Chet, canım Chet!
Ne çok özledim!…Özlendin.
Sen özlemedin mi beni? (Burada tamamen XX kromozom kaprisi yapıyorum sana)
Seninle konuşmaya ihtiyacım var. İyi ki birbirimize bu mektupları gönderiyoruz. Bazen düşünüyorum da, mektuplar aslında bir çeşit müzik gibi. Harfler notalara dönüşüyor, cümleler melodilere, suskunluklar ise rests oluyor. Senin trompetin gibi Chet. Kimi zaman uzun bir sessizlik, en derin duyguyu anlatır. Sen ve Elvis Costello arasındaki iş, hukuk da öyle olmadı mı? Birlikte yaşadığınız o anları, o kayıtları, o sahneleri sana yeniden hatırlatmak istiyorum.
Hatırlıyor musun Chet, ilk kez Elvis’le tanıştığında? O sana Shipbuilding’den bahsetmişti. Thatcher İngiltere’sinin gölgesinde yazılmış, savaş gemilerinin ardında gizlenen işsizlik ve kayıpların şarkısıydı. Ben sana sormuştum:
“Chet, Elvis sana ilk kez bu şarkıyı açtığında ne düşündün?”
Sen hafifçe gülümseyip bana, “Çok genç bir adamdı, ama şarkısı yaşlı bir kalbin sözleriydi” demiştin.
Elvis o zaman daha yolun başındaydı. Müzik basını ve eleştirmenleri onu ‘sivri dilli şarkıcı’ diye tanıyordu. Senin yanına geldiğinde aslında biraz çekingenmiş, değil mi? Onun, o kalın çerçeveli gözlüklerinin ardında sakladığı bakışında bir tedirginlik olduğunu bana anlatmıştın. Elvis çok iyi biliyordu ki sen, caz dünyasının yaşayan efsanelerindendin. Ve seninle aynı odada olmak bile onun için sanki sınava girmek gibiydi.

Ama işte stüdyoya girdiğinde, sen trompetini dudaklarına götürdün ve ilk notayı üfledin. O anda bütün çekingenliği kayboldu. Elvis’in yüzü aydınlandı; şarkının neye dönüşeceğini ilk kez o an duydu. Bazen düşünüyorum, o anın kaydını değil de sadece ikinizin vücut dilini dinlesek bile yeterdi. Çünkü senin nefesin, odadaki havayı külliyen değiştirdi.
O solonu ben sana hatırlatayım. Karmaşık değildi, süslemeler yoktu. Senin üslubun hep öyleydi zaten, değil mi? “Less is more.” Az nota, ama derin nefes. Sen çalarken, sözlerin yetmediği bir alan açıldı. Elvis’in “Shipbuilding”de söylediği “Why we go on building ships for war?” sorusuna, senin trompetin “Çünkü kalbimiz başka yol bilmiyor” diye cevap verdi sanki.
Sonra Almost Blue. Biliyorum, bu şarkıyı çaldığında bana şöyle demiştin:
“Bu şarkı bana aitmiş gibi hissettim. Elvis yazmış olabilir ama ben çaldığımda, sanki yıllardır benim içimdeymiş.”
Haklıydın. Costello şarkıyı Imperial Bedroom’a koydu, ama senin trompetinden çıktığında şarkı bambaşka bir kimlik kazandı. Ben sana sorduğumda, “Farkı neydi?” diye, sen omuzlarını silkip sadece “Ben onu biraz daha yalnız yaptım” demiştin.
Chet, senin yalnızlığını anlatan şey hep trompetindi. Almost Blue’da senin nefesini duyan herkes bunu fark etti. Costello’nun vokali bir hikâye anlatıyordu, senin trompetin hikâyenin ruhunu gösteriyordu. Teknik olarak F majörün içindeki o küçük modülasyonları bile, sen griye boyamıştın.
Ve Ronnie Scott’s gecesi… O sahneyi sana hatırlatmak istiyorum. Londra’da, 1986. Ben masalardan birinde oturuyor ve sizi izliyordum. Hatırlıyor musun? Bira bardakları, sigara dumanı, kulübün ağır kırmızı perdeleri. Sen sahneye çıktın, yanında Elvis. Bir bakıma tuhaf bir ikiliydiniz: Sen cazın kırılgan romantizmi, o rock’ın sivri mizahı. Birlikte Almost Blue’yu çalmaya başladığınızda, herkes sustu. Elvis şarkıyı söyledi, sen trompetinle cevap verdin. Adeta bir diyalogdu. Elvis “ben kırıldım” derken, senin trompetin “ben de” diyordu.
Aylar sonra ben sana bu anı sorduğumda, sen biraz gülerek “Beni şaşırtan tek şey onun o gözlüklerle sahneyi görebilmesiydi” demiştin. Ama sonra ciddileşmiş, “Şaka bir yana, Elvis bana saygı duydu. Beni sadece konuk etmedi, bir hikâye anlatıcısı olarak yanına aldı” diye eklemiştin.
Chet, ben seni dinlerken hep şunu farkederim dostum. Bu işbirlikleri aslında iki farklı dünyanın buluşmasıydı. Sen cazın kırılganlığını onun rock baladlarına taşıdın, o da senin trompetini genç dinleyicilere duyurdu. Birlikte çaldığınızda, iki nesil birbirini işitti. Sen bana şöyle demiştin:
“Elvis’in yanında çaldığımda, müzik nesilleri aşıyor gibiydi. Biz aynı dili konuştuk, o kadar.” Yanlış hatırlıyorsam düzelt lütfen…

Ve biliyorum, 1988’de sen gittiğinde Elvis senin ardından yazılar yazdı, seni andı. Shipbuilding’deki solon, senin son büyük kayıtlarından biri oldu. “Almost Blue” ise senin sayende bir caz standardına dönüştü. Sen farkında olmasan bile, Elvis’le paylaştığın o anlar senin mirasın oldu.
Aşkım, canım, ciğerim Chet,
Bu mektubu sana bir hatırlatma gibi yazıyorum. Belki senin için sıradan anlardı. Bir kayıt, bir konser, bir şarkı. Benim için çok daha fazlasıydı. Senin trompetinle Elvis’in kelimeleri buluştuğunda, müziğin sınırları silindi.
Şimdi tüm bu deklare ettiğim anlar ve senin ardından şunu söylemek istiyorum: Sen ve Elvis, farklı dünyaların insanlarıydınız ama aynı kırılgan kalbin çocuklarıydınız. Ve biz, sizin buluştuğunuz o nadir kesişim noktasında, müziğin en çıplak hâline tanıklık ettik.
Hep yanımda ol! Ol Chet!
Var’ol!…
Mine’n…
Chet ile Konuşmalar serisi
Dark Blue Notes’da Mine Gürevin
Elvis Costello resmi web sitesi


