Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    PORTRE

    Chris Rea: Cehenneme giden yolda eve dönmeyi öğrenen adam

    Mine GürevinBy Mine Gürevin29 Aralık, 2025
    Chris Rea

    Yorgun bir beden yatağa uzanır. Zihin yolculuğa devam eder. Shakespeare, 27. sonesini (*) yazarken Chris Rea’yı bilmiyordu elbette. Yüzyıllar öncesinden yazılmış dizelere, kimi hayatlar sonradan yerleşir. Rea’nınki böyleydi. Bedeni yoruldukça zihni yola çıkan, sustukça derinleşen, kalabalıktan çekildikçe sesini bulan adamlardan biri.

    Middlesbrough’un gri sokaklarında başlayan hikâyesi hiçbir zaman parıltılı bir “rock yıldızı” masalı olmadı. Fabrika dumanı, işçi sınıfı yorgunluğu, İtalyan köklerden gelen ev içi disiplin ve İngiliz melankolisi… Rea’nın sesindeki o çakıllı, pürüzlü tını biraz da buradan gelir. Her kelimeyi uzun bir yolun asfaltından sürüyerek çıkarır gibi. Blues’u bu yüzden sahiciydi. Çünkü blues onun için bir hâldi. Belki de bu yüzden, yıllar sonra yazacağı en karanlık yol hikâyesi bile bağırmaz, slogan atmaz, sakin ama ağır ağır çöker insanın omuzlarına.

    1980’lerin sonunda İngiltere’de yol almak zorlaşmıştı. Sadece otoyollarda değil, hayatta da. Rea’nın defalarca anlattığı küçük ama çarpıcı bir anı vardır. Londra çevre yollarında saatlerce ilerlemeyen trafikte, arabaların içinde birbirine benzeyen yüzlere bakarken gelmişti aklına o fikir. Kimse hareket etmiyordu. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu. İşte cehennem dediği şey buydu. Alevler, çığlıklar değil. Beklemek… Bu his, daha sonra The Road to Hell adını alacak olan hikâyenin omurgasına dönüştü. Albümün ilk bölümünde neredeyse şarkı söylemez Rea; anlatır. Bir hikâye anlatıcısı gibi, sanki arabanın ön koltuğunda oturmuş, camdan dışarı bakarak konuşuyordur. Cehenneme giden yolun gürültülü değil, sessiz olduğunu söyler aslında.

    İkinci bölümde gitar devreye girdiğinde tempo yükselir. Umut artmaz. Slide gitarın o sürtünerek akan sesi, trafikte ağır ağır ilerleyen arabaların müzikal karşılığı gibidir. Stüdyoda bu kısmı kaydederken, “Biraz daha sert çalalım mı?” diye sorulduğunda, Rea’nın “Hayır!” dediği anlatılır. Çünkü bu yol öfkeyle ilgili değildir. Kabullenişle ilgilidir. Yol seni kızdırmaz, yorar. The Road to Hell’in bu kadar etkili olmasının nedeni de burada yatar. Dinleyiciyi kurtarmaya çalışmaz ama ona eşlik eder. “Yalnız değilsin,” der, “ben de buradayım.”

    İşin ironik yanı, bu albümle birlikte kariyerinin en büyük ticari başarısını yakalamasıydı. Ama tam da o noktada Chris Rea, yolun romantik bir şey olmadığını yüksek sesle fark eden bir adam hâline geldi. Uzun turneler, sürekli hareket hâli, bedeninin verdiği alarm sinyalleri… Yıllar sonra söylediği şu cümle, The Road to Hell’in gizli itirafı gibidir. “Herkes yolda olmayı özgürlük sanıyor. Oysa yol seni esir alır.” Bu albüm sürekli yolda olan bir adamın, yol fikriyle hesaplaşmasıdır.

    Hayatının merkezinde müzik kadar sağlam bir başka şey daha vardı. Karısı Joan. On altı yaşında tanıştıkları günden itibaren yan yana yürüyen, şöhretin yükseldiği ve hastalıkların kapıyı çaldığı yıllarda birbirinden kopmayan bir birliktelik. Chris Rea’nın “yalnız adam” imajının ardında, uzun soluklu bir aile hayatı vardı. Kızları Josephine ve Julia, onun dünyasında şarkılardan bile önce gelen gerçeklerdi. Turnelerden eve dönüşler, stüdyodan mutfağa taşınan notalar, gitarın bir köşede sessizce beklediği akşamlar… The Road to Hell’in karanlığına rağmen, Rea’nın gerçek sığınağı hep bu ev oldu.

