İlk albümler çoğunlukla müzisyenin müzikte kendi yerini bulamadığı kayıtlar olarak hafızamızda kalır. Ama tecrübeli gitarist Hakan Kamalı ve ilk albümü Into the Blue bu genellemenin dışında. Dinleyicisinin beklediğine değen bir çalışma. Albümde kendisine basta Esra Kayıkçı, piyano ve synthesizerda Ülkem Özsezen ve davulda Görkem Efe eşlik etmiş. Allbüm Oğuz Öz tarafından MIAM Studios’da Şubat 2025’de kaydedilmiş. Tüm besteler gitariste ait.
Kamalı ürettiği müzik için “Müzik benim için sürekli bir keşif yolculuğu. Geleneğin gücünü alıp onu kendi zamanımızın diline aktarmak en büyük tutkum.” ifadelerini kullanıyor. Yani caza hakkettiği saygıyı göstererek, köklerinden kopuk bir yapıda değil sürekli evrilen canlı bir gelenek gözüyle bakıyor. Albümde geleneğe yaslanan, yüzü geleceğe dönük bir müzikal dil tercih edilmiş. Kimi bölümlerde geleneksel caz diline rastlasak da çoğunlukla füzyon cazda sıklıkla duyduğumuz türden modernist bir yaklaşım var. Geleneksel caza uzaktan selam gönderen en somut örneklerinden birini, Kaş parçasının girişindeki piyano introsundaki Monk göndermesiyle hissedebiliyoruz. Yeri gelmişken albümün müzik prodüktörü Ülkem Özsezen’in piyano partisyonlarının albümün gitar-piyano dengesini kurma görevi üstlendiğini ve sololarında da çok başarılı olduğunu belirtmekte fayda var.
Dikkatli dinleyicinin albümde her parçada fark edeceği bir nokta var. Her parçanın kendi içinde, ana melodiler ve ana melodi konseptleri üzerine yapılan doğaçlamalar dışında müziğe nefes aldıran boşluklar da bırakılmış. Yani ne dolu dizgin trafikten yorulacağınız ne de duranlığa saplanacağınız bir kompozisyon yaklaşımı tercih edilmiş.
Hakan Kamalı, bu albümde piyanolu quartet formasyonu tercih etmiş. Grubun içinde armonik ifade becerisi yüksek bir enstrüman olan piyano varsa, gitar genellikle nefesli enstrümanlar gibi davranabilir. Gitar ve piyano dengesini sağlamak genellikle zordur. Bunun sebebi her iki enstrümanda da yoğun kullanılan hakim ses alanının büyük oranda kesişmesidir. Bu durumda gitar genellikle yoğun armonik zincirler yerine sadeleşerek nefesli bir enstrüman gibi davranmaya başlar. Parçalarda, özellikle armonik pasajlarda her iki enstrüman da birbirini maskelememiş ve aynı zamanda ifade güçlerinden de bir şey kaybetmeden müziğe hizmet etmeyi başarabilmiş. Buna en belirgin örnek ‘Aurora Purple’ parçası.

Müzisyenlerin yaşadığı coğrafyadan form ya da isim olarak beslenmesi yaygın bir durum. Bu albümde de Kamalı’nın bir süredir yaşadığı Güney coğrafyasına göndermeler yaptığı iki parçaya da yer verilmiş. Bunlar Kaş (Antiphellos) ve Phaselis Antik Kenti ve bölgesi için yazılmış (Sundance). Bu isimler aynı zamanda Anadolu’nun antik yerleşimlerine de bir selam niteliğinde.
Into the Blue albümünde, ritmik ve dokusal zenginlikler ve melodik çeşitlilik ile birlikte her bir parçanın birbirinden farklı bir atmosferi/karakteri ve temposu da var. Mid ve up tempo swing, straight çalınan feel’ler, atmosferik bir ballad ve odd time parçalarla ritmik çeşitliliğe de sahip bir albüm olmuş.
Into the blue, cazın en değerli metaforu olan mavinin derinliklerine dalan ve teknik açıdan mükemmellik ekseni üzerine kurulduğu için hisleri en steril haliyle dinleyiciye ulaştırılmaya çalışan ve modern tınlayan bir albüm.
Hakan Kamalı’nın sosyal medyasını BURADAN takip edebilirsiniz.
Burak Sülünbaz’ın diğer yazıları BURADA


