2024 yılı hayatımda her şeyi ama her şeyi değiştirmek istediğim; öncesini ve sonrasını keskin çizgilerle ayırdığım bir yıla dönüştü. Bu nedenle bu yıl andığım, yayınladığım ve gerçekleştirdiğim farklı bir çok şey oldu.
Dünyanın iyiye gitmediği, insanlığın hızla çöktüğü ve tüm değer yargılarının değiştiğini şiddetle gözlemlediğim bu yıl, bir milattır. Biliyorum ki bu yıldan sonra yaşadıklarımdan ve hissettiklerimden sonra beni bilenler başka bir Gülşah Erol görecek çünkü hayat yorgunluğundan öte büyük bir gönül yorgunluğum var ve bu gönül yorgunluğu, yüzleştiğim tüm çirkinliklere rağmen direnecek ve aksine daha güzel, daha umutlu, daha aşk dolu olmaya evrilecektir. Beklenmedik sürprizlerime açık olmanızı diliyorum.

2024 yılının en muhteşem konseri elbetteki Nils Petter Molvaer ile birlikte verdiğimiz konserdi. Yaklaşık 1.5 yıl bu konseri Nils ile birlikte planlarken oldukça heyecanlıydım. Nils’i kendi müziğim içinde duymak ve ona eşlik etmek bir sonraki hayalime beni daha da yakınlaştırıyordu. Bazen insan, olacak olan olurken inanamıyor ve fazlasıyla heyecanlanıyor. Konser sırasında rüyada gibiydim. Yıllar önce muhteşem müzisyen, rahmetli Wayne Shorter’ı CRR konser salonunda izlerken, içinde olmayı dilediğim o ambiansın tam ortasında ve ayakta defalarca alkışlanıyor olmanın şokundaydım. Dileğimden daha da görkemli bir dinleyici ile karşılaşmıştım.
Nils muhteşem müzisyenliğinin yanı sıra bana muhteşem bir dost oldu. Birlikte geçirdiğimiz dolu dolu dört gün içinde hayat ve müzik üzerine yaptığımız delice sohbetler ise bu karşılaşmanın bir tesadüf olmadığını gösterdi. Bana kalırsa tesadüf diye birşey yoktur, bundan artık eminim.

Bu konserin dışında ise beni heyecanlandıran bir diğer konserim; Mark Alban Lotz ve Şevket Akıncı ile gerçekleştirdiğimiz doğaçlama konser oldu. Mark ile çok eski arkadaşız ve neredeyse 13 yıldır çalmıyorduk.
Birlikte en son çaldığımızda “free improvisation” yapıyordum ve henüz daha caz müzik ile ilgilenmiyordum. Bu konser ona sürpriz oldu. “Gülşah, sen artık çok farklı çalıyorsun” sözlerini soundcheck’de duymak beni çok onore etti. Konserin çok güzel geçeceğini 10 dakika içinde çözmüştük ve öyle de oldu. Mark gibi çok iyi bir müzisyenden takdir ve tebrik almak ise ne büyük bir mutluluktur anlatmam mümkün değil.
Bu yıl, onca caz, Batı ve Doğu müziği konseri derken elbette ki farklı bir çok çalışmayı da yayınlama fırsatı buldum.
Projelerim içinde yer alan Serhan Bali yönetimindeki, Doğu-Batı enstrümanlarının buluştuğu, Ensemble Orrient-Occident Istanbul olarak Johann Sebastian Bach “Air on a G String” bestesini single olarak yayınladık ve üç adet de canlı performans klibi yayınlandık. Bu projenin yolunun çok açık olacağını ve müziğimizle Türkiye’yi her yerde çok iyi temsil edebileceğimize inanıyorum.
Bunların dışında ise Brüksel merkezli Sub Rosa şirketi yeni bir bestemi, Women In Turkish Electronic Music: WITEM albümü adı altında 20 Eylül’de yayınlandı. Şimdilik bu albüm Avrupa’da önemli birkaç eleştirmenin kaleminden övgüyle geçti. One Hope‘u Bandcamp’de dinleyebilirsiniz.
2025’e yaklaşırken son iki ayda ise, vokal yaptığım ve bestelediğim iki şarkıyı daha müzik severlerle paylaştım.
Biri çok eski grubum olan Mutrib‘in İstanbul isimli şarkısı, bir diğeri ise sözlerini 1972 yılında sevgili babam Selami Erol‘un anneme yazmış olduğu Beklemek adlı gençlik şiiridir. Bu şiirin artık ölümsüz bir aşk şarkısına dönüşmesi beni çok mutlu ediyor, çünkü günümüzde artık gerçek aşkı hisseden ve yaşatan yok. Yüzeysel, yalancı, çıkarcı, şiddet dolu, narsist ve sadakatsiz ilişkilerin günbegün arttığı bu döneme gerçek bir aşk hikayesi bırakabilmekle övünüyor ve onun bir tohumu olmanın gururuyla hayatı kucaklamaya devam ediyorum. Bu serinin devamı gelecek. Çünkü ben gerçek bir aşk meyvesiyim.
Mutrib’in İstanbul şarkısı ise Galata’da kendimize ait olan stüdyomuzda canlı olarak kaydedilmişti. İstanbul’u ve şimdiki zaman insan ilişkilerini vurgulayan sözleri adeta içimde kopan fırtınaları yansıtıyor. Şarkının doğal ve kaygısızca yapılmış kayıdı ise, müziği yaratırkenki coşkumuzu, kızgınlığımızı ve zevk alışımızı doğrudan karşıya geçirdiği için önemli bir anı olarak hayata dahil oldu, saklı kalmaması veya bir daha düzenlenmeyecek olması önemli bir ayrıntıdır.
Ve bunlar dışında, iyi bir takipçisi olduğum ve yazar olarak davet edildiğim Dark Blue Notes dergisi sayesinde çok sevdiğim ve çok önemli müzisyenlerle röportaj yapma fırsatı buldum. 2025 yılında da bu röportajların devamı gelecek.
Türkiye’nin en iyi caz dergisi Dark Blue Notes’a teşekkür eder ve herkese müzik ve caz dolu yeni bir yıl dilerim.
■ Ardından: 2024
■ Gülşah Erol’un Dark Blue Notes’daki diğer yazıları


