İstanbul Jazz Band Konseri Öncesi İpek Dinç İle Röportaj

Türkiye’nin yeni büyük orkestrası İstanbul Jazz Band 16 Mayıs’ta Fişekhane Ana Sahne’de bir konser verecek. Bu vesileyle, orkestranın şefi Nail Yavuzoğlu‘ndan kısa bir açıklama aldık; ardından da konserin solisti İpek Dinç ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Sanat yönetmenliğini Ozan Göktan ve Burak Bilgili‘nin, müzik direktörlüğünü, şefliğini ve aranjörlüğünü Nail Yavuzoğlu’nun üstlendiği İstanbul Jazz Band, ulusal ve uluslararası enstrüman ustalarını, kompozitörleri, vokalistleri cazseverle buluşturmak hedefiyle yola çıkmış.

Orkestra küçültülmüş big band olarak adlandırabileceğimiz bir forma sahip. Müzik yazısı ise geleneksel büyük orkestraya yakın. 2 alto saksofon, 1 tenor saksofon, 1 bas klarinet, 3 trompet, 1 trombon, piyano, kontrbas ve davul olmak üzere 12 kişilik bir tertiple sahne alıyor.

16 Mayıs’ta Fişekhane Ana Sahne’deki konser, orkestranın seyirciyle dördüncü buluşması olacak. İstanbullular orkestrayı daha önce 4 Nisan’da, solist Selen Beytekin’le birlikte Fişekhane’de, 6 Nisan’da solist Erdem Özkan’la yine Fişekhane’de ve 23 Nisan’da, solist ve piyanist Ece Göksu ile Grand Pera Emek Sahnesi’nde izleme fırsatı bulmuştu.

Orkestranın bu konserdeki solisti ise, cazseverlerin yakından tanıdığı bir isim: İpek Dinç.

Başlangıçta ne vardı, cazla nasıl tanıştınız?

Cazla ilk olarak erken yaşlarda evdeki plakları duyarak tanıştım. Annem ve babamın çok sevdiği bir müzik tarzı olduğundan zaten aşinaydım ancak seneler ilerledikçe daha fazlasını ister ve araştırır oldum. Bu da benim cazın derin dünyasını keşfetmemi sağladı.

Bir insan neden caz söylemek ister?

Sanırım herkesin sebebi farklıdır fakat benim caz söylemek istememdeki sebep, diğer müzik türlerine göre bana çok daha fazla şey hissettirmesiydi. Üstelik çok daha zorlayıcı bir tarz ve bu da icraatta başarılı olduğunuz takdirde daha büyük bir tatmin hissi veriyor.

Şarkıcı, yorumcu, vokalist… Kategorik olarak ne tür farkları var? Siz kendinizi daha ziyade hangisiyle özdeşleştiriyorsunuz?

Aslında hepsi birbirine çok yakın kavramlar. Ben kendimi hepsi olarak görüyorum. Hem mesleğim şarkıcılık hem de parçaları kendime göre yorumluyorum. Vokalist daha ziyade geri vokalistlik için kullanılıyor, ki onu da eskiden yapmışlığım var.

Standartları ayrı tutarsak, repertuvarınızı nasıl belirliyorsunuz? Nasıl şarkılar sizde söyleme isteği uyandırıyor?

Çoğunlukla anlam olarak beni etkileyen parçaları repertuvarıma almaya çalışıyorum. Söylerken o hissi dinleyiciye geçirmek, geçirebilmek benim için sahnedeki en keyif verici anlardan biri. Bunun dışında beni zorlayan parçalara özellikle yer verip bu parçaları hakkıyla seslendirmek müthiş keyifli oluyor. Ve yine benim melodik olarak da his dünyamı değiştirebilecek parçaları seslendirmekten büyük mutluluk duyuyorum.

Caz standartlarının çoğu geride kalan yüzyılın ilk yarısında bestelenmiş. Aradan bunca zaman geçtikten ve kültürel değişim yaşandıktan sonra, günümüz insanına hitap edebilmesindeki sır nedir?

Caz standartları tıpkı klasik müzik gibi, tek bir çağa hitap etmiyorlar. Bu sebeple her ne kadar kültürel değişim yaşanmış dahi olsa geçerliliklerini koruyorlar. Pop müzik gibi hızlı tüketime hitap etmediği için de hala bu tarz ile aramızda bir bağ kurabiliyoruz.

Uzun süredir Standart Şarkı Kitabı’na yeni eklenen beste/şarkı ile karşılaşmıyorum. Artık eskisi kadar güzel şarkılar yazılmıyor mu? Biz mi değiştik?

Bence bu sadece caz müziği için değil, geri kalan diğer müzik türleri için de geçerli bir durum. Elbette bizler teknolojiyle birlikte çok değiştik. Bunun belki de çok daha hızlı bir şeyleri tüketiyor olmamızla bir ilgisi olabileceğini düşünüyorum.

Sizce ülkemiz cazında neden Türk Standart Şarkı Kitabı oluşamıyor? Türkçe caz söylemeye uygun mu?

Aslında Türkçe sözlü caz parçaları besteleyen, söyleyen pek çok müzisyen var. Ama caz 1920lerdeki veya 30lardaki kadar popüler bir müzik türü değil. Diğer müzik türlerinin seneler içinde daha büyük dinleyici kitlelerini peşine takmasıyla birlikte bu parçaların çok popüler olamadığını görüyorum. Bir parçanın standart olarak adlandırılabilmesi için belli bir popülerliğe ulaşması gerek. O da bu çağda bir caz parçası için biraz zor maalesef.

Büyük orkestra eşliğinde şarkı söylemek küçük gruplara nazaran ne tür farklar içeriyor?

Büyük orkestrada her an ne olacağı, nerede kimin kaç ölçü solo yapacağı, hangi ölçüde nefeslilerin birlikte çalacağı gibi dinamiklerin hepsi önceden bellidir. Sayıca fazla olan grupların denge içerisinde müziği icra edebilmeleri için de bu zaten gereklidir. Küçük grupta ise tamamen müzisyenlerin o anki hissiyatlarına bağlı olarak değişir. Bu sebeple küçük grupta doğaçlamaya ve özgürlüğe daha fazla yer vardır.

Orkestra müziğinde, solist daha ziyade şefe göre mi yoksa orkestraya göre mi söyler?

Şef, orkestrada her şeyi belirleyen kişidir. Orkestra da ona göre şekillenir, solistler de. Bu yüzden her zaman şefin talimatlarını takip etmek gerekir.

Siz daha önce Nail Yavuzoğlu ile çalıştınız. Aranjmanları ve orkestra şefliği hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Evet, Nail Yavuzoğlu ile beraber pek çok konser verdik. Her seferi benim için çok güzel geçti. Hem orkestra şefi olarak hem de müzisyen olarak kendisiyle çalışmak hem çok rahat hem de çok keyifli.

■■■

Turgay Yalçın

Yayın Yönetmeni, Kurucu Ortak, Yazar, Radyo Programcısı.

Turgay Yalçın 'in 173 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Turgay Yalçın ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir