Faşizmin, o defasında askeri dikta ve işbirlikçileri suretinde belirdiği ve ülkeyi nefes alınamaz hale getirdiği 80’lerde, insanlar, yaşananlara karşı az-çok dirençli kalabildiyse bunu sağlayanların başında müzik geliyordu. Yeni Türkü (1977), Ezginin Günlüğü (1982), Bulutsuzluk Özlemi (1984), Çağdaş Türkü (1985), Grup Yorum (1985) gibi gruplar, özellikle gençler ve üniversite öğrencilerince takip ediliyor; her biri farklı tonlarda rejime, artıklarına ve artçılarına karşı tavır sergiliyorlardı. Müzik direniyordu; bir avuç dinleyici için çalıyorlar, o bir avuç da onları yalnız bırakmıyordu; çalan, söyleyen, dinleyen azınlık, her şeyi olduğu gibi o günleri de kanıksayan çoğunluktan kendisini ayırıyor, gönüllü bir sürgün hayatı yaşıyordu.
Bu toprağa ekilen tohumlardan biri de Mozaik idi. Müzikleri yukarıda saydığım gruplarınkine benzemiyordu; ideolojik değillerdi ama politiklerdi. Ölümden Önce Bir Hayat Vardır (1983) adını taşıyan ilk albümleri bir konser kaydıydı; üzerinde yaban hayatı sürdürdükleri toprağın müziklerini değil ama benzer kaderi yaşayan ülkelerin -bizimkine benzer öyküler anlatan- müziklerini çalıyorlardı. Ardından (1985) ile birlikte kendi bestelerini çalmaya başladılar; onu Çook Alâmetler Belirdi (1988) ve Plastik Aşk (1990) takip etti.
Eşitlik ve denklik, repertuvarlarının kökleri için olduğu kadar, müzisyenlerin katkısı açısından da geçerliydi. Seçtikleri adın doğruluğunu kanıtlamak istercesine, grubun her bir üyesi, müziği farklı bir uca çekiyordu; klasik müzik, çağdaş müzik, rock, senfonik rock, caz ve diğer her şey, mozaikte kendisine yer buluyordu. Eklektik olmasına rağmen, müzikleri kulağa, bir bütünün birbiriyle ilintili parçaları gibi geliyordu.
Ayşe Tütüncü adını, böylelikle, Mozaik grubu vesilesiyle öğrendik. Stüdyo kayıtlarında belli belirsiz, ancak konserlerde apaçık ortaya çıkan caz etkisi ve doğaçlama çalım, çoğunlukla ondan kaynaklanıyordu. Piyano öğrenimine başladığı zamanlardan itibaren kendini kaptırdığı, duyduklarını değiştirerek çalma, başka yerlere gitme tutkusu, müzikal geleceğini belirleyen en temel etken olacaktı.
Arkasında bıraktığı 45 yılda, filmlere (Mehmet Güreli ile birlikte Vapurlar, ADA Müzik, 1990) ve oyunlara müzik yazdı; kurucusu olduğu Piyano Perküsyon Grubu (Çeşitlemeler, ADA Müzik, 1999 ve Yedi Yer, Yedi Gök, EMI/Blue Note, 2009) ve üçlüleriyle (Panayır, EMI/Blue Note, 2006) albümler yayınladı, kulüplerde ve festivallerde çaldı.

Tütüncü’nün yeni albümü Uzak, Yakın Zamanlar (Baykuş Müzik, 2025), Kurukahveci Mehmet Efendi ve Hayyam Stüdyoları işbirliği ile hayata geçen 10 Usta, 10 Albüm projesinin bir parçası olarak 16 Kasım 2025’te yayımlandı. Mozaik-sonrası kariyerinin beşinci albümünde sanatçıya, elektrik gitarda Sinan Altıparmak, elektrik basta Alper Yılmaz, kontrabasta Baran Say ve davulda Mert Can Bilgin eşlik ediyor ve dörtlü, liderin uzak-yakın zamanlarda yaptığı bestelerini yorumluyor.
Alışılmadık tertipteki üçlüsüyle kaydettiği Panayır’da olduğu gibi, yeni albümü de bir nuevo tango, Tango Blues açıyor. Tütüncü’nün zerafetle ortaya sunduğu cümleler, Altıparmak’ın akıcı solosuyla kimlik değiştiriyor, bas ve davulun dengeli desteğiyle icra pürüzsüzce yükseliyor, damakta fantezi tadı bırakıyor. Mükemmel seyir hali, Küçük Behzat’ın Manzumesi’nde de işitiliyor; dörtlü, çok eski zamana aitmiş gibi duyumsanan melodiyi, akan zamana ince ince işliyor, işledikçe, dinleyicisini inandırıcı bir düşün derinlerine doğru sürüklüyor.
Böyle Oldu, Tütüncü ve Yılmaz arasındaki enfes kaç-tut sekansının ardından kabuk değiştiriyor, doğaçlama dozunun yüksek olduğu bir senfonik rock gösterisine dönüşüyor. Fasılalarla ilerleyen, mükemmel şekilde düzenlenmiş Aklımda, dinleyiciye benzer bir senfonik tat sunmayı sürdürüyor. Lübnanlı müzisyen (ve tabii ki şarkıcı, udi, besteci) Marcel Khalife bestesi I Pass by Your Name, albüme hakim hüzün halini doruğa çıkarıyor; dörtlü abartısız ve doğal yaklaşımıyla bestenin hakkını teslim ediyor. Uzak, Yakın Zamanlar’dan Geriye Kalan, uçuşan, titreşen, sallanan, havada asılı kalan kararlı-kararsız sesler… dinleyiciyi en uzağa gitmeye, en başa dönmeye, her şeyi tekrar ve tekrar düşünmeye sevk ediyor.
Albümün adının işaret ettiği üzere, Tütüncü, seçtiği bestelerle uzak-yakın geçmişini temize çekiyor; tamamında bize dair izlenimlerinin izleri var. Bir zamanlar -uzak zamanlarda- yaban hatta yabancı hissettiği toprakların, coğrafyanın müziğini hatmetmiş, hazmetmiş bir müzisyenin tavrı var sanatında. Bunun kadar önemlisi, Uzak, Yakın Zamanlar, bir düzenlemeci ve lider olarak eriştiği olgunluğun düzeyini de ortaya koyuyor: duyguların düşüncenin önünde seyrettiği, tekil seslerin hakim olmadığı, yazı ile doğaçlamanın ince bir dengede durduğu ve ustalıkla icra edilmiş bir müzik sunuyor.
Uzak, Yakın Zamanlar, kendini koşulsuzca teslim etme cesaretine sahip dinleyiciye, bu fedakarlığının karşılığını fazlasıyla ödeyecek olan bir albüm.
Ayşe Tütüncü, “her şeye rağmen yaşamaya, üretmeye ve üretilenlere gösterdiği ilgiyle onları kendi bünyesinde yeniden üretmeye devam ediyor.” (*)
■
(*) Ayşe Tütüncü: Her şeye rağmen (Ardından 2025)
Ayşe Tütüncü Instagram
Dark Blue Notes’ta Vitrin
Dark Blue Notes’da Turgay Yalçın
Hayyam Stüdyoları ve 10 Usta 10 Albüm


