2025’i başka türlü uğurlayalım istedik, müziği hayatının merkezine koyanlara, müzisyenlere, yazarlara, organizatörlere, işletmecilere, dinleyicilere, söyleyeceklerinin muteber olacağına inandığımız kişilere başvurduk; bitmek üzere olan yıldan kendilerine kalanı, kendilerinden başkalarına kalanları, 2025’i müzikal açıdan nasıl geçirdiklerini yazmalarını rica ettik. Besteci, müzisyen, eğitimci Onur Ataman bizi kırmadı, 2025’de müziğin yaşamındaki yerini, yılın müzikal açıdan nasıl geçtiğini yazdı.
■
Çocukluğumda büyük ustaları izlerken hep aynı sorunun içinde dolanırdım: “Bu insanlar, yıllar geçse de nasıl oluyor da aynı tutkuyla, aynı ışıkla çalmayı sürdürüyorlar?”
Zaman bana cevabını fısıldadı: Ustalık, parmaklarda değil; kalbin taşıma gücündedir. Hayat bazen üstünüze çöker, bazen sizi sınar, bazen de susmanızı bekler. Ama gerçek usta, bir tek kez bile içinden “of” demeden yürümeye devam edendir. Hem kendini hem sesini taşıyabilendir.
Benim felsefem de artık bu: Yılmadan, usanmadan, her gün biraz daha derine inerek çalışmak ve müziğin beni götürdüğü her yola teslim olmak.
Geride bıraktığım yıla baktığımda, bütün fırtınalarda savrulmadan yürüdüğümü ve her şeye rağmen geleceğe umutla bakan, daha dirençli bir Onur gördüğüm için kendimi şanslı hissediyorum.
Müzikal Köklerim, Yollarda Büyüyen Kimliğim
Kendimi anlatmam gerekirse; ben besteci, gitarist ve eğitimciyim. Bu üç kimliği yıllardır birbirine dolayan, her birinden diğeri için ışık devşiren bir yolun yolcusuyum.
Hollanda Kraliyet Konservatuarı’nda aldığım caz gitar, kompozisyon ve Hindistan müzikleri eğitimi; lisans, yüksek lisans ve doktora boyunca yaşadığım yoğun müzik nefesi… Her biri ayrı bir yolculuktu.

Eef Albers’in dinginliği, Peter Nieuwerf’in disiplinli yaklaşımı, John Roucco’nun nefes açıcı öğretisi, Eric Vloeimans’ın sınırsızlığı ve zaman zaman okula gelen Barry Harris’in zamanı durduran bilgelik dolu dersleri…
Ardından, Hollanda Hükümeti’nin üstün yetenek bursuyla çalışma fırsatı bulduğum Philip Catherine…
Hepsi bana aynı şeyi öğretti: “Gerçek doğaçlama, özgür bir ruhun kalpten fışkıran nefesidir.”
Bu yüzden ben bir caz müzisyeni olmaktan çok, gerçek bir doğaçlamacının yolunu izliyorum.
New York’un Işıkları ve Bir Arkadaşı Uğurlamanın Hüznü
2024 yılı, içimde yıllardır taşıdığım bir hayalin kapısını araladı: New York’ta çalmak.
Doğu yakasında geçirdiğim günlerde sevgili dostum Oz Noy’un tanıştırdığı müzisyenler sayesinde şehrin caz damarına dokunma fırsatı buldum.

Tanıştığım kişiler arasında beni en çok etkileyen Anthony Pinciotti oldu. Peter Brainin, Benjamin Young, Anthony ve ben; quartet olarak 31 Ocak 2025’te Drom’da sahne alacaktık.
Ama hayat bazen melodiyi değiştirir. Anthony konserden iki hafta önce aramızdan ayrıldı. Bu satırları yazarken bile içim burkuluyor.
Ama hayat bazen melodiyi değiştirir. Anthony konserden iki hafta önce aramızdan ayrıldı. Bu satırları yazarken bile içim burkuluyor.


Colin Stranahan, konseri onun anısına çalmayı teklif etti; fakat içimden bir ses, “Bu konser artık bir konser olamaz,” dedi. Çünkü bazen ses için değil, sessizlik için de saygı gerekir. Bu yüzden konseri iptal ettim. O karar, dostluğa duyduğum saygının en ağır ama en doğru ifadesiydi.
Albümden Hemen Önce: İstanbul’da Büyülü Bir Gece
Albüm kayıt sürecinden hemen önce, İBB Orkestraları’nın düzenlediği 2. İstanbul Gitar Günleri’nde sahne aldık. Seyircinin enerjisi, organizasyonun mükemmeliyeti ve festivalin genel atmosferi gerçekten büyüleyiciydi.

