Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    ARDINDAN: 2025

    Kötü tecrübe insanı eğitir

    Rişe ÖzkanBy Rişe Özkan23 Aralık, 2025
    Rişe Özkan

    Dark Blue Notes, müzik ve sanat dostlarıyla birlikte yılı uğurluyor; caz vokalisti Rişe Özkan, 2025’te müziğin yaşamındaki yerini, yılın müzikal açıdan nasıl geçtiğini yazdı.

    ■

    Ben 2017 yılında bir hayat değişikliği yaparak kurumsal işimi bırakıp müzisyen olmak için bir yola çıktığımdan beri müzik hayatımın merkezinde. Dolayısıyla son sekiz senedir 7/24 müzikle yaşayabiliyorum, dinliyorum, çalışıyorum, sahneliyorum, okuyorum, konser takip ediyorum… Çok şükür! Dark Blue Notes’un 2025 yılına yönelik böyle bir dosya hazırladığını duyunca yazmak istediğim, bu sene yaşadığım, beni kötü anlamda şaşırtan bir tecrübem oldu.

    2017 yılında Amerika’da caz müzik eğitimi veren en güçlü okullardan birinde yüksek lisans programına başladım. Bana o sırada akıl verenler olmuştu, kendini niye bu kadar zora sokuyorsun, bir sertifika programına katılsana diye. Bense bu dilin, caz müziğinin üzerime boca edilmesini istiyordum, daha hafif bir şey değil. Sonrasında sanatçı vizesi alarak hayatımı New York’ta sürdürürüm diye düşünürken, pandemi oldu ve herkesin bildiği gibi, performans sanatları endüstrisi belki de en büyük yarayı aldı. Ben de döndüm. Alacağım dersler, tanışacağım ustalar, dinleyeceğim müzikler, beraber çalacağım müzisyenler bitmemişti diye çok dertlendim. Neyse ki buralardan çıktım. Yeni dünyada her şeyden şikayet edecek değiliz, online derslerle yıllar önce aklımıza gelmeyecek şekilde oradaki hocalarımla derslerimi sürdürüyorum, arkadaşlarımla temastayım.

    Yine böyle bir sevdayla 2025 yılının mart ayında Fransa’da bir yaratıcılık kampına gittim. Öyle oldu ki, Amerikalı bir siyahi müzisyenle tesadüf eseri, bir zoom buluşmasında tanışıp onu takip etmeye başlamıştım. O, bir gün 10-15 kişinin katılmasını planladığı bir ‘creativity bootcamp’ yapacağını duyurdu. Tarih seçenekleri veriyordu. Üç seçenekten bana sadece Marty ayındaki uyuyordu; hemen yazdım durumumu, o da hemen “başka kimseye uymasa da, tek sen de olsan bu programı yaparım” dedi… Ve aynen öyle oldu. 21 yaşında Taj Mahal’in davetiyle Montrö Caz Festivali’nde sahneye çıkmış, geçmişte iki yıl Sting’in dünya turnesinde açılış konserlerini vermiş (opening act), sonrasında onun prodüktörlüğünü üstlenmiş; kendi ilk albümünde Herbie Hancock, Branford Marsalis’in çaldığı, Tom Jones’un hit parçaları arasına girmiş şarkıların yazarı, yıllarca Berklee dahil birçok yerde müzik eğitmenliği yapmış birisiyle dört gün çalıştım.

    Çalışmanın ne kadar besleyici olduğunu, bende ufuklar açtığını, müzisyen olarak kendime güvenimi güçlendirip, içimdeki yaratıcılığı serbest bırakmam konusunda beni cesaretlendirdiğini saatlerce anlatabilirim, hele caz vokal öğrencilerine en detaylı şekilde… Ama bu içerikten bu yazıda sizi mahrum (!) bırakacağım. Esas konu şu ki, benim hayat tecrübemle müzikteki tecrübem arasında fark var. Aslında konservatuvardan altı yıl önce mezun olmuş bir müzik öğrencisiyim ve hala attığım birçok adım benim için ilk oluyor. Oysa ki, benim yaşımdaki bir başka müzisyenin belki 25 yıllık sektör tecrübesi var.

