Dark Blue Notes, 16 Temmuz 2022 tarihinde, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunma, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırma hedefiyle yayım hayatına başlamıştı. O günden bu yana, 1000 küsür gündür, aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı aramaya devam ediyoruz.
Turgay Kantürk'ün, yeni James Brandon Lewis Quartet albümü Abstraction Is Deliverance hakkındaki yazısı ile birlikte, Dark Blue Notes, 1000 yazıya ulaştı. Günde ortalama bir yazı. Umuyoruz geride bıraktığımız sürede, yeni ve güzel müzikler keşfetmenize aracı olmuşuzdur.
- Dark Blue Notes
Bu yıl içinde son kişisel albümü Apple Cores’u yayımlayan James Brandon Lewis dörtlüsüyle çıkageldi; James Brandon Lewis Quartet‘in Abstraction Is Deliverance albümü, 30 Mayıs’ta Intakt Records etiketiyle yayımlandı. Bu albüm, grubun beşinci stüdyo kaydı ve önceki albüm Transfiguration (2024) ile benzer bir yöntem ve hızla üretilmiş. Ancak bu yoğun üretim temposu, müzikal kaliteden ödün verilmediğini göstermekle kalmıyor; aksine, grup bu albümde de yaratıcı ve derinlemesine bir işçilik sunuyor. Son derece akıcı düzenlemelerle bezenmiş bir albüm olduğunu ve parçalar arasındaki farklılıkların yarattığı geçişken uyumun öne çıktığını da dile getirmek gerekir.

1983 Buffalo, New York doğumlu ve günümüz müziğinin en açık fikirli caz sanatçılarından biri olan James Brandon Lewis’in tenor saksafonu, Aruán Ortiz‘in piyanosu, Brad Jones‘un kontrbası ve Chad Taylor‘ın davuluyla birleşerek, hem zihinsel hem de duygusal bir deneyim sunmanın ötesine geçerek, müzikal lezzetlerle buluşmamıza olanak sağlıyor. Dörtlünün uyumları ve icraları her zamankinden daha ilgi çekici ve ruhsal yoğunlukta, geleneksel ve modern deyimlerin bir seçkin karışımı. Zengin tınılarla bezeli ve dinleyiciyi şaşırtma becerileri gerçekten de dikkat çekici.
James Brandon Lewis merkeze aldığı enstrümanının etrafında 360 derece dönebilen, gospeldan punk’a, free cazdan rock’a kadar uzanan geniş bir yelpazede çalan ve üretebilen bir müzisyen. Tüm bu deneyimlerini gerçekleştirdiği projelerde lider özelliğini derinden hissettiren kompozisyonlara da imza atmakla kalmayıp, yaratıcılığını hayli yetkin solo becerileriyle kanıtlayarak, günümüz cazına yön veren isimler arasında kendine sağlam bir yer ediniyor.
Abstraction Is Deliverance, modern cazın ruhani yönlerini çağdaş bir bağlamda yeniden şekillendiriyor. Ruhani tanımlamasına cazda nefes aldıran, adeta bir caz terimine dönüştüren John Coltrane’in izleri albümde sıklıkla duyumsanıyor, hatta duyulmaktan öte geçerek, görünür kılınıyor Lewis tarafından. Özellikle açılış parçası olan, saksafoncu David S. Ware‘e bir övgü olduğunu tahmin ettiğimiz Ware, Coltrane’in A Love Supreme albümündeki Part I – Acknowledgement parçasını anımsatan bir yapıya sahip; ancak grup, bu etkiyi kendi özgün yorumlarıyla harmanlayarak, piyanoda Aruán Ortiz’in katkısıyla bambaşka bir boyuta taşıyor.
Per 7 ise 1960’ların cazının modal yapısından yola çıkarken, Jones’un ağır yürüyüşlü bas hattıyla Lewis’in melodik çizgilerini birleştiriyor. Dörtlünün bir caz cafede çalınmış ve kaydedilmiş izlenimini yarattığı, samimi ve yetkin bir uyum yakaladığı bir Brandon bestesi.

Even the Sparrow, bu kez Alice Coltrane’in Doğu’dan esinlenen fikir ve düşüncelerine yakın bir atmosferi hatırlatırken, Left Alone parçasında ise Lewis, saksafonunu adeta bir vokalist gibi kullanarak, melodiye derin bir duygusal yoğunluk katmayı hedefliyor ve bunu fazlasıyla da gerçekleştiriyor.
Remember Rosalind Doğu ve Latin esintileriyle spiritüel caz esintileriyle biçimlenirken, çağdaş cazın birçok inceliğini barındıran yapısı ve icrasıyla albümün öne çıkan parçalarından biri oluyor.
9 parçadan oluşan 60 dakikalık bu albüm, grubun önceki albümleriyle benzer bir kimyaya sahip olmanın ötesine geçerken, yeni ve özgün yaklaşımlar sunuyor; bunu sağlayan da müzikal etkileşimleri daha da derinleşmiş ve olgunlaşmış olması. Grup içindeki etkileşim, albümün öne çıkan ve ayırt edici olan niteliklerinden.
Albümün tek kusuruysa (eğer kusursa) Brondon’un birçok proje yaparak, özgür caz tınılarını orada tükettiği ve bu albümün yer yer eski havalara yaklaşarak, başka bir yetkinlik arayışına giriştiği yolunda yapılabilecek kimi eleştirilerdir. Ama bunu da en iyi biçimde yaptığını söylemeliyiz.
Albüm, repertuarı, melodik yapıları ve ritmik çeşitliliğiyle dikkat çekerken, özellikle Lewis’in sololarındaki özgünlük can alıcı bir zirve performansına dönüşüyor. Sanatta zirve, her zaman başka bir zirvenin yolunu açar. James Brandon Lewis de kimbilir kimlere yeni yollar açacaktır…
■ Turgay Kantürk’ün Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
■ Dark Blue Notes’da Vitrin
■ Intakt Records