Gecenin en unutulmaz anlarından biri ise Demir Demirkan’ın beni ve Volkan Başaran’ı sahneye çağırarak birlikte çaldığımız final anıydı.
Her zaman söylerim: İster caz, ister pop, ister rock olsun, büyük ve açık hava sahnelerinin enerjisi bambaşkadır. Gece karanlığında sahneye adım attığınızda oluşan o büyülü atmosfer, müziğe bambaşka bir nefes verir.
Albümden önceki son durak olarak böyle harika bir festivalde çalmak, kesinlikle unutamayacağım bir anı oldu.
Festival Sonrasına Eklenen Özel Bir Çalışma
Festivalden kısa bir süre sonra Eyüp Bilağ ile birlikte harika bir YouTube video serisi kaydettik. Eyüp’ün özel programı “Pedal Dünyası” için hazırlanan bu seride pedallar hakkında bildiğim her şeyi anlattım; ton felsefesi, yaklaşım, teknikler ve sahne tecrübeleri… Aynı zamanda birçok önemli konuda keyifli ve samimi sohbetler ettik.
Bu programı özellikle genç caz müzisyeni arkadaşlarımın ve yurt dışında okumak isteyen müzisyenlerin izlemesini çok isterim; çünkü bu videolarda yıllar içinde biriktirdiğim anıları, tecrübeleri ve kişisel yolculuğumdan çok değerli parçaları paylaştım.
İstanbul’un Işığı ve Bir Araya Gelen Güç: Onur Ataman Ensemble
New York’tan döndüğümde aklımda tek bir fikir vardı: Bu albüm İstanbul’da kaydedilmeli.
Zaten üç yıldır birlikte çaldığım olağanüstü bir grubum vardı: Davulda Avrupa’nın en rafine ve yetenekli davulcularından Cengiz Tural, piyanoda ve klavyelerde, dokunduğu her notayı düşünceye dönüştüren, aynı zamanda usta bir besteci ve aranjör olan Berkan Kaya, elektrik ve kontrbas gitarda yaratıcı zekâsıyla her seferinde beni şaşırtan, adeta bir ses duvarı ören Ekin Bilgin…

Kasım ayında İTÜ MİAM Stüdyoları’nda Onur Ataman Ensemble adıyla ilk albümümüzü kaydetmeye karar verdik. Sekiz parçalık albümümüz, akustik ve elektrikli dünyaların arasında nefes alıyor. Yıllardır sahnede çaldığımız eserleri kaydetmek hem organik hem de ruhu sağlam bir seçim oldu.
MİAM’ın akustiği, teknik altyapısı ve özellikle Oğuz Öz’ün ustalığı sayesinde kayıtlar bir yolculuğa, hatta bir arınmaya dönüştü.
Kullandığım her gitar, her ton, geçmişimden bir parçayı taşıyordu: Ekrem Özkarpat’ın yıllar önce yaptığı perdesiz gitar, Eyüp Bilağ’ın bu kayıt için emanet ettiği Fender Deluxe ve tabii ki Ibanez gitarlarım — 2204N AZ, Lari Basilio imza model ve caz kasam…
Hepsiyle birlikte Zuhal Müzik’in desteğini her zaman saygıyla anıyorum.
Hikâyelerin Müzikle Yeniden Doğuşu
Albümdeki her parça bir yaşam anısından doğdu.
“Zoya”, savaşın ortasında ailesiz kalmış minicik bir kızın hikâyesidir. Torununun anlattığı bu hikâyeyi duyduğumda içimde bir tel koptu. “Bu acının da bu cesaretin de bir müziği olmalı,” dedim. Bugün o bestenin bir kopyası torununun duvarında asılı. Müzik bazen geçmişi iyileştiren görünmez bir eldir.

“Child Dream” ise Den Haag’da geçen yıllarımda aileme duyduğum özlemden doğmuştu. Albümün ilk günü piyanonun farklı bir akorda ayarlandığını fark edince spontan bir karar aldık: “Bugün akustik bir gün olmalı.”
Berkan piyanoda kaldı, ben gitarı o akorda getirdim ve “Child Dream” kendini kayıt esnasında yeniden yazdı.
Ertesi gün elektrikli parçaları kaydettik. Cengiz’in davul tonunun titreşimi, Berkan’ın armonik dokunuşları ve Ekin’in dinamik bas çizgileriyle albüm bambaşka bir renge büründü.

En güzeli şu: Albüm tamamen canlı çalındı; hiçbir şey sonradan eklenmedi. Tıpkı hayat gibi: Ne varsa o, ne doğduysa odur.
Yeni Yılın Eşiğinde Bir Dilek: Barış ve Müzik
Mart ayında yayımlanmasını planladığımız albümün, bizde uyandırdığı duyguları dinleyiciye de taşımasını diliyorum.
Umudumuz şu: Harmoniye kulak veren herkes, kendi hikâyesinin bir parçasını melodilerde bulsun.

Biz gerçeği olduğu gibi yansıttık. Gerisi artık evrene, zamana ve kalplere emanet.
2025’i uğurlarken tek temennim, barışın ve müziğin dokunduğu nice yıl yaşamak.
Ülkemizin müzik dünyası, yeni yetişen genç müzisyenler ve hepimiz için umut dolu, sağlıklı ve ışıklı yıllar diliyorum.
Sevgiyle, barışla ve müzikle kalın.
■
Ardından: 2025 dosyası
Onur Ataman Instagram
Onur Ataman resmi web sitesi


