2025’i başka türlü uğurlayalım istedik, müziği hayatının merkezine koyanlara, müzisyenlere, yazarlara, organizatörlere, işletmecilere, dinleyicilere, söyleyeceklerinin muteber olacağına inandığımız kişilere başvurduk; bitmek üzere olan yıldan kendilerine kalanı, kendilerinden başkalarına kalanları, 2025’i müzikal açıdan nasıl geçirdiklerini yazmalarını rica ettik. Radyo programcısı BARIŞ SELİMOĞLU namıdiğer DJ BARTHEZ, 2025’de müziğin yaşamındaki yerini, yılın müzikal açıdan nasıl geçtiğini yazdı.
■
2012 yılında CERN’de Higgs Bozonu’nun (Tanrı Parçacığı) deneysel olarak doğrulandığını biliyorsunuz. Bazı spekülasyonsever çevreler şöyle bir hikâye uydurdu:
“Higgs Bozonu bulundu, evrende bir delik açıldı, yaşadığımız dünya o delikten geçip alternatif bir boyuta kaydı. O tarihten sonra biz başka bir dünyada yaşamaya başladık. İşte bu yüzden 2012’den beri dünyanın iki yakası bir araya gelmiyor.”
Sosyal medyanın patlaması, tüm dünyada yükselen siyasi kutuplaşma, peşinden gelen savaşlar ve saldırılar, hayatı algoritmaların yönetmeye başlaması, pandemi süreci… Bunların hepsi bu tezle paralel gelişen değişimler arasında gösteriliyor. Bilimsel dayanağı olmayan bu komplo teorisinden daha öte, bir “komplo kozmolojisi”nin ortaya atılmasının en mantıklı sebebi insanlığın gerçeklik algısındaki değişim belki de. Teknolojik ve kültürel dönüşüm yaşadığımız büyük bir gerçek. İnsanlığın içinden geçtiği kolektif anksiyeteyi psikolojik bir dışavurum gibi okumak mümkün. Sözün özü; 2012’den sonra yaşananları bir “boyut atlama” olarak değil, bir “sosyal kırılma” olarak nitelendirmek çok daha olası.
Her yılın sonuna doğru, ufukta görünen yıla daha manalı ve pozitif anlamlar yükleyerek iyi dileklerde bulunmak insanlığın en bilindik alışkanlıklarından. Yaşadıkça görüyoruz ki yeni gelen yılların çoğu, geride kalanları aratır halde. Geçmişte “yeni yıl hepimize huzur, mutluluk, sağlık, bereket vs. getirsin” derken taşıdığımız umutların hemen hemen hiçbirinin artık bünyemizde bulunmadığı aşikâr. Bu temenniler tamamen âdet yerini bulsun diye, ağız alışkanlığıyla söylenen sözlere dönüştü.
Yönetenlerin yönetilenlerle uyumsuzluğu ve yönettikleri ülkeyi arka bahçeleriymiş gibi görüp kafalarına göre hareket etmeleri neticesinde, hepimizin içine sinen mutsuzluk ve umutsuzluktan kaçınabilmek için çeşitli kaçış alanları yaratmaya çalıştık. Kişisel yaşam alanlarımızın örülen çitlerle giderek daraltılmasıyla nefessiz hayatlar sürmeye başladık. Bulduğumuz her kaçış noktasının önünün tıkandığını görüp bir sonrakini aramaya koyulduk. Köşe kapmaca misali yaşadığımız hayatlar, yukarıda bahsi geçen “sosyal kırılma”nın da ışığında giderek daha da içinden çıkılmaz hâle geldi. Geçmişten gelen birçok alışkanlığımızı bu kırılmaya kurban ettik/ediyoruz. Artık ekrana bakmaktan kitap okuyamaz hale geldik. Ha, sürekli ekrana bakıyoruz da odaklanma konusunda orada bir başarı elde edebildik mi? Nafile!
İnsanların sosyal medyada karşılaştıkları içerikleri tüketmeye karar verme süresi 2 ila 8 saniye arasında. Yani ya bu kadar kısa bir zaman zarfında izleyiciyi cezbedip içerikte tutacaksınız ya da içeriğiniz heba olup gidecek.
