Londra çıkışlı davulcu, besteci ve prodüktör Yussef Dayes, modern cazın sınırlarını yeniden çizen en özgün isimlerden biri. Cazı; broken beat, funk, hip hop ve elektronik dokularla harmanlayan Dayes, özellikle doğaçlamaya dayalı, sezgisel müzik diliyle tanınıyor. Sahnedeki enerjisi kadar kırılganlığı da müziğinin parçası olan sanatçı, her performansında anın içinden geçen bir hikâye kuruyor.
Fuji Dağı’nın eteklerinde, sisle örtülü bir sabah hayal edin… Toprağa yeni değen ışık, havada asılı kalan o keskin sessizlik ve o boşluğun içinden filizlenen ilk ritim.
Live From Mt. Fuji (2026), Brownswood Recordings etiketiyle yayımlanan, yaklaşık 30 dakikalık süresiyle kısa ama yoğun bir deneyim. Spiritual jazz, contemporary jazz, fusion ve Japon folk dokularını bir araya getiren bu kayıt, bir konser albümünden çok daha fazlası… bir anın, bir karşılaşmanın, hatta bir ruh hâlinin kaydı. Net ifadeyle canlı bir albüm. Doğaçlama ve de performans odaklı, o anda yaşanmış ve kaydedilmiş bir albüm. Bu albüm için kusursuzluğun hakikatle, pürüzleriyle insana dokunan canlı kaydı da diyebiliriz.
Yussef Dayes burada sadece çalmıyor; dinliyor. Doğayı, sesi…
Albümün kalbinde ise, Japon vokalist ve multi-enstrümantalist Minami Kizuki ile kurulan neredeyse yazılmamış bir bağ var. Geleneksel Amami enstrümanı sanshin’in kadim titreşimleri ile Dayes’in poliritmik, katmanlı davulu birleştiğinde ortaya çıkan şey teknik bir ustalık değil; yaşayan, nefes alan bir müzik.
Sanshin demişken, üç telli, dışı yılan derisiyle kaplı Japonya’nın güneyindeki Okinawa ve Amami adalarına özgü, geleneksel üç telli bu çalgı albüme hem kültürel hem de ruhsal bir anlam katmış. Bu çalgı albümde sadece bir enstrüman değil, aynı zamanda hikâye anlatıcısı gibi bir role sahip. Bu hikayede; Chasing the Drum, Turquoise Galaxy, The Light, Amanai, Fuji Yama… Bu parçalar bu bütünlükte besteden çok bir hâlin izdüşümü gibi. Yazılmamış, planlanmamış… olmuş.
Live From Mt. Fuji’de sanshin, Minami Kizuki’nin elinde yalnızca bir enstrüman olmaktan çıkıp Doğu’nun hafızasını taşıyan bir sese dönüşüyor; Yussef Dayes’in davuluyla buluştuğunda ise ritim bedene, melodi ruha dokunuyor ve ikisi birlikte insana dair çok tanıdık bir bütünlük kuruyor.
Dayes’in davulu; funk’ın ateşiyle, fusion’ın özgürlüğüyle ve cazın sınırsız diliyle akıyor. Kimi anlarda yoğun ve bedensel, kimi anlarda ise neredeyse meditatif bir sükûnete çekiliyor. Fuji’nin varlığı bu müziğin görünmeyen sahnesi gibi duyulmayan ama hissedilen bir eşlikçi. Saksafon ise albümün merkezinde değil… Doğru anı bekleyen bir dokunuşa sahip. Davul ve sanshin arasındaki o organik diyalog devam ederken, saksafon zaman zaman araya girerek kısa cümleler kuruyor. Dayes ritimleriyle akışta, sanshin müziğin derin hafızasına ses olurken saksafon iç ses gibi bir edada…Sanki o söylenmeyen, dile gelmeyeni söyleyen…

Ve tam burada, bu albümün derininde yankılanan bir his var: “Rust”.
Bu his aslında Live From Mt. Fuji’ye ait değil. Ama onu anlamanın anahtarı gibi.
“Rust”, Dayes’in 2023 tarihli Black Classical Music albümünde karşımıza çıkan bir parça. Beni en çok etkileyen parça da diyebilirim… Oradaki hafif pürüz, zamanın içinden geçmişlik hissi… işte aynı duygu burada da başka bir formda, daha organik ve daha çıplak bir hâlde varlığını sürdürüyor.
Bu, cilasızlık değil. Eksiklik hiç değil. Bu, zamanın dokunduğu yer. Belki de zamansızlığın.
Fuji Yama’da Minami’nin sesi hafifçe titreştiğinde, bu bir teknik detay değil; bir duygu kırılması. Amanai’de ise ritim sertleşip sonra geri çekildiğinde, bu bir yapı değil; bir nefes alış verişi kıvamında. İşte o anlar… o pasın hissedildiği dokunuşlar. Ama aslında müziğin en canlı olduğu yer de tam orası.
Özetle, albüme dönersek … Bu albümde müzik kusursuz olmaya çalışmıyor. Olduğu gibi kalıyor. Müzisyenler birbirini anbean dinliyor, besliyor, şaşırtıyor. Bir ritim doğuyor, bir ses ona dokunuyor, sonra her şey değişiyor. Bu yüzden Live From Mt. Fuji, iki kültürün buluşması değil sadece. İki hâlin buluşması: kontrol ve teslimiyet.
Doğu’nun derin sessizliği ile Batı’nın ritmik dışavurumu, aynı kalp atışında birleşiyor. Ve belki de bu yüzden bu albüm, modern cazın en “insan” kayıtlarından biri. Çünkü kusursuz değil. Gerçek.
Eğer müzikte kendinizi, biraz pürüzü ve o yalın hakikati arıyorsanız; bu kayıt size mutlaka dokunacaktır. İnsan bu, eninde sonunda fark eder… Ve fark ederken büyür, dönüşür.
Bazen en güzel ses, biraz paslı olandır.
■
Yussef Dayes resmi web sitesi
Dark Blue Notes’da Başak Oksay
Dark Blue Notes’da 2026 Albümleri