    Bu dört günlük çalışmada da bu durum ortaya çıktı; mesela stüdyo tecrübemin neredeyse olmadığı… Bunun üzerinde çalışmak için halihazırda çalınmış, söylenmiş bir parçadan vokal kaydını çıkarttı, bana kendi versiyonumu söyletti. Kontrol odasındaki kişinin, bir prodüktörün veya siz deyin bir vokal koçunun ne kadar önemli olduğunu ilk kez yaşayarak anladım. Orijinalini bir erkek söylediği için kaydın tonu benimkinden 2,5 ton yukarıdaydı ve parçanın armonisini çalışmaya vaktim yoktu ama birkaç saat içinde ben kendimi bildiğimden bambaşka bir şekilde, tamamen parçanın duygusuna kapılıp bu kaydı yapabildim… Ne yapmam gerektiğini söylemedi, beni bana bıraktı diyebilirim. Bu kaydın dışında daha başka birçok açıdan bu dört günün içinde belki her dakika yeni bir şey öğrenerek ayaklarım yerden kesilmiş şekilde ayrıldım bu eğitimden.

    Tam da bu noktada, ben trene doğru yola çıkmışken, bana eşlik eden ses mühendisinin, “Rişe, bu kayıt çok güzel oldu, bence bunu yayınlamalısın” demesiyle sanki bir başka düğmeye basılmış oldu. Aylarca süren bir belirsizlik başladı.

    Düşündüm ki, eğitmen de bana, çok kısa bir sürede çok iyi bir kayıt yaptığımı söylemişti; bir üretim paylaşacaksam bu kadar değerli bir prodüktörle çalıştım, bunu yapmalıyım, dedim kendime. Şarkı yayınlamanın adımları nedir, araştırdım; müzisyen bir-iki arkadaşımla konuştum. Bu eğitmeni aradım, bunun mümkün olup olamayacağını sordum, çünkü en başında bu şarkı vokalde benim olacağım düşünülerek çalınmamıştı; o müzisyenler bunu kabul eder mi, neler yapmam gerekir, diye sordum. Sorun olmayacağını söyledi. Ben biraz daha ilerleyip eğitmeni tekrar arayacaktım. Bu arada menajeri olan kişiyle de temastaydım. Menajer, böyle bir şarkı yayınlama ihtimalimi benden duydu ve hırsla bir cevap yazdı. Bunun bir dolu evrak işi olur, prodüksiyon için biz para istemeyiz ama müzisyenlere para ödemen gerekir, dedi. Kendisine açıklayıcı bir cevap verdim. Kısaca parasını, iznini konuşmadan, bu işi oldu-bittiye getirmeye çalışmadığımı, bu soruları zaten sormuş olduğumu söyledim. Bütçesi, çerçevesi ne olur benim için hazırlamasını ondan istedim, karşılayabilir miyim görebilmek için… Bir ay geçti ses yok… Fikir değiştirmiş olabileceklerini düşünüp, eğitmene mesaj attım, nasıl bir karar verdilerse, benim için kabul olacağını, ama olumsuzsa bana söylemekten çekinmemelerini rica ettim.

    Şurasını söylemem lazım… Ben ülkenin en büyük iş gruplarından birinden, iyi bir pozisyondan hayatımı müzikle geçirmek için istifa edip, sıfırdan başladığım, tutkuyla ilerlediğim bir yoldayım ve caz müzisyenlerinin nelerle mücadele ettiğini birebir yaşıyorum. İlk kez bir şarkı yayınlayacağım zaman, bir anlamda benim için önemli bir kariyer adımında, projedeki müzisyenlerin hakkını yiyeceğim bir durum söz konusu olamaz. Kendim için bunu istemem.

    Ben eğitmene mesaj atınca, menajer hemen ortaya çıktı, ne kadar yoğun olduğunu anlattı; bizi, üçümüzü bir video aramada buluşturacağını söyledi. Tamam dedim, beklemeye geçtim. Üç gün sonra bir bütçe geldi, benim tahminim çok üstünde. Sadece müzisyenler için değil, kendileri için de bir kalem eklemişler… Kayıt Fransa’da olduğu ve müzisyenler yabancı (Amerikalı, Fransız) olduğu için Türkiye’yle kıyas yapmanın doğru olmayacağını düşündüm, New York’taki arkadaşlarıma sordum. İşi tarif ettim, bütçesi ne olur diye sordum. Haklıyım. Bana gelen teklif NY rakamlarının dahi iki katından fazla. Kıza durumu açıkladım, aklımda olanı… onlardan geleni karşılamamın mümkün olmadığını söyledim. Bu sefer benim bütçeme indirdiler. Sanırsınız Kapalı Çarşı’da esnafla halı pazarlığı yapıyoruz. Hemen eke bir fatura, bir IBAN numarası: “Bunu yatır, telif hakları konusu sende!”. Bu arada şarkıyı ben orada kaydederken telifi olmadığı (public domain) konuşulmuştu. Bir tutarsızlık daha.