“Kendi açından 2025 değerlendirmesi yap” denildi bana. Bu bir torba laf aslında tamamen bunun içindi. “Sadede yeni mi geliyorsun?” demeyin sakın. Böyle eğitildik biz “eski Türkiye’de”. Kompozisyon yazdığımız dönemleri hatırlayın: Giriş–gelişme–sonuç yapısıyla derdimizi anlatmaya çalışırdık. Bugünün müfredatında böyle beklentiler var mı öğrencilerden, bilemiyorum. Neyse…
“Saklı Kalmış Müzik Hikâyeleri ile birlikte, program yaptığım, kurup yönettiğim radyolara, müzik danışmanlığı verdiğim markalara bir de hikâye anlatıcılığı eklemiş oldum. İleride bunun içinden neler çıkar, hangi yönlere evrilir şu an kestiremiyorum ama elim yazdıkça, nefesim yettikçe bu içerik serisini sürdürmek istiyorum.“
İnsanların odaklanma süresi bu denli düşmüşken, rüzgârın tersine gidercesine içerik üretmeye başladım iki yıl kadar önce. Aslında konu, hafif keyifli olduğum bir gece Instagram üzerinden paylaştığım hikâyeler neticesinde ortaya çıktı. Bazı şarkıların algılandığı gibi değil, bambaşka hikâyeleri olduğunu biliyordum. Paylaştıklarım da bunlara ilişkindi. Sözgelimi:
“Cohen’in Dance Me to the End of Love’ını düğününüzde ilk dans için çalıyorsunuz. Ama bu şarkının, II. Dünya Savaşı döneminde toplama kamplarındaki Yahudi tutsakların idama gönderilirken arkalarından çalınan ağıda ithafen yazıldığını hiç duydunuz mu?”
Üzerinden yaklaşık bir yıl geçtikten sonra bu konu yeniden gündemime geldi. 2024 Ocak ayında, adına “Saklı Kalmış Müzik Hikâyeleri” dediğim videocast serisini yapmaya başladım. İzleme süreleri sürekli düşerken benim her hafta ortalama 7–8 dakikalık içerikler üretmem çok makul görünmüyordu ama bunu yapmanın bana ciddi bir motivasyon sağlayacağını bildiğim için giriştim. İki yılda toplam 82 video yaptım. İlk yıl tam istediğim ilgi düzeyine ulaşamadı ama 2025’te bu ilginin hızla arttığını gördüm. Belli bir türde sınırlı kalmak istemedim. Amacım; insanların yıllardır bildiği ve dinlediği şarkıların altındaki hikâyeyi duyunca “Vay be, bunun böyle bir hikâyesi olduğunu bilmiyordum!” demeleriydi. Ya da bildikleri hikâyenin bilmedikleri detaylarını aktarmaktı.
Bugüne kadar anlattığım her hikâyenin metnini kendim yazdım. Zaten olup biten bir olayı izleyeni sıkmadan anlatabilmek için bir metnin olması gerektiğini düşündüm. İnternet elimin altında olunca kaynak sayısı artıyor ama detaylar birbirinden farklılaştıkça araştırma gereksinimi de artıyor. Başka anlatımlarla karşılaştığınızda mecburen çapraz kontrol yapmak kaçınılmaz hâle geliyor. İlk çıkış noktasında “bilinen şarkıların bilinmeyen hikâyeleri”ni ele alırken, insanların sevdiği ilginç hikâyeli şarkıları da işin içine kattım.
Bu hikâyeleri anlatırken yaşadığımız hayattan kopmamak gerektiği de geldi aklıma. Düşünsenize: dışarısı toz duman, gündemin Richter ölçeği 7 üstü, herkes telaş içinde; siz oturmuş kalpler, böcekler, aşk–meşk anlatıyorsunuz. Elimden geldiğince dikenli tellere takılmadan bunu yapmaya çalıştım ve öyle de devam edecek.
İlk videolarda hiç görsel kullanmazken, ilerleyen zamanlarda biraz daha belgesel tadı verebilmek için bol miktarda görsel kullanmaya başladım. Belki de işin en zor kısmı burası. Çünkü mümkün olduğunca az temsili görsel kullanmaya çalışıyorum. İstiyorum ki dinleyen, hikâyeyi mümkün olduğunca az hayal etmek zorunda kalsın; orijinal malzemeye dayansın. Elimin uzandığı kadar özgün içerik topluyor ve kurguyu zenginleştiriyorum. Bu vesileyle tüm bu karmaşanın kurgusal yükünü sırtlanan sevgili troll’üm Anıl’a da bir selam çakalım.
32 yıllık radyo yaşamım beni buraya getirdi. Program yaptığım, kurup yönettiğim radyolara, müzik danışmanlığı verdiğim markalara bir de hikâye anlatıcılığı eklemiş oldum. İleride bunun içinden neler çıkar, hangi yönlere evrilir şu an kestiremiyorum ama elim yazdıkça, nefesim yettikçe bu içerik serisini sürdürmek istiyorum.
Hepimizin gitgide daraltılan yaşam alanlarımızın sınırlarının yeniden genişlemesi dileğiyle.

■
Ardından: 2025 dosyası
Barış Selimoğlu Instagram
Joy FM
JoyJazz Radio


