Bazen bir ses duyarsınız ve hayatınız ikiye ayrılır: O sesi duymadan önceki zaman ve ondan sonraki zaman. Çünkü bazı sesler sadece şarkı söylemez; ruhunuza dokunur, hafızanızda hiç silinmeyecek bir yer açar. Sanki çok eskiden tanıdığınız birini yeniden bulmuş gibi olursunuz. İşte Eva Cassidy tam olarak böyle bir şeydir. Onu ilk kez dinlediğinizde içinizden şu düşünce geçer: Bu ses bu dünyaya ait olamaz.
Bugün Dark Blue Notes’da Seslerin Tanrıçası ile tanışacaksınız. Neden böyle söylediğimi merak ediyorsunuz değil mi? Birazdan anlayacaksınız.
Hiç dinlememiş olanlarınız varsa baştan söyleyeyim: Çok şanslısınız. Eminim birazdan okuyacaklarınız sizi çok etkileyecek. Onun sesini ilk kez radyoda duyanlar genellikle benzer yorumları yapardı: “Büyüleyici” ya da “Melek Sesli”.

Maryland’ın küçük kasabası Bowie’de annesi ile yaşıyordu. Birlikte bir kreş işletiyorlardı. Onu çoğu zaman arka bahçelerinde çiçekleri sularken görebilirdiniz. Ressamdı. Akşamları ise kasabadaki yerel caz mekanı olan Blues Alley’de sahne alıyordu. Duygusal soprano sesi ile caz ve blues söylüyordu.
Utangaçtı. İddialı şeyler giymez, çok konuşmazdı; mütavazı bir kadındı. Şarkısı bitince hafif bir gülümseme ile alkışlara teşekkür eder, sahneden iner barda sessizce otururdu.
Onun tarzını nasıl ifade edebilirim? Bilmiyorum.
Ama şunu söyleyebilirim: Folk müziğin sadeliği, cazın zarafeti, blues’un acılı notalarını, renklerin en canlı tonlarına dönüştürmeyi başarırdı.

Benim Eva ile tanışmam nasıl oldu? Anlatmak isterim.
Aslında diğer insanlarınkine çok benzer. Bir toplantıdaydım. Otel lobisinde camdan dışarıyı seyrediyordum. Bir anda hoparlörlerden bir ses yükselmeye başladı. O büyüleyici sesi duyduğumda öylece kaldığımı hatırlıyorum. İlk şoku atlattıktan sonra onun bu dünyadan olamayacağını düşündüm. Sanırım haklıydım. Bu bana The Sixth Sense filminin finalini hatırlattı. Hani çocuk karakterin ölü insanları görebildiği film…
Hemen telefonuma sarıldım ve kim olduğunu araştırmaya başladım. Altıncı hissim beni yanıltmamıştı. 1996 yılının Kasım ayında henüz otuz üç yaşında ölmüştü. Ne büyük bir hüsrandı, anlatamam.
Böyle karşılaşmalar hep ilgimi çekmiştir. Bazı sesleri ilk kez duyduğumda ya da muhteşem biri ile tanıştığımda içime garip bir his yerleşir. Sanki onu bir yerlerden hatırlıyormuşum gibi.
Etrafta gök gürültüsü vardır, şimşekler çakar ve bardaktan boşanırcasına yağmur yağar. Sonra bir anda her şey diner. Gökyüzü açılır ve etrafa huzur yayılır.
İşte o dilimizin ucuna gelip söyleyemediğimiz bir duygu vardır ya…
Onu ilk dinlediğimde sesi dilimin ucundan kalbime aktı. Böyle anlarda kafamı kaldırıp, gözlerimle gülümserim. ‘’Öbür taraftan bana bir hediye geldi,’’ derim.
Onun müzik yapma biçimi gerçekten farklıydı. Sahnede ne piyano, ne gitar ön plandaydı. Hatta bazen sahnede o bile yokmuş zannederdiniz. Böyle anlarda sesi bir varlık gibi dikilirdi karşınıza. Sanki sadece size söylüyormuş gibi.
Melodilere usta bir şef dokunuşuyla yaklaşırdı. Notaları acele etmeden, kısık ateşle pişirdi. Sesinin rezonansı doğal bir amfi etkisi yaratırdı. Şarkının sonlarına doğru yaptığı kreşendo ise esere attığı son dokunuş olurdu.
