.”… Tabii ki… Cazın sesinin diğer yarısı da M.D.’dir ve bir “zaman kapsülü”ne konulacak olursa cazın “Coltrane”i; yang’ı da odur. Sonsuz sololarına ilk müdahale eden de oydu. ‘Şeflik’ten değil —Bu bir caz yazısı değildir; ‘caz yazısı’dır. [S.D.] (Böyle notlar yazının dibine konur ama biz buraya koyalım bugünlük…) Coltrane’nin bu sololarının, cazın sonsuz ufuklarının beklenmedik erkenlikteki tasavvurundan başka bir şey olmadığını ilk fark eden de oydu.

■



