Dave Burrell – Harlem Rhapsody (2023)

Başlangıcından hatta onu önceleyen zamanlardan bu yana caz piyanosunun geçirdiği evrimsel sürecin tüm uğraklarını stiline yedirmiş; bu stillerin bazen en saf çoğunlukla başkalaşmış hallerini müziğinde barındıran Dave Burrell, hiç bitmemesini dilediğimiz som baharını yaşamaya devam ediyor.

82 yıllık ömrünün 60 küsür yılı boyunca, kendisinden öncekilerin müziğinden damıttıklarının üzerine koyduklarını seyircisiyle paylaşmaya devam ediyor.

Piyanonun, hak ettiği oranda kaydedilmemiş bu büyük ustası, 60’lardan itibaren, Archie Shepp, Pharoah Sanders, Marion Brown, Sunny Murray gibi öncülerle birlikte çalıştı; serbest cazın ikonik isimlerinden biri haline geldi. 1978’den bugüne yayılan süreçte daha ziyade kendi projelerine ve 80’lerde, 90’larda David Murray ile ortak çalışmalarına yoğunlaştı; ikili Windward Passages ve Daybreak gibi istisnai güzellikte albümlere imza attıkları gibi, Murray’in dörtlüsüyle free-bop stilinin muhteşem örneklerini kaydettiler.

Son olarak, 2018’de, saksofoncu Silke Eberhard ile duo olarak Darlingtonia ve basta Alessandro Nobile ve davulda Antonio Moncada’dan kurulu üçlüyle Reaction & Reflection albümlerini yayınlamıştı. Şimdi de, bizim ve eminim ki kendisinin de en sevdiği formda, solo olarak kaydettiği Harlem Rhapsody ile karşımızda.

Harlem Rhapsody, Burrell müziğinin karakteristik özelliklerini mükemmel şekilde yansıtan; onun, keskin, kendinden emin, temponun ya da ölçünün kölesi olmaktan kaçınan a-ritmik ancak akıcılıktan, süreklilikten feragat etmeyen çalışını ve avangart yaklaşımının, cazın primitif kökleriyle olan organik bağını sergileyen bir albüm. Yazılırlarken öyle tasarlanmamış olsalar da, Burrell’ın sunumuyla bir suit olarak algılanmaya müsait bestelerinden oluşan bir resital.

Red Summer March, insanların, kısa ve tedirgin adımlar attığı, birilerine çarpmadan yürüyemediği aşina şehir sokaklarında değil, atılan uzun ve kendinden emin adımların taşıdığı menzilin sizi daha önce görmediğiniz yaşamlarla tanıştırdığı bir kır yürüyüşüne benziyor. Burrell şaşırta şaşırta, dinleyici şaşıra şaşıra ilerliyor.

My Melancholy Baby gibi yüzyıllık bir şarkının önce özütünü alıp çocuksulaştırıyor; öyle ki bilinç akışı ustayı Haribo şekerleme reklam cingılına sürüklüyor. Neden sonra, dinleyicisini iki yüzyıl öncenin romantizmine taşıyor; oradan da notaları kıra kıra, melodiyi eze eze besteyi modern zamanların avangart sesleriyle yoğurmaya koyuluyor. Burrell, zamanda ileri geri yolculuğu seviyor.

Paradox Of Freedom‘da, Jelly Roll Morton, Duke Ellington ve Cecil Taylor ile aynı masaya oturup her birinden damıttıklarıyla modernite ve klasisizmin çatışmasını caz formlarının ritmik nüansları üzerinden anlatıyor.

Daha önce, David Murray ile ortak albümleri Brother to Brother’de yorumladıkları ve karısı Monika Larsson için yaptığı bestesi Dancing With Monika‘da, üstad, geleneksel şarkı formuyla flört ediyor, sevginin müzikal şiirini yazıyor. Burrell, aynı şiirsel yaklaşımı How Little We Know‘a da yansıtıyor.

Görkemine tezat sadelikte açılan Harlem Rhapsody ilerledikçe ahenk karışıklığa, yükseldikçe karmaşaya evriliyor; icra renkten renge, halden hale giriyor ve sonra bir anda melodi olanca güzelliği ile arz-ı endam ediyor; yaşam gibi, kaçınılmaz şekilde başladığı yere dönüyor.

Burrell, zamanı ve mekanı çoğunluktan bir hayli farklı algılayan, geçmişle gelecek, gerçekle gerçeküstü, düzenle kaos, sahneyle seyirci, müzisyenle enstruman arasında olduğunu varsaydığımız sınırları yok eden bir mimar.

Seslerin kelimelerden daha ağır olduğunu anlamamızı sağlayan bir şair.

Zamanı yavaşlatın, korkmayın; Harlem Rhapsody burada.

Koşsanız da, yürüseniz de, dursanız da menzil değişmiyor nasılsa.

Turgay Yalçın

Yayın Yönetmeni, Kurucu Ortak, Yazar, Radyo Programcısı.

Turgay Yalçın 'in 177 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Turgay Yalçın ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir