Müzik ve sanat tarihine, caz tarihine meraklı insanların en çok etkilendiği sanatçılar içinde en önemlilerinden biri kuşkusuz John Coltrane. Miles Davis gibi ama daha kısa bir zamanda ve farklı olarak, müziği başka bir boyuta getirdi. Kendi dönemi ve sonrası, başta saksofon çalan müzisyenler olmak üzere yeni nesiller üzerinde de önemli bir etki bıraktı. Bu yazıda 40 yıllık kısa ömrüne rağmen geçirdiği hızlı müzikal evriminden kısaca bahsedeceğiz.
Coltrane müzikal bir aileye doğuyor. Babası keman ve ukulele çalıyor; annesi ise klasik eğitimli şarkıcı ve piyanist, ayrıca kilise korosunda korist. 12 yaşında okulda klarinet ile müziğe başlıyor. Ertesi yıl müzik hocasının tavsiyesi ile alto saksofon alınıyor. Okul yılları esnasında okul orkestrasında da, liseden sonra Philedelphia’ya annesinin yanına taşınıp müzik eğitimine -burslu olarak kompozisyon ve performans bölümünde- devam ederken hep alto çalıyor. Civardaki kulüplerde blues ve caz gruplarında, jam session’larda çalıyor. Philadelphia müzikte ilerlemesine ve sıçrama yapmasına imkan veriyor. Barlarda ve kulüplerde bir süre çaldıktan sonra ABD donanmasının dans orkestrasının seçmelerini kazanıyor ve iki yıla yakın Pasifik kıyısında Hawaii’de çalışıyor. Bu orkestra seçmeleri zorludur; yetkin düzeyde enstruman çalmanız, çok iyi deşifre nota okumanız gerekiyor. Bu aşamada zaten Coltrane’nin çok iyi bir seviyede saksofon çaldığını tahmin edebiliriz.
İki yıl sonra Philadelphia’ya geri dönüyor, tenor saksofona geçiyor ve birçok grupla çalıyor. Jimmy Heath ve daha sonra da Dizzy Gillespie big band’de yer alıyor. Dizzy 40’lı yılların sonuna doğru orkestrasına Küba ritmlerini ve perküsyoncuları eklemişti. Bunun Coltrane’nin müziğinde poliritmik anlayışı geliştirdiği söylenir.
Ancak Coltrane, uyuşturucu ve alkol kullanımı nedeniyle Dizzy’nin combosundan kovulur. Philadelphia’ya geri döner ve 1952 yılında Earl Bostic band ile L.A.’de çalarken Eric Dolphy ile tanışır ve yakın arkadaş olurlar. Coltrane’i avant-garde’a götüren yolculuğundaki en önemli kesişim…
1955 yılında Miles Davis’in davetini aldığında zaten kendi sesi ve kişiliği oturmuş, dikkat çeken bir tenor saksofoncu. Ancak 1957’de, Miles, Coltrane’i uyuşturucu ve alkol yüzünden kovuyor. New York’a taşınıyor ve birçok müzisyenle çalıyor. Bu dönemde Monk ile çalışması yeni müzikal yollar açıyor. Bağımlılıktan da kurtuluyor ve daha ruhani bir yola giriyor. Bir bilim insanı titizliği ile sürekli araştırıyor, kendini ve müziğini geliştirmek için takıntılı bir şekilde çok çalışıyor. İnsanlığa faydalı olmanın, iyiliğin, sevginin, barışın peşinde, Tanrının insanlığa Coltrane’nin aracılığı ile yolladığı sesi müzik camiasına yayıyor.
1959’da yayımlanan Giant Steps albümü önemli bir basamak; yeni bir yaklaşımın hard bop ve cool cazdan sonraki ilk basamağı, üzerinde bir süre çalıştığı ve uzun yıllar önemini koruyan, eğitim sistemine alınan üç tonal merkezli (tri-tonal) çağdaş armonik bir yapı, ilk defa bir caz albümünde kullanılıyor. Daha sonra modal armoni, politonalite, kromatik pentatoniklerin kullanımı vb. gibi yeni yaklaşımları benimsiyor; 1960 yılından itibaren, John Coltrane Quartet ile (McCoy Tyner, piyano; Jimmy Garrison, bas; Elvin Jones, davul) icra ediyorlar.
60’lı yılların başlarında Coltrane’nin Hint, Uzak Doğu ve dünya müziklerine ilgisi artıyor. Soprano saksofon alıyor ve kendi anlatımıyla, istediği tınıyı (sound) bir yıldan fazla çalıştıktan sonra ancak bulabiliyor. Quartet dışında, caza farklı, değişik yaklaşan genç müzisyenlere destek olup beraber çalıyorlar. Eric Dolphy’nin yanı sıra, Archie Shepp, Pharaoh Sanders ve Ornette Coleman gibi müzisyenlerin yeni katkıları Coltrane’nin müziğine yön veriyor.
60-65 yılları arasında quartet ile müzik yaparken, bir yandan da yeni avantgarde/spiritual sanatçılarla da çalışmalar yapıyor. A Love Supreme albümü, Coltrane’nin avantgarde/spiritual müziğinin en önemli, örnek albümü.
Coltrane, 1965’den ölümüne dek bu yaklaşımına paralel çok değişik müzikler sergiledi, albümler yaptı. Kısa müzik hayatı boyunca, blues, bebop, hard-bop, cool caz, modal caz, avantgarde ve spiritual cazda, her tarzın en tepesinde olan virtüöz çalışı ve albümleri ile yenilikçi, sürekli devrimci bir yaklaşımla, hayatını adadığı müzikteki hızlı evrimini duraksamadan sürdürdü.
Miles Davis ile karşılıklı çok etkilendiler ama Miles hem daha uzun yaşadı, hem de farklı dönemleri -70’lerde, 80’lerde teknolojinin de ses yaratımında gelişmesini- deneyimledi. Yoksa Miles’da ilerici, devrimci ve iç müzik sesini dinleyen bir dahi, Coltrane ve diğer ilerici, yaratıcı müzisyenler gibi.
Tanrının (evrenin) iyileştirici frekanslarının seslerini dünyaya yayıyorlar.
■
Dark Blue Notes’ta John Coltrane@100
John Coltrane resmi web sitesi
Ali Perret resmi web sitesi



