Mücevherlerle süslü dolunayda, uçsuz bucaksız ışıltılı bir Venice Beach gecesi. 1967 yazındayız. Gözüm kapalı. Çocuklar gibi gülüyorum. Kadim olanı mırıldanıyorum. Ruhuma sızan melodiler tatlı rüyalarımın içine kayıyor. Dün geceki rüyamı düşünüyorum. Gerçeklikle bilinmeyen arasındaki köprüyü. Her gece tekrar ve tekrar aynı sahne. İhtimaller arasında asılı kalan kelimeler akıyor beynime. Yeni bir varoluş biçiminin peşimdeyim. Kendime, zihnimi kısıtlayan, sınırların ötesine geçecek yeni bir algı ve düşünce biçimi musallat ettim. Görünür gerçeklik ile bilinmeyen arasındaki sınırı darmadağın edecek.
Kabul ediyorum. Düşünme biçimim sizden farklı. Kaos ve İsyan. Belki de artık şiirlerimden şarkı yapmalıyım. Dolunayda diğer tarafa geçip; doğa annenin ruhlarını görebilmemizi sağlayacak bir şarkı. Seyircilerimi transa geçirecek bir şarkı.
Hey! size sesleniyorum sahnenin önündekiler. Gece çöktüğünde size bir şeyler fısıldayacağım. Sesimi takip edin. Size söz veriyorum. Geceyi ele geçireceğiz. Sefil dünyamızdaki her şeye isyan edip, kaos yaratacağız.

Sıradan gerçekliğin sınırlarını aşmak için yoldan çıkmalısınız. Benimle diğer tarafa geçmelisiniz. Sakın çöldeki en parlak kertenkeleyi gözden kaçırmayın. Görünmeyen alemlerin yol göstericisi Şaman, beni kertenkele kralı ilan ettiği zamandan beri, gündüz geceyi yok ediyor.
Ben Şamanların şifacısı, Kertenkele Kralı Jim Morrison. Müziğimle şifa dağıtıyorum. Sizi o müthiş geceye götüreceğim. Gündüzün geceyi ikiye ayırdığı geceye.
Ay ışığının yeryüzünü kutsadığı geceye.
Ağaçların arasında terasımda, ışığın ve gölgenin buluştuğu mabedimde. Mary’e şiirlerimi okuyorum. Yıldızlar gözlerimizde süzülüyor. Çılgınlar gibi sevişiyoruz. Tanıdık sesler peşimi bırakmıyor. Vücudumda bir karıncalanma. Kanım çok başka bir biçimde akıyor. Yıldız tozu gözüme kaçmış gibi. Her yer karanlık. Gözlerimi açtığımda sahnede buluyorum kendimi. Işıklar parlayıp sönüyor. Hatırlayamıyorum. Bu hep böyle mi oluyordu?
Kırmızı ışıklar deri pantolonumun içine sızıyor. Dağınık saçlarım uçuşuyor. Seyircilerin çığlığı ayin gibi. Sırt üstü yere yatıyorum. Müziğimiz herkesi kışkırtıyor. Kablolar yılanlar gibi bedenimi sarıyor. Ellerim mikrofon sanki. Kendi içime dar geliyorum. Genişliyorum. Polisler sahneye çıkıyor. Nursuz yüzleri korkunç. Yerimden kaldıramıyorlar. Sahneyi ateşe veriyorum. Unuttunuz mu?
“Ben Kertenkele Kral’ım, her şeyi yapabilirim.”
Bedenim buz gibi, ruhum ateş almış. Avazım çıktığı kadar bağırıyorum. Vay canına, evet! Nihayet yine yükseliyorum. Beni zincirleyen ruhlardan kurtuluyorum.
Tekrar sahnedeyim!
Kırmızı ışıkların ardında bir kapı. Algılarımızın kapısı. Seyircilerimi çağırıyorum. Sahneye doluşuyorlar. Derin ve geniş tarafa geçmeye çalışacağız. Güneşin ve gölgenin toplandığı yere.
“İsyan ve Kaosa hazır mısınız? Hep bir ağızdan ‘Evet!’ sesleri yükseliyor.”
Geçiş öncesi hep bir fenalık anı; bayılacak gibi. Bedenimi hissetmiyorum. Kalabalığa sesleniyorum.
“Korkmayın! Kaçmaya çalışmayın! Saklanmayın!”
“Birazdan içinizi geniş bir ruh kaplayacak.” Yaratılışta boğazımıza geçirilen zincirler boşalacak. Geniş hayallerimiz yayılacak ovalara. Ruhlar diyarına hoş geldiniz!
Artık şamanların kan kırmızısı çadırındayız. Şefin mırıldanması kulaklarımızda. Etrafımızı kadim ruhlar sarıyor. Daha önce duymadığımız heceler havada bükülüyor. Kelimeleri yakalamaya çalışıyoruz. Bulut gibiler. Yükseliyorlar. Avucumuzun içinde kayboluyorlar.
Yüzlerimizde istemsiz bir şaşkınlık. Birbirimize bakıyoruz. Nefeslerimiz havada asılı kalıyor. Balondan boşalırcasına hücum ediyorlar. Çadırın dışında Şamanların gölgeleri. Davullar, ziller yankılanıyor; sesleri yeryüzünün ilk sesi adeta. Ruhlarımız omuz omuza. Aralarında hiç boşluk yok. Göz kapaklarımıza kaousun ağırlığı çökmüş.
Etrafımızda sis bulutları. Onları yoğuruyorum. Tütsüler ve dumanlar…
Gökyüzündeki bulutların içinden geçiyoruz. Sonun başlangıcındayız. Atalarımızın ruhlarını selamlıyoruz. Rüzgârlar içimize sızıyor. Gözlerimizdeki perde yavaş yavaş kalkıyor. Küçükken otoyolda ölen Kabile Şefi dikiliyor karşıma. “Ölmemişsin” diyorum! Dokunuyorum. Sıcacık. Gözleri ile seviyor beni. Kulağıma kadim cümleleri üflüyor. Damarlarımda geziniyorlar. Geçtikleri her yer iyileşiyor. Sanırım gitgide zayıflayan algımın sonuna geldim. Tutunduğum kelimelerde terkediyor beni. Rüyamın içindeki kapı açılıyor.
“Artık bizi kandırmazlar!” diye haykırıyorum!
“Kralınızın önünde diz çökün. Sizlere diğer taraftan sesleniyorum”, sonsuzluktan.
Acele edin!
Gündüz geceyi yok etmeden önce, kapıyı kırın ve geçin diğer tarafa.
Not: Kapının hemen ardındaki okurlarıma ithaf edilmiştir.
■
Oktay Gökkaya’nın diğer yazıları
The Doors resmi web sayfası


