Billy Drummond and Freedom of Ideas – Valse Sinistre

Cazda bir çalış üslubunu tarif etmek için kullanılan straight-ahead kelimesini, dilimizde, efradını cami ağyarını mani şekilde karşılayan bir terim, sanırım, yok. Terimin üretilmiş olduğu ülkedeki olgular Türkiye’de var olmayınca ya da benzer şekilde gerçekleşmeyince, zamanında böyle bir kelime üretilmemiş. Söz konusu çalış üslubu önce ana akım cazın parçası ve sonra da baskın stili haline gelince, dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de çok dinlenir hale gelmiş ancak kimse çıkıp da terimi Türkçe söylemeye yeltenmemiş. Böyle durumlarda şairlerden yardım dilenirim ama henüz o ilhama denk gelemedim. Yanılıyorsam, kullanıldığında az çok benzer anlamı veren Türkçe kelimeyi öğrenmekten mutluluk duyarım.

Davulcu ve besteci Billy Drummond‘un yeni albümü Valse Sinistre için en uygun terim, işte, straight-ahead. Bu tutarlı bir durum çünkü Drummond, her ne kadar geride bıraktığı 40 yıl içinde Charles Tolliver ya da John Tchicai gibi yoldan çıkma eğiliminde müzisyenlerle çalışmış olsa ve onların yaklaşımlarına uygun şekilde çalışını esnetebilme becerisini göstermiş olsa da, genelde, liderliğini yaptığı ya da eşlikçi olduğu straight-ahead gruplarda ve straight-ahead bir stille çalmayı tercih etti. Bu söylediğimde onun alelade bir davulcu olduğu iması, kesinlikle, yok; aksine Drummond, her tertipte ve ortamda dinleyicisine swing hissiyatını eksiksiz verecek şekilde, disiplinli ve renkli bir üslupla çalma tutarlılığını göstermiş dört başı mamur bir müzisyen. Horace Silver, Sonny Rollins, Bobby Hutcherson, Hank Jones, Lee Konitz, Freddie Hubbard ya da Joe Henderson gibi efsanelerin, Joe Lovano, Eddie Henderson, Steve Kuhn, Vincent Herring gibi eski tüfeklerin, Chris Potter, Javon Jackson, Jim Snidero gibi kıdemlilerin albümlerinde ve sahnelerinde yer alabilmek için enstrumanının ustası olmak gerektiği aşikar.

Cellar Music Group etiketli Valse Sinistre, her şeyden önce, Drummond’ın, 1996 tarihli Dubai‘den sonraki ilk albümü olması nedeniyle dinleyicinin dikkatini çekecek bir albüm. Bunun kadar önemli diğer husus ise albümde yer alan müzisyenler. Dayna Stephans tenor ve soprano saksofonda, Micah Thomas piyanoda ve Dezron Douglas basta olmak üzere, albüm birinci sınıf bir ekip tarafından çalınmış. Tanınanların yanı sıra gözden kaçması muhtemel orijinal bestelerden oluşan repertuvar, bana kalırsa, albümün keyifli olmasının en temel nedeni.

Jackie McLean‘ın bebop şaheseri Little Melonae, piyanist Thomas’ın zekice ilerleyen ve son derece yaratıcı solosu ile açılıyor. Henüz 24 yaşındaki Thomas’a böyle bir şans vermesi, Drummond’un ustalardan sadece iyi çalmayı değil yeni yetenekleri öne çıkarma geleneğini de öğrendiğini gösteriyor.

Frankenstein 2022 yaz başında hayata gözlerini yuman büyük tromboncu Grachan Moncur III‘ün bestesi. Stephans’ın Shortervari, yılankavi sopranosu ile parladığı icrada, Drummond’ın, bestenin değişken temposuna ayak uydurmadaki ustalığına ve melodik davul üslubuna hayran olmamak elde değil.

Drummond’ın solo aldığı ender parçalardan Reconfirmed, tadı damakta uzun süre kalan bir trio icrası. Evet, Micah yine enfes çalıyor.

Drummond’un uzun dönem grubunda çalıştığı efsanevi piyanist Carla Bley‘in bestesi Valse Sinistre, bestenin kökünde yatan Morricone romantizmini enfes şekilde yansıtan piyano solosu ve kıvrıla kıvrıla ilerleyen ses örgüsünü büyük esneklikle icra eden ensemble ruhu ile albümün zirve noktalarından.

David Raskin imzalı standart Laura‘da grup bestenin ve melodinin güzelliğini dolaysız şekilde yansıtmayı tercih ediyor ve şarkıyı neredeyse hiç doğaçlamadan çalıyor. Liderin albümde yer alan tek bestesi, Changes for Trane and Monk, adının işaret ettiği üzere Monk ruhu ile Coltrane’nin armonik yaklaşımının birleşimi niteliğinde.

Hem sololarındaki fikir zenginliğini ve hem de zeki eşliğini büyük takdirle dinlediğim piyanist Micah Thomas’ın bestesi Never Ends albümün en uzun icrası. Esneye esneye yürüyüş havasındaki beste, grubun tüm üyelerine solo alma şansı veriyor. Anlıyoruz ki, son dönemde adları öne çıkan genç müzisyenler listesinde Micah Thomas’a, piyanist ve besteci kimlikleriyle özel yer açmamız şart.

Her yıl, benzer tertipte ve stilde çok örnek yayınlanması, Valse Sinistre’nin iyi bir albüm olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Valse Sinistre, teknik gösteri havasında, müzisyenlerin kopup gittiği türden parçalar toplamı değil. Dinamizmin dorukta olduğu, düzenleme doğaçlama dengesinin titizlikle korunduğu, bireysel yeteneklerin ekonomik bir tavırla sergilendiği, özetle, mükemmel bir grup albümü. Anlayacağınız, Drummond’ın gruba Freedom of Ideas adını vermesi rastlantı değil.

Albümün sahibi olduğunu ilan etmek için sonik sunumda baş köşeye yerleşen liderlerin aksine, Drummond’un dikkatini grup performansının pürüzsüzce gelişimine vermiş olması, düzenlemelerin kendisine iltimas tanımasına izin vermemesi, performanslarda enstrumanlar arasındaki dengenin oluşumuna olanak tanıması, Valse Snistre’yi benzerlerinden ayrıran en önemli farklar. Hal böyle olunca, ortaya, özenle seçilmiş parçaların akıllı düzenlemelerle ve büyük bir ustalıkla icra edildiği bir albümün çıkmış olması şans değil. Drummond, bana kalırsa, bu albüm vesilesiyle, iyi bir lider olduğunu da hatırlatıyor.

Arayı uzatmaması caz dünyasının yararına olacaktır.

Turgay Yalçın

Yayın Yönetmeni. Müziksever. Yazar. Radyo Programcısı.

Turgay Yalçın 'in 33 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Turgay Yalçın ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.