Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    PORTRE

    Bill Laswell: Frekanslar Arasında Bir Simyacı

    Tuba İldeşBy Tuba İldeş16 Temmuz, 2025
    Bill Laswell

    Çağdaş müziğin en yenilikçi figürlerinden biri olan Bill Laswell, uzun zamandır üzerine yazmak için sabırsızlandığım olağanüstü bir bas gitarist olmanın ötesinde, son 20 yılın en radikal ve etkili yapımcılarından biri. Kendisinden bu yazıyı bir ansiklopediye dönüştürmeden kısaca nasıl bahsedebilirim pek bilmiyorum; bu akışta yazının kendi dinamiklerine teslim olacağım gibi.

    Laswell, müzikle erken yaşta, henüz ergenlik yıllarında ABD’nin Orta Batı’sının funk ve R&B kulüplerinde bas çalarak tanıştı; genç yaşta evinden uzaklara yolculuklar yapıp sahne deneyimleri kazandı. 1970’lerin sonu ile 1980’lerin başında yirmili yaşlardayken New York’a yerleştiğinde ise,  şehirde hızla yükselen avangart müzik sahnesinin önemli figürlerinden biri oldu. Sadece çaldığı notalarla değil, sesin doğasını yeniden tanımlayan yaklaşımıyla da müziğe yön veren bir isim benim için. Laswell; John Zorn, Brian Eno, Herbie Hancock, Bootsy Collins, Killah Priest (Wu-Tang Clan), Flavor Flav (Public Enemy), Blue (Wu-Tang iş birlikçisi), Fred Frith, Sly and Robbie gibi birbirinden farklı müzikal dünyalara sahip sanatçılarla çalışarak, dokunduğu her türe özgün ve kalıcı bir iz bırakmayı başardı; müziği bir harita gibi değil de tıpkı bir rüya gibi okuması onu derinleştiren şeylerden yalnızca biriydi.

    Bill Laswell

    Bir diğeri de türler arasında cesurca kurduğu köprüler aslında. Cazı Fas trans müziğiyle, bir Hint vurmalı çalgısı olan tablayı reggae ile, rock müziğini turntablism ile sentezleyerek, üretim sürecinde ne denli güçlü bir içgüdüyle hareket ettiğini açıkça ortaya koyuyordu. Teknik detaylarda kaybolmadan, sezgiye dayalı bir yaratıcılıkla ilerlemesi, Laswell’in müziğini sektörde çok değerli bir varlık haline dönüştürdü.

    Bu noktada, Laswell’in tarzını tanımlamak için kullanılan bir terimi de hatırlatmak gerek: collision music. Çatışan seslerin bir araya gelip bir çeşit transa dönüştüğü bu tarz, Laswell’in sezgisel evrenine yakışacak kadar kaotik ve bir o kadar da bütünlüklü. Bir Sufi müzik bilgini olan Inayat Khan’ın “müzik Tanrı’ya giden bir yol olabilir” düşüncesi gibi — ama bu, mistik bir sükûnetten değil, içsel bir karmaşadan geçiyor. Laswell’in müziği de tam olarak bunu yapıyor: gürültünün içinde bir bilinç, karmaşanın ortasında bir sadelik yaratıyor.

    Kariyerinde epey fazla ve karışık isim olsa da ufak bir şekilde değineceğim noktaları mevcut. Örneğin, 1983’te Herbie Hancock ile birlikte hazırladığı, türler üstü bir klasik haline gelen “Rockit” parçası, sisler arasında silinmeye yüz tutmuş müzik endüstrisine adeta yeni bir ruh kazandırdı. Bu parça, Laswell’in yeraltı ve dünya müziği sahnesindeki profilinin ciddi anlamda genişlemesine katkıda bulundu. Bu çıkışın ardından Laurie Anderson, Mick Jagger, Pharoah Sanders, Zakir Hussain gibi efsanelerle çalışmakla kalmadı; aynı zamanda Buckethead, Nicky Skopelitis, Sonny Sharrock, The Last Poets gibi gölgede kalmış ve benzersiz sesleri de gün yüzüne çıkararak müzik dünyasına kalıcı katkılar sundu.

