Cesur ve Kırılgan Bir Hikâye Anlatıcısı: Billie Holiday!

Billie Holiday, hayatta olduğu süre boyunca sesini Amerika’da yoksulluk içerisinde büyüyen siyahi bir kadının duygu ve düşüncelerini anlatmak için kullandı. Bugün hala onun sesini dinleyebiliyor, duyabiliyor ve onu anlayabiliyoruz. Kendisinden Lady Day olarak da bahsedebileceğimiz Holiday, müzikal kişiliğini sanatsal bir eylem gibi işleyerek eserlerini dinleyici ile buluşturdu. Bu bağlamda şarkılarını birer müzikal söyleşi olarak da ele alabiliriz. Öte yandan, müziğiyle Siyah bilincine ve bilhassa toplumsal cinsiyet perspektifinden bakıldığında siyahi kadın olma haline ilişkin farkındalık yaratan Holiday’i ve müziğini anlamanın anahtarı, dönemin sosyokültürel arka planının yanı sıra kendine özgü kişilik özelliklerini kavramakla mümkün olabilir ancak.

Çalkantılı yaşantısından doğan hesaplaşmalarını müziğiyle sentezleyen ve eşsiz vokal tonuyla şarkılarına duygu yüklü yorumlar getiren Lady Day, sanat dünyasına izi silinmeyecek bir miras bıraktı. Taklit edilemez müzikal stilinden doğan Strange Fruit, I’ll Be Seeing You ve All of Me gibi şarkılarla türün normlarını değiştirdi. Bununla birlikte, Easy Living ve What a Little Moonlight Can Do gibi şarkılarla caz standartlarını belirledi.

Gerçek adı Eleanor Fagan olan 1915 Philadelphia doğumlu Billie Holiday, Baltimore’da annesiyle birlikte büyümüş, babası ise Holiday doğduktan kısa bir süre sonra caz kariyerine devam etmek için evden ayrılmış. Holiday’in annesi bu süreçte ailenin geçimini sağlayabilmek adına yıllarca yoğun bir şekilde çalışmış, bu süreçte istismar da dâhil olmak üzere birçok zorlukla karşılaşmış. Holiday ise annesine destek olmak için temizlikçi ve garson olarak çalışmak üzere 11 yaşında okulu bırakmadan önce okuldan kaçtığını aktarırken bu nedenle birçok kez başının derde girdiğini belirtiyor.

1939 yılında Downbeat dergisine verdiği röportajda, Lady Day caz müzik efsanesi olma yolundaki ilk adımını şu sözlerle aktarıyor:

“Bir gün o kadar acıkmıştık ki nefes alamıyorduk. Hava çok soğuktu ve 145. caddeden 133. caddeye kadar yürüdüm, iş bulmak için her yerde şansımı denedim. En sonunda öylesine umutsuzluğa kapıldım ki Jerry Preston'ın işlettiği Log Cabin Club'a gittim. Ona bir içki istediğimi söyledim. Beş kuruşum yoktu. Yine de cin sipariş ettim (bu benim ilk içkimdi- cini şaraptan ayırt edemiyordum bile) ve yudum yudum içtim. Preston'dan bir iş istedim... Ona dansçı olduğumu söyledim. O zaman dans et dedi. Denedim. Berbat olduğumu söyledi. Şarkı söyleyebilirim dedim. O zaman söyle dedi. Köşede yaşlı bir adam piyano çalıyordu. O Travelin’i çaldı, ben de söyledim. Müşteriler içkilerini bıraktı. Arkalarını dönüp izlediler. Piyanist Dick Wilson, Body and Soul’u çalmaya başladı. Tanrım, oradaki insanları görmeliydiniz - hepsi oracıkta ağlamaya başladı. Sonrasında Preston geldi, başını salladı ve “Sen kazandın evlat” dedi. İşte her şey böyle başladı.”

Holiday’in caz sahnesi ile ilk karşılaşması ise 1929 yılında henüz bir genç kızken, Bessie Smith ve Louis Armstrong dinlemeye başladığı günlere dayanıyor. Otobiyografisinde temizlikçi olarak çalışırken kendini sık sık şarkı söylerken bulduğunu ve daha fazla para kazanabilmek için Harlem’deki gece kulüplerinde sahneye çıktığını anlatıyor Holiday. 1933 yılında verdiği konserlerden birinde yapımcı John Hammond performansına tanık oluyor ve Holiday’in henüz 18 yaşındayken ilk kaydını yapmasını sağlıyor. Böylece Lady Day’in yıldızlar kadar parlak ama zorluklarla bezeli yeni hayatı başlıyor.

Caz müziğinin bağlamına ve ortaya çıkış sürecine baktığımızda, vokal müziğin tartışılmaz derecede önemli bir rol oynadığını söylemek mümkün. Caz şarkıcılarının kişisel dokunuşlarıyla anlam kattığı vokal müzik yaklaşımı denildiğinde yöneldiğimiz ilk isimlerden biri ise şüphesiz Billie Holiday. Onun alametifarikası melodik üslubunu etkili bir şekilde kullanarak caz şarkıcılığının kurallarını yeniden belirlemesinde saklı.

