2025’i başka türlü uğurlayalım istedik, müziği hayatının merkezine koyanlara, müzisyenlere, yazarlara, organizatörlere, işletmecilere, dinleyicilere, söyleyeceklerinin muteber olacağına inandığımız kişilere başvurduk; bitmek üzere olan yıldan kendilerine kalanı, kendilerinden başkalarına kalanları, 2025’i müzikal açıdan nasıl geçirdiklerini yazmalarını rica ettik. Besteci, caz şarkıcısı, sunucu İPEK DİNÇ bizi kırmadı, 2025’de müziğin yaşamındaki yerini, yılın müzikal açıdan nasıl geçtiğini yazdı.
■
George Gershwin “Hayat aynı caz gibidir. Doğaçlaması çok daha güzel olur” demiş. Benim için 2025 de oldukça spontan ve doğaçlama dolu bir sene oldu. Aslında yaklaşık 4-5 senedir özel hayatım sebebiyle oldukça fazla seyahat ediyorum ve bu da hem vizyonumu arttırıyor hem de hızlı kararlar almamı sağlıyor.
Ülkemiz maalesef, sanat dallarını, hele de kendisine yabancı gördüğü, bağrına basmadığı türleri icra etmek ve bununla hayatını idame ettirebilmek için zor bir coğrafya. Bizler caz müzisyenleri olarak en çok pandemide etkilendik fakat ardından günümüzde gelinen ekonomik ve politik atmosfer ile her geçen gün farklı zorluklarla karşılaşıyoruz. 2024 ve 2025 en zorlandığım, Türkiye’de en az konser verdiğim seneler oldu diyebilirim. Bizim en çok geçimimizi sağladığımız kurumsal davetlerde, artık bir grup ile canlı müzikten ziyade ya sadece bir dj ile gecenin sonu getiriliyor veya ona bile bütçe ayırmaktan imtina edilip müzik platformlarından müzik çalınıyor.
Bununla beraber bu lokal zorluklar, kendimi mücadele etmeye ve ufkumu biraz daha uluslararası platformlarda genişletmeye sevk etti. Bu sene içerisinde katıldığım Tbilisi Midsummer Night Jazz Festival ve Baku Jazz Festival hakkında izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.

Eşimin işi sebebiyle sık sık Tiflis’e seyahat ediyoruz. Meslekî deformasyon sonucu her gittiğim yerde caz kulüplerini gezmeden elbette duramıyorum. Bizim işimizin en güzel tarafı ise, müzisyenler olarak aynı dili konuştuğumuz için anında bir bağ kurabilmek ve iş birlikleri sağlayabilmek. Orada tanıştığım harika müzisyenler ile önce jam session’lara kaldım. Ardından beni festivallerine davet ettiler. Tiflis gerçekten gidilip görülmesi gereken, çok güzel bir şehir. Dünya üzerindeki en eski şarap üretimi Gürcistan’a ait. 8000 senedir “qvevri” ya da “kvevri” dedikleri, kil çömleklerle şarabı toprağa gömüyorlar ve fermentasyon sağlıyorlar. Bunun dışında şehir de, içinden nehir geçen, sayısız kiliseleri ve tarihi ile gizli bir hazine. Üstelik bize vize de gerekmiyor.
Festival 3 gün sürdü (6-7-8 Haziran) ve tek bir mekanda gerçekleşti. Açık havada, çok güzel bir parkın ortasında akşam konserler başlayıp gece yarısına kadar sürdü. Etrafta kurulu standlardan yiyecek ve içecek almak mümkündü. Çok rahat ve doğal bir ortamda çok keyifli bir atmosfer yaratılmıştı. Pek çok yerel grup seyrettik. Genç yetenekler konserler verdi. Gürcistan seyircisi de cazla çok ilgili ve çok dikkatli bir şekilde konserleri takip etti. Benim konserim ilk gündü. Ardından hem diğer sanatçıları seyretme hem de tanışma imkanı buldum. Yazın en güzel hatıralarından biri bu oldu benim için.
Bunun ardından Bakü’ye geçiyorum. Eşimle Bakü’de tanıştık. Kendisi 4 sene orada görev yaptı (görevi yeni bitti) ve bu sebepten ötürü ben 4 senedir her ay muhakkak en az 1 kere Bakü’ye seyahat ediyordum.
Azerbaycan ile ilgili izlenimlerim ve hatıralarım, yazsam kitap olacak derecede fazla ama burada elbette daha çok müzik kısmıyla ilgili fikirlerimi sizlerle paylaşacağım.