    Bill Laswell, müzik üretiminde yalnızca sıfırdan yaratım süreciyle sınırlı kalmadı; Bob Marley ve Miles Davis gibi efsanelerin eserlerini yeniden düzenleyerek farklı bağlamlara taşıdı. Özellikle 1998 tarihli Panthalassa albümünde, 70’lerin başına ait Miles Davis parçalarını yeniden yapılandırarak caz-rock’ın proto-hip-hop ve funk yönlerini ustalıkla ön plana çıkardı. Laswell, benim gözümde devasa bir müzik kulağı – üretimde sınırları olmayan, çok yönlü bir müzisyen.

    “Bu kadar üretken olmayı nasıl başarıyorsunuz?” diye soruyorlar sık sık. Cevabı basit aslında: Bu bir sorumluluk. Bir bağlılık. Yalnızca müzik üretmek değil; başka insanların da bir şeyler yaratmasına yardım etmek zorundayım. Kimi zaman sadece geçinmek için projeler alıyorum — çünkü hayat devam ediyor, faturalar geliyor, ailem var. Ama mesele sadece para kazanmak değil. Bu işi yapan müzisyenlerin hayatta kalmasına da destek olmak istiyorum. Bazıları için müzik, kelimenin tam anlamıyla bir kurtuluş. Bu yüzden ben de öyle bakıyorum: yaptığım şey sadece sanat değil, hayat kurtarma işi gibi.  
    - Bill Laswell

    Her albümü ayrı bir serüven olsa da solo çalışmalarının da bulunduğu Invisible Design albümünden bahsedeceğim. Bu albüm, melodik bas partisyonlarının atmosferik ses dokularıyla harmanlandığı sinematik bir yapıya sahip. Laswell’e göre bu projede, hafızada yer eden ses çizgileri kayıt altına alınmış ve sonrasında yapılandırılmış. Yapılar sezgisel biçimde gelişmiş olsa da tamamen rastlantısal değil; her biri belli bir bütünlük içerisinde planlanmış kompozisyonlar aslında.

    Bill Laswell
    Herbie Hancock, Bernard Fowler, Grand Mixer DST, Bill Laswell (1984) (Fotoğraf: Lester Cohen)

    Ek olarak, Laswell, beste kavramını geleneksel anlamda değil, sesin modern biçimlerde bir araya getirilmesi olarak tanımlıyor. Akademik notasyonlara dayanan klasik müzik yaklaşımının ötesine geçerek, ses öğelerini kaydetme, düzenleme ve yapılandırma sürecini bir beste süreci olarak gördüğünü dile getiriyor. Ona göre bir eser, kaydedildiği ve tamamlandığı anda bestelenmiş sayılır — tıpkı bir ses kolajı gibi. Bu yaklaşım, Laswell’in çağdaş ve deneysel müzik anlayışını en iyi özetleyen noktalardan biri.

    Melodi ve ritim arasındaki ayrımın da onun için çok net olmadığını vurgulayan Laswell, önemli olanın projenin ruhuna hizmet etmek olduğunu düşünüyor. Ona göre, melodik bas çalmak bir artı; ama sadece gösteriş için yapılan karmaşık bas partisyonlarına değil, hatırlanabilir ve anlamlı bas notalarına önem verdiğini belirtiyor ve bu konuda da daha önce hakkında epey konuştuğumuz bas virtüözü Jaco Pastorius’un müzikal yaklaşımını örnek gösteriyor, zaten bu örnekle akan sular da duruyor benim için.

    Laswell’in önemli projelerinden biri olan Sacred System – Nagual Site albümündeki X-Zibit-I parçası ise tam anlamıyla bir kolektif çalışmanın ürünü. Bill Buchen (perküsiyon) ve Gulam Mohamed Khan (harmonium) gibi müzisyenlerin duygusal katkıları albümde oldukça önemli. Parçanın temelini ünlü tabla ustası Zakir Hussain’in performansı oluşturuyor. Laswell, Zakir’in ritimle oynarken eğlenceli ve açık fikirli yaklaşımının projeyi çok daha özel kıldığını söylerken Hussain’in teknik ustalığına rağmen egosuz tavrıyla, onun kayıt sürecine büyük bir özgürlük ve yaratıcılık kattığını vurguluyor.

