2025’i başka türlü uğurlayalım istedik, müziği hayatının merkezine koyanlara, müzisyenlere, yazarlara, organizatörlere, işletmecilere, dinleyicilere, söyleyeceklerinin muteber olacağına inandığımız kişilere başvurduk; bitmek üzere olan yıldan kendilerine kalanı, kendilerinden başkalarına kalanları, 2025’i müzikal açıdan nasıl geçirdiklerini yazmalarını rica ettik. Disiplinlerarası Bir Bakışla Caz Yazıları kitabının editörlerinden, yazar KARDELEN DALOKAY bizi kırmadı, 2025’de müziğin yaşamındaki yerini, yılın müzikal açıdan nasıl geçtiğini yazdı.
■
Zaman…. Hepimizin ortak tüketim nesnesi… Nefes kadar gerekli ama bazen öylesine az… Sanırım insan bunun farkına “yetişkinlik hayatı”nda iyice varıyor. Her birimizin zamanla kurduğu ilişki, zamanı algılayış biçimi ve bu konudaki fikirleri farklı olsa da, takvimler Aralık ayını gösterince herkesin aklında aynı sorular beliriyor. “Bu yıl ne yaptım? Nasıldı?”
Sevgili Turgay Yalçın, bir telefon konuşmasıyla bana bunu sorana kadar bu soruyu kendime sormadığımı, hatta geçmiş yılların aksine, yılın sonlarına doğru bu sorunun aklıma dahi gelmemiş olduğunu fark ettim. En azından müzik anlamında… Oysa hayatımda pek çok şey değişmiş, üstelik müzikle kurduğum ilişki bile her zamankinden farklı bir hal almışken. Hayat öyle hızlanmış ki bazen bu soruları sorma ve değerlendirme halinden çıkmış. Onun içinde sürüklenme, ama sürüklenirken de her kayboluşundan keyif alma haline gelmiş. O nedenle bu yazıyı yazmaktan önce kaçındım. Sonrasında ise bu sorunun bir nefes alma ve duraklama fırsatı olduğunu fark ettim. Ve… İşte buradayım!
2025 benim için bir mücadele yılı oldu. Neyi sevdiğimden hayatımda hiç olmadığı kadar emin olduğum, ama bunun için her zamankinden daha fazla emek vermem gerektiğini öğrendiğim bir yıl… Bu nedenle şimdi dönüp bakınca, yılın büyük bir kısmında geçmişle kıyaslandığında, çok daha fazla sosyal ortamda olsam da, daha içe dönük olduğumu fark ediyorum. Sanırım kendime bu ruh halime eşlik edecek bir ses aradığımda da her sefer elim Alexandra Savior’a gitti. Spotify Wrapped’ım da en çok dinlediğim albümün The Archer olduğunu söyleyerek bunu doğruladı. Bu benim için ilginç bir sonuç. Çünkü ritmin ve matematiğin baskın olduğu playlistlerimi bir kenara bırakıp, tamamen yumuşaklığında ve hüznünde teselli bulduğum bir müzikle geçirdiğim koca bir yıl olmuş… İçime dönmek için, sakinleşmek için, devam edebilmek için yine müzikten güç almışım.

Bunun dışında 2025’in bana hediyelerinden bir tanesi de yaklaşık beş yıldır üzerine çalıştığımız, sevgili Ulaş Bager Aldemir ile birlikte derlediğimiz, Disiplinlerarası Bir Bakışla Caz Yazıları’nın yayınlanması oldu. Bu süreçteki destekleri için Ulaş’a, Caz Derneği’ne ve kitabımıza yazılarıyla değer veren tüm yazar/müzisyenlerimize teşekkür ettikten sonra, bu heyecanı sizlerle de paylaşmak ve merak edenlere biraz detay sunabilmek adına yazımın devamında size bu çalışmadan söz etmek isterim. Çünkü bu kitap, “2025 yılı müzikal anlamda senin için nasıl geçti?” Sorusuna vereceğim en önemli yanıt aslında…
Disiplinlerarası Bir Bakışla Caz Yazıları Hakkında
Bu kitabın benim için en özel yönü etkileşimi ortaya koyması. Edebiyat kuramcısı Roland Barthes’in sevdiğim bir sözü var: “Bir metin, kültürün sayısız merkezinden gelen alıntılarla örülüdür.” (Yazarın Ölümü). Bir film edebiyattan ilham aldığında hoşuma gider. Bir kitap önemli bir felsefe akımından yola çıktığında hoşuma gider. Bir şarkı, içinde farklı dönemlerdeki diğer tarzları barındırdığında hoşuma gider. Ve tüm bunları mercek altına almak başlı başına bir çalışma alanı. Bu kitapta da aslında cazın içinde ne çok kültürel merkezi barındırdığını anlatmak istedik.