    “Josephine” bu noktada ortaya çıktı. Büyük laflar etmeyen, dramatik bir baba-kız destanı yazmaya kalkışmayan bir şarkı. Daha çok, gece lambası açık bir odadan sızan bir ses gibi. Kızına söylenen, esasen dinleyen herkesin kendi çocukluğuna, kendi babasına, kendi kırılganlığına değen bir melodi. Rea bu şarkıyla baba olmanın sessiz ağırlığını, abartmadan, ajitasyona kaçmadan müziğe bıraktı. Belki de bu yüzden yıllar geçtikçe daha da büyüdü.

    Zamanla büyük plak şirketlerinin parlak vitrinlerinden uzaklaştı. Bunun bir küskünlük değil, bilinçli bir geri çekilme olduğunu anlamak zor değil. Kendi plak şirketi Jazzee Blue’yu kurduğunda, aslında müziği yeniden evine taşımıştı. Daha önce Loft Caz Gazete’ye bu şirketin kuruluş hikâyesini yazmıştım. Bu bir endüstri hamlesi değildi. “Benim sesim burada rahat ediyor” deme biçimiydi. Blues ağırlıklı albümler, uzun enstrümantal pasajlar, aceleye getirilmemiş kayıtlar… Kimseye bir şey kanıtlama derdi olmayan bir adamın işleri bunlar. Dinleyeni az ama sadık; alkışı düşük ama bağı güçlü.

    Chris Rea
    Julia, Joan, Josephine ve Chris Rea

    Bu geri çekilişin arkasında ruhsal bir tercih yoktu. Bedensel bir mücadele de vardı. Yıllarca süren ağır sağlık sorunları, ameliyatlar, sahnede yarım kalan konserler… Rea’nın gitarla ilişkisi bu süreçte değişti. Parmaklarını zorlamayan, daha sade ama daha derin bir çalım diline yöneldi. Bir müzisyen için hastalık çoğu zaman susmak demektir. Chris Rea içinse sadeleşmek oldu. Notayı azalttı, duyguyu çoğalttı.

    Ve elbette Driving Home for Christmas… Bir araba yolculuğunda, karlar altında, eve varma fikrinin yarattığı o çocukça sevinçle yazılmış bir şarkı. Bugün milyonların Noel klasiği olarak bildiği bu parça, Road to Hell’in sessiz karşılığı gibidir. Biri yolda sıkışıp kalmayı anlatır, diğeri yoldan kurtulmayı. Chris Rea’nın kariyeri biraz bunun etrafında döndü zaten. Yola çıkmak, yorulmak, uzaklaşmak ve sonra eve dönmek. Eve; yani sevdiklerine, kendi sesine, kendi temposuna.

    Ölüm haberinin ardından geriye kalan şey de tam olarak bu oldu. Gürültülü bir veda değil; uzun bir yolculuğun ardından kontağı kapatıp sessizce inen bir adam hissi. Chris Rea bağırarak konuşmadı. Bağırarak şarkı söylemedi. O yüzden sustuğunda da kimse şaşırmadı. Şarkıları hâlâ çalıyor. O boğuk ses hâlâ bir yerlerden geliyor. Shakespeare’in yorgun zihni gibi, karanlıkta bile bir gölgeyi aydınlatıyor. 

    Chris Rea bu dünyadan ayrılırken dahi insan kaldı. Belki de onu bu kadar kalıcı yapan şey tam olarak buydu.

    ■

    (*) William Shakespeare – Sonnet 27

    Weary with toil, I haste me to my bed,
    The dear repose for limbs with travel tired;
    But then begins a journey in my head,
    To work my mind, when body’s work’s expired;
    For then my thoughts—from far where I abide—
    Intend a zealous pilgrimage to thee,
    And keep my drooping eyelids open wide,
    Looking on darkness which the blind do see.
    Save that my soul’s imaginary sight
    Presents thy shadow to my sightless view,
    Which, like a jewel hung in ghastly night,
    Makes black night beauteous, and her old face new.
    Lo! thus, by day my limbs, by night my mind,
    For thee, and for myself, no quiet find.

    ■

    Dark Blue Notes’da yayınlanmış diğer portre yazıları
    Mine Gürevin’in Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
    Chris Rea resmi web sitesi

    Chris Rea Jazzee Blue
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleYakir Arbib & Conti Bilong – Afro Baroque (2025)
    Next Article Bir Anıttan Şarkılar: Kenny Barron – Songbook (Artwork Records 2025)
    Mine Gürevin

      Yeme içme kültürüne düşkün bir matematikçi. Fermantasyon etkisinde müzik yazıları üretmeyi seviyor.

      Related Posts

      Geçmişten gelen bir ses: Thee Sacred Souls

      18 Haziran, 2026

      Sonny, Please…

      28 Mayıs, 2026

      Newk gidince Harlem biraz daha sessizleşti

      28 Mayıs, 2026
      Yazarlar
      Kimiz?

      Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

      DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

      Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

      İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

      Yazıların telifi yazanlara aittir.

      Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

      Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

      Reklam: [email protected]

      Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

      Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

      Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

      Kanalı Görüntüle