    Laswell’in müzikte cesurca kurduğu köprüler sadece caz, reggae, rock ya da dünya müziğiyle sınırlı kalmadı; funk, metal, deneysel rock ve dub gibi türlerin kesiştiği önemli projelerde de imzası vardı. Yazımı albümlere boğmak istemesem de Laswell’in çok özel projelerinden bahsetmek isterim.

    The Third Power – Material (1991)

    Bill Laswell bu eklektik keşif için, Sly and Robbie, Jungle Brothers, Shabba Ranks ve The Last Poets’tan Alaluddin Mansur Nuriddin’i bir araya getirdi; ayrıca P-Funk ekolünün devleri — Garry Shider, Michael Hampton, Bootsy Collins, Fred Wesley, Maceo Parker, Pee Wee Ellis ve Bernie Worrell — özellikle Cosmic Slop yorumunda oldukça iyi iş çıkardı. Albümde seçicilik yapmak güç olsa da Glory, Playin With Fire ve Cosmic Slop tekrar dinlemelere doyamadığım parçalar arasına girdi.

    Transmutation – Praxis (1992)

    Funk, alternatif metal, deneysel rock ve dub’un çarpıştığı bu albümde, Laswell’in kurduğu Praxis projesinde Bootsy Collins, Buckethead, Bernie Worrell, AF Next Man Flip ve Brain yer aldı. Animal Behavior albümün öne çıkan parçası olurken, bu çalışma 1990’ların funk-metal akımını şekillendiren önemli adımlardan biriydi. Bu albümün Laswell’in en iddialı projelerinden biri olduğunu söylesem yanlış olmaz çünkü bana kalırsa bu albüm dinleyicide seçiciliğe yer bırakmıyor gibi… Deneyselliğin sınırlarında artık teslim olmak son çareymiş gibi hissettiren tekinsiz ritimlerde herkese keyifli bir yer var aslında – sıradakini tahmin edememek ve müziği yaşamak özel bir boyut.

    Third Eye – Hardware / Third Eye Open (1992)

    Laswell’in dokunuşuyla şekillenen bu proje, Jimi Hendrix’in Band of Gypsys konseptinin modern bir yorumu olarak tanımlanabilir. BOG’un davulcusu Buddy Miles, gitarist Steve Salas ve basçı Bootsy Collins ile birlikte bu ruhu yeniden canlandırıyor. Dağıtım sürecinde grubun ve albümün isimleri yer değiştirerek albüm Third Eye Open adıyla yayımlandı. Funk köklerini modern bir rock enerjisiyle harmanlayan albümde Got A Feeling ve Bootsy Collins’in parçası Leakin’in yeniden yorumu öne çıkanlardan biri. Bu albüm de es geçilmemesi gereken gözde albümlerden.

    Rhythm Killers – Sly and Robbie (1987)

    Daha önce reggae ile özdeşleşen Sly and Robbie, bu albümde Laswell’in prodüktörlüğünde funk ve dans kulübü ritimlerine yöneliyor. Bootsy Collins, Gary “Mudd Bone” Cooper ve Bernie Worrell gibi funk ikonlarının katkılarıyla albüm, Fire ve Yes We Can Can gibi klasiklerin yanı sıra Boops (Here To Go) ve Bank Job gibi orijinal parçalarla da oldukça dikkat çekici bir yerde.

    Out of the Dark – O.G. Funk (1993)

    Funkadelic’in kurucu basçısı Billy Bass Nelson, Laswell’in Black Arc Series kapsamında ilk solo albümünü yayınladı. Jerome Brailey, Bernie Worrell ve Gary “Mudd Bone” Cooper’ın desteğiyle ortaya çıkan bu albüm, P-Funk’ın ham, tavizsiz ruhunu taşıyor ve tam anlamıyla bir “stomp” albümü.

    Blacktronic Science – Bernie Worrell (1993)

    Laswell’in prodüktörlüğünü üstlendiği bu albüm, bir tür P-Funk buluşması gibi. George Clinton, Bootsy Collins, Fred Wesley, Maceo Parker, Gary “Mudd Bone” Cooper ve diğer ustaların katkısıyla ortaya çıkan bu çalışma, Flex, The Vision ve Won’t Go Away gibi New York rap’iyle funk’ı harmanlayan parçalara ev sahipliği yapıyor. Time Was ve Dissinfordollars ise güncellenmiş P-Funk estetiğinin parlak örnekleri. Blacktronic Science, Worrell’in en keyifli albümü olarak anılıyor ama diğer parçalarının da aşağı kalır bir yanı yok gibi.

    Laswell’in önemli çalışmaları tabii ki bunlarla sınırlı değil. Laswell hakkında detaylı okuma yaparken müzikte kullandığı tekniklere pek sık takılır oluyorum. Farklı ritimlerin katmanlarında bir araya getirdiği poliritmik ve farklı kültürel yapılar, müziğine dair sevdiğim en güzel detaylardan biri. Laswell’in bas gitarı bile geleneksel formların dışında çünkü bası melodik bir çalgı gibi değil de bir ses dokusu olarak kullanıyor adeta. Stüdyo ortamında ise sesi hem dijital hem de analog olarak pişiriyor ve bu süreçte sesleri manipüle etmesi veya onları bir kolaj mantığıyla düzenlemesi, sezgilerini müziğin bir parçası haline getirmesi, çok katmanlı bir deneyim olarak karşımıza çıkıyor. Tekniği elbette güçlü ancak üretim sürecinde sezgilerinin baskın olması dinleyicide de derin yerlere temas ediyor şüphesiz ki.

    Laswell’in çalışmalarında Doğu mistisizmine dair ögeler bulunsa da bu durumun bilinçli bir spiritüel yönelimden çok, sanatçılara duyduğu saygıyla ilgili olduğunu ifade ettiği birçok söylemiyle karşılaştım. Özellikle Zakir Hussain’in müzikal bağlılığına ve kişiliğine büyük saygı duyduğunu, kendisinin bu bütünlük içinde sadece sesi yaratmaya odaklandığını söylüyor. Doğu-Batı, iyi-kötü, doğru-yanlış gibi ayrımların ötesinde, sadece sesle ilişkili olan sezgisel bir sürece inandığını ve ne bilim ne de spiritüellik hakkında kesin konuşamayacağını belirtiyor.  

    Laswell’in son albümü olan Psychonavigation, aslında spiritüel diyebileceğimiz bir düzlemde, fakat Laswell’e göre dub gibi türlerde amaç, bilimi ve spiritüelliği birleştirmek değil, düşünceyi devre dışı bırakıp yalnızca hissetmek. Müzik onun için yaşam deneyiminden çıkan bir şey – yani bir ses sadece enstrümandan değil, kişinin geçmişinden, ruhsal halinden ve yaşamından besleniyor.  

    Bill Laswell, onun bu hallerini oldukça besleyen John Zorn gibi bir dehayla da çeşitli projelerde yer almıştı. Ben ikisinin yaptığı müziğe aslında collision brotherhood diyorum çünkü ikisi de zıt kutuplarda devasa bir uyum içindeler. Zorn’un daha yapıbozumcu, anarko-kompozisyoncu tarzı Laswell’in daha mistik ve içgüdüsel yaklaşımıyla karşılaştığında ortaya çıkan sesler hiçbir kurala ait değildi, tam anlamıyla başka bir boyuttu.