Azerbaycan’da çok fazla sayıda ileri derecede klasik ve caz müzisyeni var. Rus ekolünden gelen okullarda oldukça sağlam bir eğitim alıyorlar ama maalesef sanatlarını icra edebilecekleri fazla mekan yok. Açık konuşmak gerekirse Azerbaycan’da pek fazla caz dinleyicisi de yok. Türkiye’yi o manada öpüp başımıza koyabiliriz. Ben bu 4 sene içerisinde, şehrin tek caz kulübü denebilecek Etud’de 2 kere sahne aldım fakat hem seyirci hem ortam sizi pek tatmin etmiyor. Buradan tek kazancım, çok iyi müzisyenlerle tanışmak oldu. Eylül ayı içerisinde Bakü’de düzenlenen Formula 1 partisinde benim performans vermemi istediklerinde de kolayca lokal bir ekip toparlayıp güzel bir sahne yapabildik. Bu arada hayatımda ilk kez F1 canlı seyrettim, gerçekten sadece seyrederken bile kanımda adrenalin salgılandığını hissedebildim.

Bu sene Bakü Uluslararası Caz Festivalinin 20. Yıl dönümüydü, 24 ile 31 Ekim tarihleri arasında yapıldı ve konser verecek sanatçıların arasında olmak benim için oldukça gurur vericiydi. Konserimden bir gün önce Azerbaycan devlet televizyonu olan Aztv’de canlı yayında konuk alındım ve hem konserle hem de iki ülkenin dostluğu ile ilgili sohbet etme fırsatım oldu. Konserler ilk 3 gün aynı mekandaydı (Jolly Joker Baku). Aynı sahneyi paylaştığımız müzisyenlerden Polonyalı bir saksofoncu ile çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik ve 2026 senesi içerisinde bazı işbirlikleri yapmayı umuyoruz. Festival için gelen seyirci, konserlerle ilgiliydi elbette fakat Türkiye ve Gürcistan ile mukayese edildiğinde daha az takip ettiklerini söyleyebilirim.

Bunların dışında senenin en heyecanlı ve en harika olaylarından biri de Mayıs ayında balayımız için New York’a gitmemiz oldu.
Bir caz müzisyeni olarak daha önce hiç gitmediğim için üzülüyordum. 10 gün kadar kaldık. Gidebildiğim kadar fazl sayıda caz kulübüne gittim. İlk olarak Blue Note’da PJ Morton dinledik. Keyifli olmakla beraber performans biraz monotondu.
Ardından Birdland’de Vince Giordano and the Nighthawks grubunu seyrettik. 11 kişiden oluşan ve çoğunluğu nefesli enstrümanlar olan grup 1920ler ve 30lar müziklerini çok keyifli çaldılar. Kendimizi zamanda yolculuk yapmış gibi hissettik.
Smalls caz kulübünde jam session seyretmek için gittiğimizde gece 01:00de başlayacağını ve 1 saat house band çalacağını söylediklerinde büyük hayal kırıklığına uğramıştım çünkü biz turistler için saat çok geçti. Fakat hafta sonları öğlen 14:00’te de jam session yaptıklarını öğrenince tekrar gelmeye karar verdik. Ben gündüz kulübün dolacağından emin değildim ama sonuçta bahsettiğimiz New York. Gerçekten sonunda oturmaya yer kalmamıştı. Ben de jam session’a katıldım hatta bununla ilgili şöyle güzel bir enstantane de oldu, seyircilerden bir hanımefendi ve birkaç kişi daha performansımı çok beğendiklerini söylediler ve müzisyenler de beni bir kere daha sahneye davet ettiler. O anki mutluluğumu tarif etmem çok zor. Gelen pek çok muzisyenle sohbet ettik. Harika bir ortam ve harika bir gündü.

New York’a gidip Village Vanguard’ı görmemek elbette olmazdı. Ben bilet bulamamıştım ama kapıda bekleyip son dakika içeri girebildik. Immanuel Wilkins konseri vardı. Doğru söylemem gerekirse benim için dinlemesi çok kolay bir müzik değildi fakat o atmosferi solumak paha biçilemezdi. Son olarak da Dizzy’s Lincoln Center’da Bill Charlap konseri seyrettik. Rüya gibi bir gece oldu diyebilirim.
Artık Kasım ayı itibariyle eşimin atandığı Roma’ya sık sık gidip geliyor olacağım. Bundan sonra orada da konserler vermeyi hedefliyorum.
Sonuç olarak, biraz beni zorlasa da değişik tecrübeler edindiğim, farklı ülkelerden pek çok muzisyen ile tanışma fırsatı bulduğum bir sene oldu 2025. Umuyorum ki 2026’da hem daha çok uluslararası festivalde sahne alma fırsatım olur fakat sizlerle elbette evimizde, başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin caz kulüplerinde buluşmaya devam edeceğim.
Herkese sağlıklı, mutlu ve güzel bir 2026 diliyorum. Müzikle ve cazla kalın!

■