Kitabımızın açılış yazısını Hülya Tunçağ yapıyor. Bu alandaki deneyimi ve bilgisinden yola çıkarak caz tarihini siz okurlarımıza kısaca özetliyor. Sonrasında ise sırasıyla teknoloji, medya, felsefe, sosyoloji, eğitim, moda, edebiyat ve sinema alanlarıyla cazın nasıl bir etkileşimi olduğuna bakıyoruz.
Bu başlıkları seçerken cazın en çok etkileşime girdiği alanları düşünmeye çalıştık. Edebiyat ve sosyoloji ilk aklımıza gelenler oldu. Kitabımıza destek veren yazarlarla iletişime geçtiğimizde bakış açımız da, ele almak istediğimiz duraklar da genişledi. Değerli caz müzisyeni Selen Gülün, bizim hiç aklımızda yokken, moda ve caz arasındaki bağlantıyı yazmayı önerdi. Fikir çok hoşumuza gitti. Kendisi, moda akımlarının caz tarihinde müziğin kendi kültürüyle nasıl şekillendiğini anlatarak kitabın en orijinal yazılarından birini sunmuş oldu. Müzisyen ve akademisyen kimliğiyle tanıdığımız sevgili Şevket Akıncı, caz müziğinde kullanılan teknolojik cihazların müziğin gelişimiyle nasıl bir evrim geçirdiğini anlattı. Günümüz teknolojik imkanlarıyla, cazın da nasıl kimlik değiştirdiğini sosyolojik bir perspektiften de ele alarak, yazının dokunduğu noktaları da genişletti.
Sevgili akademisyen Alper Maral, akademik bir disiplin olarak cazı ele aldı. Loft dergisinin kurucusu Eray Düzgünsoy, “Duyuşun Kimliği” yazısında, dinleme biçimlerinin kültürel olarak nasıl değiştiğini anlattı. Yönetmen Batu Akyol, cazın sinemada nasıl hikayeleştiğine dair güzel bir seçki sundu. Yurt dışından kitabımıza katılan yazarlarımız ise felsefe ve edebiyat bağlamında cazı ele aldılar. “Caz Felsefesi” kitabının yazarı Daniel Martin Feige, doğaçlamayı felsefi bir tartışma olarak ele aldı. Bağımsız yazar Gareth Leaman ise Jack Kerouac’ın edebiyatında cazın yerini anlattı. Jazz Dergisi’nin genel yayın yönetmeni sevgili Zuhal Focan ise medyada cazın nasıl göründüğüne dair tarihte keyifli bir yolculuğa çıkardı okurlarımızı.
Yazarlarımız bilgi ve deneyimlerini kıymetli yazılarıyla bize aktarırken kitabımıza röportajlarıyla katkı sunan müzisyenlerimiz de müziği icra ederken hangi disiplinlerden etkilendiklerini, kendi ilham kaynaklarını paylaştılar bizimle. Önder Focan, Enver Muhammedi, Elif Çağlar, Ediz Hafızoğlu, Özgü Özman, Ferit Odman, Bill Laurence, Ingrid Jensen, Jimmy Katz ve Bugge Wesseltoft’a değerli fikirlerini bizimle paylaştıkları için bir kez daha buradan teşekkür ederiz.
Bu çalışmaya dair içimi ısıtan anılardan birini de sizinle paylaşarak sözlerimi bitirmek isterim. Kitabımızın çalışmaları esnasında 6 Şubat depremini yaşadık. Ülkece yaralarımızı sarmaya çalıştığımız süreçte kitap için iletişimde olduğumuz Ingrid Jensen bize mail atarak durumumuzu, nasıl olduğumuzu sordu. Bu mail benim sanatın ve üretmenin arada binlerce kilometre olmasına rağmen insanları nasıl bağladığına dair inancımı çok daha kuvvetlendirdi. Ve bu kitabı basılı olarak sizlere sunmak için motivasyonumu kat kat artırdı.
Yıllar sonra bu kitabın hazırlık sürecinde yaptığımız tüm değerli görüşmeler için kendimi şanslı hissediyorum. 2025 bu anlamda benim için değerli bir yıl oldu. Umarım yeni yıl tüm müzik severler için keyifli geçer. Herkese iyi bir yıl dilerim.

■
Ardından: 2025 dosyası
Disiplinlerarası Bir Bakışla Caz Yazıları