Sonuç mu? Kulaklarınız adeta bir lezzet patlaması yaşardı.
Erken aramızdan ayrılması hepimizi sarsmış olsa da onun sesini dinleyebiliyorsak bunu büyük ölçüde Chris Bionda’ya borçluyuz. Basçıydı aynı zamanda kayıt mühendisiydi. Eva kayıtlar için onun stüdyosuna gelirdi. Chris onun sesine hayrandı.
Eva plak şirketlerinin kurallarına uymadığı için bir türlü istediği albümü çıkartamıyordu. Ama o hiçbir zaman pes etmedi. Şarkılarını söylemeye devam etti.
Chris bir akşam Blues Alley’e geldi. Eva sahnedeydi. Bara oturdu.
Eva, Ain’t No Sunshine söylemeye başladığında kararını vermişti. Bu sesi kaydedecekti. Bu ses bir albüm olmalıydı. Eva’ya inanıyordu. Gelecekte olacakları içten içe hissediyordu. Artık sadece onun sesini duymak istiyordu. Aşık olmuştu.
Ve gerçekten öyle oldu.
1996’daki ölümünden sonra Eva’nın albümleri 10 milyondan fazla sattı. Bir yorumcunun bu kadar sevilebileceği kimin aklına gelirdi. Bir çok ünlü grubu geride bırakıp ABD ve uluslararası alanda altın ve platin plak ödülleri kazandı.
Onun geniş kitleler tarafından tanınması BBC’de yayınlanan Top of the Pops programında söylediği Over The Rainbow performansının ev videosu ile oldu. Programdan sonra adeta bir dalga gibi yayıldı. Herkes onu dinlemek istiyordu. İngiltere’de CD satışları yüzbinleri geçti.
Zaman geçtikçe Eva’nın büyülü sesi yeni albümler ile yeniden hayat buldu. Biz müzikseverler her yeni albüm çıktığında heyecandan yerimizde duramıyorduk.
Arşivimiz şu albümlerle zenginleşti: Songbird (1998), Time After Time (2000), Imagine (2002), American Tune (2003), Somewhere (2008), Simply Eva (2011), The Best Of Eva Cassidy (2012), Nightbird (2015), Acoustic (2017), Live At Blues Alley (25th Anniversary Edition-2021), I Can Only Be Me Orchestral (2023), Walkin’ After Midnight (2024).
Nightbird şarkısının yaratıcısı akustik blues şarkıcısı Doug Macleod’dur. Nightbird bir hayat kadınına aşık olan bir adamı anlatır. Şarkıyı birçok sanatçı yorumladı ama hiçbiri Eva kadar etkileyici olmadı. Doug Macleod’un dediği gibi: “Bu şarkıyı Eva’dan dinlemeniz gerekir!”
Bir gün eşiyle yolculuk ederken CD’de Eva’nın yorumunu ilk kez dinlediğinde otobanda arabayı kenara çekip ağladığını anlatır. Öldükten sonra Sting onun sesi ile Fields Of Gold şarkısının özel bir versiyonunu yayınladı.
Bilmem anlatabildim mi? Ne kadar çok sevilmişti.
Bana gelirsek… O bir melekti. Benim gibi geceyi çok seviyordu. Dünya telaşının azaldığı o sakin geceleri. Onun sesi masalın en güzel büyüsü gibiydi. Onda başka dünyadanlık vardı. Onu dinlemek kuzey ışıklarını izlemek gibiydi. Ağzını her açtığında gökyüzünde büyülü, yeşil bir ses dans etmeye başlardı. Karanlıkta gece kuşları sesinin üstüne konar ve ormanın karanlığına doğru şarkırlardı. Diğer kuşlar suspus… Uçmak bile akıllarına gelmezdi; kanatları açık dallarda ezginin bitmesini beklerlerdi.
Sonra sesini kanatlarının arasına alıp ufukta kaybolurlardı. Eva gibi…
Seni tanımak benim için bir onurdu Eva…
Ve biliyorum…
Bir gece gökyüzüne baktığımda, o kuşların kanatlarının arasında yine senin sesin olacak.
■
Oktay Gökkaya’nın diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Vitrin
Eva Cassidy resmi web sitesi