Bununla birlikte, performanslarında duraklamaları ve tempo değişimlerini incelikle kullanan bir ifade ustası Lady Day. Sesi, söylediği şarkıların çoğunu karakterize eden melankolik ve içe dönük sözler ile mükemmel bir uyum sağlıyor. Lester Young, Benny Goodman ve Count Basie gibi müzisyenlerle çalışan Holiday, bu sanatçılarla büyüleyici performanslara imza atıyor. Lady Day’in dolaysız, dingin, tüm duygusuyla ışıldayan, melankolik bir tenor saksafon tınısını andıran kendine has vokali ve vokalini ona eşlik eden enstrümanlarla kusursuz bir şekilde harmanlama yeteneği, gerçek bir ikon konumuna gelmesine ön ayak oluyor.

Holiday 44 yıllık ömrüne birden fazla yaşam sığdırıyor aslında. Müzikle doldurduğu günler ve gecelerde, kendini yenilgiye uğrattığını düşündüğü yaşam tercihlerine karşı göğüs gerdiği içsel çatışmalarla dolu bir hayat yaşıyor. Ancak koşullar ne olursa olsun, hayatı kendi şartlarına göre yaşıyor ve kendini asla bir kurban olarak görmüyor.

Doğuştan gelen bir müzik anlayışına sahip, kendine özgü doğaçlama tarzını geliştirmek için çok çalışan, kendi kendini yetiştirmiş bir sanatçı o. Ancak tüm bu çabalarına rağmen, Holiday’in kariyerinin sonlarına doğru medya onun eserleri ve aktivizminden ziyade uyuşturucu bağımlılığına odaklanmayı tercih ediyor. Karşılaştığı baskılara ve sindirme girişimlerine karşın Holiday müziğinden ve duruşundan ödün vermiyor. Şarkılarını söylemeye devam ederek yalnızca kariyerini değil, aynı zamanda tüm cesaretiyle hayatını ve özgürlüğünü de tehlikeye atabileceğini gösteriyor dinleyicilerine.

Holiday ve eserleri sıklıkla melankolik bir ruh hali ile birlikte anılsa da, o kör edici karanlık duyguları sahiplenerek bir tür direniş sergiliyor ve yola devam etme iradesini gösteriyor. Verdiği röportajların birinde şöyle diyor: “Eskiden söylediğim şarkılardan biri olan “Ain’t Nobody’s Business If I Do”, benim için bir şarkıdan çok daha fazlasıydı. Benim yaşam tarzımın marşıydı. Uyuşturucu hakkında konuşmaktan hep kaçındım çünkü bu medikal ve toplumsal bir sorun. Bırakın bunu doktorlar ve öğretmenler oturup tartışsınlar. Benim ne yaptığım sadece beni ilgilendirir, başka hiç kimseyi ilgilendirmez.”

Zayıflıkları konusunda dürüst olabilmek Holiday için önemliydi; zira o döneme dek Siyahlar büyük ölçüde insanlık dışı, sert, yalnızca diğer insanların eğlenebilmesi için çalışan ya da iş gücü sağlayan bir topluluk olarak görülüyordu. O, sanatıyla bu bakış açısını tersine çevirdi. İnsanların acılarının sesi oldu, onların hayatında bir devrim yarattı.

Lady Day, güçsüz ve kırılgan görünmeyi göze alabilecek kadar cesurdu. O mükemmel değildi ve mesele de tam olarak buydu. Pek çok insan iyi şarkı söyleyebilir, mükemmel bir tekniği olabilir ama çok azı dürüst olma, duruş sergileme ve müzik uğruna hayatını ortaya koyma gücüne sahiptir. İşte tam da bu yüzden, “Başka biri gibi şarkı söyleyeceksem, hiç söylemeyeyim daha iyi” diyerek, oyunun kurallarını en baştan belirledi.

Holiday’in geride bıraktığı külliyat, dünyanın dört bir yanındaki dinleyicilerde yankı bulmaya devam ediyor ve etkisi kendisinden sonra gelen sayısız sanatçının çalışmalarında duyulabiliyor. Eserleri, zamanı ve mekânı aşan gücüyle bizi insan olma deneyiminin özüne çekiyor ve müziği sanatsal ifadenin evrenselliğinin bir kanıtı olmaya devam ediyor. Şüphesiz, onun benzersiz sesi ve ruhu bize daima eşlik edecek. İyi ki doğdun Lady Day!

Happy birthday Billie Holiday!

Gökçen Sena Duman

    Hacettepe Üniversitesi İletişim Bilimleri Doktora öğrencisi. Konferans tercümanı. Müzik yazarı.

    Gökçen Sena Duman 'in 16 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Gökçen Sena Duman ait tüm yazıları gör

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir