The Rolling Stones: Taşlar Yuvarlanmaya Devam Ediyor

Paint It Black’in Erkin Koray’dan esinlendiği yolundaki iddialara, Mick Jagger‘ın Rolling Stone dergisine verdiği söyleşi sırasında “kind of a turkish song” şeklinde yaptığı açıklama, bu iddianın doğru olduğu yolunda bir itiraf olarak kabul edilse de, The Rolling Stones ile özdeşleşen bu şarkı, benim Rolling Stones ile bağımı oluşturan ve grubu önemli kılan şarkıların başında yer alıyor belki de.

Mick Jagger ve Keith Richards imzasıyla rock tarihindeki yerini alan, müziğin yitik kahramanlarından Brian Jones’un bir dizi doğaçlama gitar dokunuşu, Charlie Watts’ın kendine özgü vuruşları, Bill Wyman’ın basın yanı sıra Hammond orgunun bileşimi ile alışılmadık bir ses örgüsüne sahip olan Paint It Black, bir eleştirmene göre “sanatsal evrimde önemli bir dönüm noktası …” olarak kabul edilmiş; aynı Amerika baskısını açan şarkı olarak Aftermath albümünün olduğu gibi.

Aftermath deyince… “İlk defa baştan sona bir albüm yazmıştık…” Bu sözün sahibi Mick Jagger ve bahsettiği albüm ise 1966 tarihli Aftermath, tümüyle özgün şarkılardan oluşan bu albüm bir anlamda genç bir grubun olgunluk döneminin başlangıcını simgelediği gibi az önce odak noktamıza aldığımız Paint It Black gibi, Stones’un o dönem sınırları zorladığı bir çok şarkı daha içeriyor. Bunların en önemlileri, 11 dakikayı aşan süresiyle gerçek bir mücevher olan Goin’ Home, bir balad olarak ön plana çıkan Lady Jane ve Under My Thumb.

Az önce belirttik şimdi değişik bir şekilde ifade edelim; Aftermath’in Stones’un rüştünü ispat ettiği bir albüm olarak tarihe geçtiğini söyleyebiliriz.

1960’lı yılların başında başlayan kariyerlerinde bir çok iniş çıkış yaşadı. Ama her daim ayakta kalmayı başardı. 20. yüzyıla The Beatles ile birlikte ses vermişlerdi. Ne yazık artık The Beatles yok ama The Rolling Stones 60’lardan bugüne yuvarlanmaya devam ediyor.

Bildiğiniz gibi orijinal şarkılardan oluşan son albümleri 2005 yılında çıkan A Bigger Bang’di. 2016 yılındaysa ses örgülerinin ve müziklerinin temelini oluşturan blues türüne bir saygı duruşu olarak Blue & Lonesame albümünü çıkarmışlardı. Bu albümün en önemli özelliği yalnızca blues klasiklerinin Stones yorumlarından oluşmasıydı. Aynı albümün ismi gibi kariyerlerinin en mavi ve belki de en yalnız albümü; mücevher değerinde bu albümün bir blues albümü olarak 21. yüzyıla bir hediye olduğunu düşünüyorum.

Topluluğun ağır abisi Charlie Watts’ı 2021 yılında kaybettik.

Kurucu kadrodan geriye kalan Mick Jagger ve Keith Richard, topluluğa 70’lerde katılan ve aynı onlar gibi toplulukla özdeşleşen Ronnie Wood, Stones’un üç üyesi. Yaş ortalamaları an itibarıyla tam tamına 78 bu üç özel ismin.

Charlie Watts’ın ölümü The Rolling Stones’u yeniden stüdyoya döndüren neden oldu. Stadyumları dolduran ve olağanüstü sahne şovları içeren turneleriyle her daim gündemdeydiler gerçi. Ama epeydir yeni bir albüm yoktu; bunun doğal sonucu olarak yeni şarkılar da.

Geçtiğimiz günlerde, 20 Ekim’de taptaze şarkılardan oluşan bir albümle döndü Stones. Bu albüm, kariyerlerinin başından beri yayınladıkları albümlerin 26’ncısı olma niteliği taşıyor. Tümüyle orijinal şarkılardan oluşan ve tam bir The Rolling Stones alameti farikası olarak rock tarihinde yerini alan 1966 tarihli Aftermath albümünün üzerinden tam 57 yıl sonra yayınlanan bu albüm, Hackney Diamonds adını taşıyor.

Taptaze The Rolling Stones albümü Hackney Diamonds, grubun en az grup kadar ikonik davulcusu Charlie Watts’a adanmış bir albüm. Bu niteliği ile ikonik davulcuya saygı amacı taşıdığı gibi topluluk ses örgüsünü 20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla taşıma çabası olarak kabul edebiliriz.

Paul McCartney ve Mick Jagger

Bu çabada topluluğun hemen yanı başında olan isim ise bir Beatles Paul Mc Cartney. Burada bir not düşelim, The Rolling Stones tarihinin ikinci 45’liği olan “I Wanna Be Your Man”in John Lennon ve Paul Mc Cartney’e ait olduğu ve anılan bu şarkının Stones’un başlangıcını simgeleyen şarkılardan birisi olduğu düşünüldüğünde, bu son albüm için çok özel bir dokunuş olarak nitelendirilebilir.

İkonik Stones, yeni bir albüm çalışmasına 2020 yılında başlamış, ama pandemi nedeniyle yarım kalmış; 2021 yılında da birkaç deneme yapmışlarsa da bir ilerleme kaydedememişler. 2022 yılında Paul McCartney, Ronnie Wood’a albüm çalışmalarına Andrew Watt ile devam etme önerisini getiriyor.

Andrew Watt, son yıllarda Justin Bieber ve Miley Cyrus’un yanı sıra efsane Ozzy Osbourne, Pearl Jam, Iggy Pop gibi efsane isimlerin albümlerine dokunan genç bir isim. Ne kadar doğru bir karar, bunu daha sonraya bırakarak Watt’ın öngörüsüne göre 21. Yüzyılda dinleyici The Rolling Stones’un The Stones gibi olmasını istiyor; başka bir ifadeyle değişim istemiyor.

Bu kapsamda, albümde yer alan bir şarkı hariç tüm şarkılarda klasik Stones ses örgüsünün sürdüğünü söyleyebiliriz. Ses örgüsü olarak bir yenilik bulunmamakla birlikte, şarkıların her birinde melodik yapı çok güçlü ve düzenlemelerdeki dinamizm de kayda değer; dolayısıyla albümdeki her bir şarkı Jagger-Richards şarkı yazarlığının güçlü örneklerini oluşturuyor. Topluluk üyelerinden her birinin yaşı düşünüldüğünde ortaya çıkan ses örgüsüne sevinmemek elde değil.

Albümü açan ve devamında yer alan iki şarkı Angry ve Get Close, yukarıda anlatılanlara örnek verilebilecek ve 21. Yüzyılda da listelerde zirveyi zorlayacak cinsten; listelere baktığımızda bu görüşün doğru olduğu da kanıtlanıyor.

Albümde belki de benim için en önemli özellikse emektar basçı Bill Wyman’ın tam 30 yıl sonra konuk olarak da olsa bir Stones albümünde yer alması. Live by the Sword adını taşıyan bu şarkıda aynı zamanda davulcu Charlie Watts davuluyla, Mick Jagger, Keith Richards ve Bill Wyman’ın hemen yanı başında. Bu albümde Charlie Watts’ın yer aldığı bir diğer şarkı da Mess It Up. Her iki şarkının davul kayıtlarını 2019 yılında yapmış Watts ve bu kayıtlar sonrasında tamamlanıyor arkadaşları tarafından.

Albümde yer alan Sweet Sounds of Heaven, Mick Jagger ve Lady Gaga’yı buluşturan çok güzel bir bir balad. Şarkı, 70’ler ruhunu bugünlere taşıyarak Hackney Diamonds’ın nasıl yaratıldığına iyi bir örnek oluşturuyor. Burada Lady Gaga’nın şarkıya dokunuşu da çok önemli.

Albümde yalnızca Lady Gaga’nın katkısı yok. Her biri popüler müziğin anıt isimleri Stevie Wonder, Elton John ve Paul McCartey de sade ve sessiz dokunuşlarıyla katkılarını sunuyor. 60 yılı aşkın kariyerin bu son halkasında her biri çizgi üstü isimleri aynı albümde görmek insanı mutlu ediyor.

Albümde yer alan şarkıların genel yapısına uymayan tek şarkı vokalde Keith Ritchards’ın yer aldığı Tell Me Straight, insanda tekrar tekrar dinleme isteği uyandırıyor. Keith Richards vokali, rock’n’nroll dolu yaşamın tam bir özeti gibi.

Hackney Diamond’un kapanışında yer alan ve topluluğa adını veren Muddy Waters klasiği Rolling Stones Blues, müziklerinin temelini oluşturan blues türüne ve isimlerini aldıkları şarkının sahibine teşekkür niteliğinde. Başka bir ifadeyle Mick Jagger, Keith Richards ve Ronnie Wood çekirdek kadrosuyla Stones, blues gitarların Jagger’in armonikası ve vokaliyle buluştuğu olağanüstü bir kapanışı simgeliyor.

Stones, Hackney Diamonds’ı, Ağustos ayında Hackney Gazetesinde verdiği şifreli bir ilanla duyurmuştu ilk olarak. Sonrasında Londra’da Rolling Hackney Empire’da Jimmy Fallon ile yapılan bir söyleşi ile ilk single Angry yayınlandı. 20 Ekim’de ise dinleyicisi ile buluştu bu özel albüm. O günden bugüne bir bahane yaratıp dinleyip durdum bu albümü; geçtiğimiz hafta da Radyo ODTÜ’de ona özel bir programla Kulak Misafiri’ne aldık ve birlikte dinledik.

Hackney Diamonds, ikonik bir topluluğun çıkardığı son albüm şu an itibarıyla.

Peki, olağanüstü bir kariyerin son halkası mı olacak? Bu sorusunun cevabını “umarız olmaz” diyerek verelim ve taşlar her daim yuvarlanmaya devam etsin temennisiyle bitirelim bu yazıyı.

*

Bülent Seyitdanlıoğlu’nun diğer yazıları.

Kulak Misafiri’nin, Hackney Diamonds özel programı da dahil, Radyo Odtü’deki programlarının podcastleri.

Bülent Seyitdanlıoğlu

Bülent Seyitdanlıoğlu, hakim emeklisi bir hukukçu ve her şeyden önce iyi bir müzik dinleyicisi. 9 yıldan bu yana Radyo ODTÜ'de Kulak Misafiri isimli programı hazırlıyor ve sunuyor. Rock'n'roll'un bir yaşam tarzı olduğuna inancı ise sonsuz. Ona göre müzik büyük bir disiplin ve ciddiyet demek.

Bülent Seyitdanlıoğlu 'in 21 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Bülent Seyitdanlıoğlu ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir