Kuzey müziğinin tanınmış müzisyenlerinden Bugge Wesseltoft, Magnus Öström ve Dan Berglund, meydana getirdikleri grupları Rymden ile 6 yıl aradan sonra 35. Akbank Caz Festivali kapsamında yeniden İstanbullu hayranlarıyla buluştu. Hatırı sayılır bir hayran kitlesi olduğunu bildiğimiz grubun konseri, benim izlediklerim arasında festivalin en ilgi gören, caz ailesini ve geçmişten günümüze caz meraklılarını bir araya getiren konserlerinden biriydi. Uzun süredir görüşemediğimiz pek çok dostumuz 8 Ekim akşamı bu özel konser için Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin yolunu tutmuştu. Festivallerin yeni müzikseverleri müzik ile tanıştırma misyonu yanında birbirine aşina, belirli bir kalite çıtasını aşmış müzikleri dinlemek için konsere giden tecrübeli müzikseverlerin gönlündeki yerini koruma misyonu da var. 80’lerin ortalarından beri konserlerde, fuayede CD satan Mehmet abi vardır, konserlere geliyorsanız onu bilirsiniz. Bazı konserlere gelen dinleyici profilinin hep aynı olduğunu söyler. Belki de festivallere can veren, küstürülmemesi gereken, bu tutkuyla karışık sadakat. Akbank Caz Festivali geçtiğimiz senelere nazaran bu sene programında farklı bir yol tercih etmiş olsa da biz sadık caz dinleyicilerinin ajandasında en az birkaç konserle yer edinmeyi halen başarıyor.

Konserin ilk bölümü uzun ve içe dönük bir doğaçlama seansı ile başladı. Rymden, kontbas, davul ve piyanoyu elektroniklerle, farklı boyut ve muhteviyattaki zillerle destekleyerek sahneyi bir çeşit modern sesler üretim laboratuvarına çevirmişti. Grup, Valley& Mountains, Reflections and Odysseys ve Space Sailors isimli üç albümlerinden seçtikleri parçalar üzerine doğaçlamalarını derinleştirdikçe yeni hikayelerin kapılarını araladı. O kapılardan geçtikçe de dinleyici zihinlerinde adeta Interstellar filmindeki gibi odaların derinliklerinden uzayın boşlukları ile kesişen sonsuzluk alanları yakaladı.
Dan Berglund ve Magnus Öström’ün kariyerlerindeki en unutulmaz yol arkadaşlıkları Esbjörn Svensson’un trajik vefatı ile sonlandığında E.S.T efsanesinin devam edebilmesi için meydana gelen Rymden, her ne kadar kendine özgür bir grup olsa da müzikleri Esbjörn Svensson Trio sound’undan bağımsız düşünülemez. Bu en azından benim gibi, grubun fanatik hayranları için böyle. Hatta bazı parçaların introlarında E.S.T bestelerine sizi heyecanlandıracak ufak göndermeler serpiştiriyorlar. Eminim o akşam salondaysanız sizin de zihniniz E.S.T. konserlerindeki hatıralarınıza gidivermiştir. Ben önceki senelerde yine Akbank Caz Festival’i kapsamında Ravi Coltrane’in babası John Coltrane’in müziklerini andığı konserinde baba Coltrane’in bir daha müzik üretemeyecek olmasının yoksunluğunu çekmiş, sulu gözlülüğüm tutmuştu. Bu sefer de Esbjörn’ü ne kadar özlediğimi hissederek içlendim. Huzur içinde uyusun.

Ama dinlerken siz de fark etmişsinizdir Rymden müziği, her ne kadar E.S.T’den şifreler çağrıştırsa da dinleyicide aynı etkiyi yaratmıyor. Berglund’un yönlendirici, belirgin bas çizgileri ve Öström’ün E.S.T’nin çoğu parçasından hatırladığımız hızlı, dinamik ritim yaratımları emsal olsa da, Wesseltoft’un hikaye anlatıcılığı Svensson’dan bütünüyle farklı. Üçlüyü kendi kişisel projeleriyle ve Rymden ile yıllardır takip ve takdir eden bir müziksever olarak aradaki belirgin kompozisyon ve motif farklılıklarını çok rahat fark edebiliyorum. Haddizatında dinlediğim hiç bir müzik bana E.S.T efsanesinin yaşattıklarını yaşatamadığı gibi Rymden de yaşatamıyor ama bu grubun canlı performansının akılları yerinden oynatacak kadar iyi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Objektif bir yazar olmaya çalışsam da Rymden müziği hususunda tarafsız olamayacağım. Rymden, rockvari öğelerden beslendiği için kuzeylilerin çoğunun içine saplanıp kaldığı depresif havalardan çok uzakta. Ama salondaki çiftlerin başlarını birbirlerinin omuzlarına yaslatacak kadar derin bir melankolik . Ayrıca yeni hikayelere çok açık oluşları sebebiyle dinleyiciyi içine çekmek istedikleri parçalarda kendilerine has stillerinin etkisinin de yardımıyla hızlıca yakalayıp coşturabiliyorlar. Buna en iyi örnek konserin bazı bölümlerindeki E.S.T’nin 2008 albümü Leucocyte albümlerindeki kadar tavizsiz tekinsizlikleri.
Basçı Dan Berglund’un yakın bir zamanda ufak bir mide rahatsızlığı geçirdiğini ve turne kapsamında bazı konserlere katılamadığını öğrendiğimde endişe etmiştim ama şükür ki rahatsızlığı kısa sürmüş ve toparlanarak İstanbul konserinde sahnedeki yerini alabilmiş. Onun, grubun ses karakterindeki yönlendirmesi olmasa Rymden sahnede nasıl duyulur tahmin edemiyorum. Bu bakımdan İstanbullular olarak şanslıydık.
Benim konserde en keyif aldığım parça, üçlünün 2023 yılında yayımladıkları albümde yer alan The Mountain oldu. Bu parçayı ulu dağların eteğinde çalıyorlarmışcasına haşmetli duymamızı sağlayan, tecrübeli ses mühendisi Ozan Murat‘a da tebriklerimi gönderiyorum. Canlıda dinlemeyi çok istediğimiz The Odyssey’i bir dahaki konserlerinde dinleyebilmemiz için umarım Rymden, biz sevenlerini çok fazla bekletmez.

Akbank Caz Festivali konserlerini BURADAN takip edebilirsiniz.