    Örneğin Painkiller, bu çarpışmanın en somut çıktılarından biri. Grindcore’un gövdeyi sarsan sertliğiyle free caz’ın akıl sınırlarını zorlayan doğaçlamasını birleştiren bu projede, Laswell ve Zorn, davulda Mick Harris (Napalm Death) ile birlikte, bir tür kıyamet manzarası yarattılar. Bu müzik sadece dinlenmedi, deneyimlendi; hatta kimileri için aşılması gereken bir eşikti. Laswell’in alt frekansta nabız gibi atan baslarıyla Zorn’un alaycı, bazen neredeyse saldırgan saksafonları arasında kalan boşluklar belki de müziğin esas dokusu.

    Zorn’un besteleri genellikle file-card yöntemiyle, yani kesik kesik düşüncelerle, bir kolaj mantığıyla yazılmışken; Laswell’in üretimi daha çok içsel akışa, hafızaya ve sezgiye dayalı. Biri bilinci keserken, diğeri bilinçaltını yokluyor. Bu nedenle onların müziklerinde karşıtlık değil, bir tür gerilimli tamamlayıcılık var gibi. Bu birliktelik, batı ile doğu, akıl ile içgüdü, sistemle kaos arasındaki çizgide yürüyen bir ortaklıktan farksız.

    Bill Laswell ve John Zorn, The Chapel, San Francisco konserinden, 2018 (Fotoğraflar: Shawn Robbins)

    Örneğin Zorn’un Masada projelerinde avant-garde cazı geleneksel Yahudi melodik dokularla sentezleyerek yaptığı soyut çıkışlara karşılık, Laswell’in Doğu mistisizmiyle örülü Sacred System, Psychonavigation ya da Tabla Beat Science gibi projeleri var. İkisi de kendi kökleriyle bağ kurarken, bu bağları başka diyarlarla sentezlemekte – tabir yerindeyse bu iki figür New York’un bir ruh hali olarak okunabileceği dönemlerin müzikal yansımaları. Şehirdeki kaos, devinim, dil çoğulluğu, aidiyetsizlik duygusu ve yaratıcı öfke onların müziklerine işlemişti. Sokak lambalarına yapıştırılmış Bill Laswell ve John Zorn isimleri, underground tiyatrolar, pot festivalleri ve anarşist gazete kupürleriyle aynı evrene aitti. Bu ikili, müziği sadece duyulacak bir şey değil, yaşanacak ve yeniden düşünülmesi gereken bir alan olarak görüyordu – ki haklıydılar.

    Laswell’in üretkenliği de yaratıcılığı da pek açıklanabilir düzeyde değil, aklın sınırlarında bu kadar rahat dolaşabilirken… Bu da onun yaşamla kurduğu çok derin bir bağın sonucu. Müzik onun için bir iş değil çünkü, bir varoluş biçimi gibi… Gecesi gündüzü olmadan, kendine has şekilde üretmeye devam etmesi, bize bir şeyi hatırlatıyor: Bazı insanlar sahiden de müziğin ta kendisi.

    Tuba İldeş’in Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
    Bill Laswell Spotify

    Bill Laswell Herbie Hancock Jaco Pastorius Jazz
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleBir Şairin Adası: Leonard Cohen ve Hydra Günleri
    Next Article Caz Festivalleri ya da Sanatın Ruhu Sıralı Listeye Dönüştüğünde
    Avatar fotoğrafı
    Tuba İldeş
    • X (Twitter)
    • Instagram

    Caz müziğine ve bas gitarına tutkulu bir yazar. Fransızca ve İngilizce dillerinde mütevazı bir çevirmen ve aynı zamanda öğretmen. Sanatında psikanaliz, antropoloji, felsefe, nörobilim gibi çeşitli disiplinlerden beslenen bir sanat anlayışını benimsiyor. Bu süreçte, sinema ve müzik üzerine yazarak tutkularını paylaşılabilir hale getiriyor.

    Related Posts

    Steve Swallow: Winter Songs (ECM 2026)

    4 Haziran, 2026

    Sonny, Please…

    28 Mayıs, 2026

    Newk gidince Harlem biraz daha sessizleşti

    28 Mayıs, 2026
    Yazarlar
    Kimiz?

    Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

    DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

    Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

    İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

    Yazıların telifi yazanlara aittir.

    Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

    Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

    Reklam: [email protected]

    Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

    Kanalı Görüntüle