    Burada birkaç paragrafta yazıyorum ama aslında haftalar, aylar geçiyor bu yazışmalar ilerlerken… Amerika’nın en büyük müzik gruplarından birisindeymiş şarkının hakları ama Türkiye’de ofisleri yok. Onlara dedim ki, işin burasını da çözeyim, meblağı öyle göndereyim. Telifin ne kadar olduğunu da buldum. Gelin görün ki, bunlar benden ödemeyi hemen istiyorlar ama o evrak işlerinden bahis yok. Menajerin ilk e-mailde gözümü korkuttuğu, benim müzisyenlerin rızasıyla onların üretimini yayınlamamı garantileyecek muvafakatnameden söz yok. Menajer benden hemen ödeme bekliyor ama altı tane dünyanın çeşitli yerlerinden müzisyenle yapacağı ıslak imzalı evrak işini es geçiyor. Bir avukat arkadaşımdan öğrendim ki, bir sorun çıkarsa Avrupa hukukunda parayı göndermiş olmam beni haklı çıkarmıyor. Bu paranın bu müzisyenlere ulaşıp ulaşmadığını da bilemem. Menajere “muvafakatname konusundan hiç bahsetmedin, ben bu şarkıyı yayınlamaktan vazgeçiyorum” diye mesaj attığımda, “orasını tabi hallediyorum” demediği gibi, benim New York’tan teklif aldığım arkadaşlarımın herhalde “düşük kalibre” müzisyen olduğundan dem vurdu.

    Aydınlanmam burada da bitmedi, parçayı yayınlamayacak olsam da saydığım, görüşüne güvendiğim bir iki müzik insanına dinlettim… Bir tanesi, bana teslim edilen “son versiyon”un esas olarak ‘mixing’ ve ‘mastering’ anlamında bitmemiş bir iş olduğunu söyledi. Diyebilirsiniz ki, senin kulağın anlamadı mı? Haklısınız… Benim kulağım da bir şeyleri duyuyordu, ama Herbie Hancock, Sting gibi isimler için prodüksiyon yapmış birisinin bana bitmemiş işi yayınlatabileceğine ihtimal vermiyordum.

    Ne oldu da bu iş; neye (işbilmezlik mi, art niyet mi) ve kime (eğitmen mi, menajer mi) yoracağımı bilemediğim bir hal aldı. 

    Yine de 2025 yılına bana adım adım “kandırılma” kursu verdiği için teşekkür ederim. Ne büyük isimler, dünya çapında yıldızlar, gruplar kandırılmış bugüne kadar; bana da bir kurs şartmış belli ki. Bu tecrübemi, bu alana yeni atılmış müzisyenlerle paylaşmak istedim.

    2026’nın sahici müziğin daha geniş kitlelere hakkıyla ulaştığı bir yıl olması dileğiyle.

    Sevgilerimle…

    Rişe Özkan, Ardından 2025

    ■

    Ardından: 2025 dosyası
    Rişe Özkan Instagram

    Ardından: 2025 Rişe Özkan
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleBir yılın ritmi: Konserler, karşılaşmalar, yolculuklar
    Next Article Arada Kaldım
    Rişe Özkan
    Rişe Özkan
    • Website

    Caz vokalisti. Kurumsal iletişimci.

    Related Posts

    Devran dönüyor

    29 Aralık, 2025

    Dünden bugüne, bugünden yarına

    29 Aralık, 2025

    Türkiye’de Müziğe Tutunmak

    29 Aralık, 2025
    Yazarlar
    Kimiz?

    Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

    DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

    Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

    İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

    Yazıların telifi yazanlara aittir.

    Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

    Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

    Reklam: [email protected]

    Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

    Kanalı Görüntüle