Ne zaman kendi kendime “Artık neşeli bir şeyler dinleyeceğim!” diye söz versem de kendimi her seferinde hüzünlü, karanlık ve melankolik albümleri dinlerken buluyorum. Sizi bilmem ama ben hüzünlenince The Cure dinlerim. Adeta çekilirim albümlerine.
Albümsüz geçen 16 yılın ardından The Cure, Songs of a Lost World (Kayıp Dünyanın Şarkıları) ile geri döndü. Robert Smith’in dağınık saçları, kırmızı ruju, karanlık, gotik, teatral tarzını, sofistike şarkı sözlerini özlemişiz. Robert kardeşinin ölümünden sonra, uzun zamandır hapsettiği karanlık, hüzünlü, insanın içini delen şarkı sözlerini ve müziğini kasvetli bir kasım sabahında zindanından salıvermiş. Notalar saf bir acı ve yas içindeler. Uzun zamandır karanlıkta kaldıkları için ışığa alışmaları da uzun zaman aldı.

Kayıp dünyanın şarkıları gök gürültülü, fırtınalı, karanlık, hüzünlü gecelerin en kötüsünde zincirlerini kırmış ve dünyamıza ulaşmıştı. Bizleri yaşam ve ölüm arasında, aşağı bakamayacak kadar yükseklere çıkaran lirizmi, karanlık tarzı, melankolik sert cümleleri ve albümün kapağında kullanılan heykelin hikayesi ile tam bir başyapıt yaratılmış. Kırılgan düşünceler ve hüzünlü yitik notalar başıboş gezinirken The Cure müziği ile karşılaşıyor ve derin acıyı hafifleten bir ağıt haline dönüşüyor.
İşte 2024’ün sonlarında çıkan The Cure’un son albümü Songs Of A Lost World’ü ilk dinlediğimde aynı duygularla çekildim ben de. Dışarıda yürüyüş yapıyordum. Albüm bittiğinde bankların birine oturduğumu hatırlıyorum. Gözlerimden akan birkaç damla yaş yanaklarımı ıslattı. Yaşadığım deneyimin ardından bir gel-git oluştu zihnimde. Birazdan sizlere The Cure’un gel-git dünyasını anlatacağım. Hüzünlü notalar arasında kaybolmaya hazır mısınız?
Kapakta kullanılan Bagatella adlı heykel, Slovenyalı Heykeltraş Janes Pirnat’a ait. Eserlerin çoğunda yüz figürleri kullanmış bir sanatçı kendisi. Robert heykeli albümde kullanmayı düşündüğünde garip bir tesadüfle karşılaşıyor. Sanatçıya ulaşmaya çalıştığı gün onun öldüğünü öğreniyor. Bu durum çok etkiliyor Robert’ı. O gün bu heykelin fotoğrafını albüm kapağı için kullanacağına kesin olarak karar veriyor. Heykelin gizemli havası, başın üstünde ölü bir yüz, altında genç bir yüz iç içe geçmiş; tıpkı hayatın ta kendisi.
Robert albümün tüm şarkı sözlerini kendi yazmış. Ölüm hırsızı kardeşinin hayatını çaldığında pasif bir direniş değil, aksine ölüme karşı aktif bir direniş göstermiş. Bol göz yaşı garantili şarkı sözleri, akılda kalıcı lirizmi ile sadece karanlık bir albüm değil adeta ölüme karşı bir manifesto yaratmış. Böyle bir acıyı notalara dökmek, konuşmak istemediğinde ruhunun derinliklerinden gelen çığlıkları belli bir yörüngeye yerleştirmek bambaşka bir şey.
Daha ilk şarkı olan Alone’nun, ‘This is the end of every song that we sing’ cümlesi ile başlaması yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgide, kum saatimizin ters çevrildiğini ve kumların aşağı doğru hızlıca aktığını anlatır bize. “Yalnız dünyaya geldik, yalnız öleceğiz” gerçeğini yüzümüze vuruyor adeta. Daha ilk şarkıda başınıza ne geleceğini hemen anlıyorsunuz.
And Nothing Is Forever, sinemada seyrettiğiniz en romantik filmin finali gibi başlıyor. Işıklar hiç açılmasın istediğiniz anlarda gözyaşlarınız parlar ve perdeden yansıyan ışıkla genzinizde bir yumruk olur ya, işte böyle bir melodi. Sonra yine ‘end ‘ile biten bir cümle arkada uzaktan bir gitar sesi Robert’in cenazeden eve geldiğinde yakınları ile dertleşir gibi mırıldandığı bir dertleşme senfonisi.
A Fragile Thing albümün havasını çok hafif hareketlendiriyor. Eşi albümü ilk dinlediğinde bu hali ile çok karanlık olduğunu söylediğinde Robert bazı parçaları az da olsa hareketlendirmiş. Aşkın kırılganlığı karşısında şarkı söylemekten başka yapabileceğimiz bir şeyin olmadığını söyleyerek bizi teselli ediyor. Şarkının ve albümün mixlenmiş hali, aşktan yaralananları tedavi edecek gibi gözüküyor.
Drone: Nodrone’un başlarında elektro gitarların başına buyruk sesleri uyumsuz gelse de arka plandaki synthesizer pasajlarının etkisi ile gitarlar hizalanmış. Albümün hüzünlü havasından bir anlığına da olsa uzaklaşıyorsunuz. The Cure şarkıda “Don’t Know, I really, don’t! And all, Thing so, but maybe not” gibi akılda kalıcı bir nakarat yaratmış. Konserlerde seyirciler bu nakaratı beraber söyleyerek müzik şölenini başka boyuta taşıyacaktır.
I Can Never Say Goodbye albümün göz yaşı şarkısı. İçimizdeki karanlığın kapladığı alanın genişlediği anlara geldik sonunda. Gök gürültüsü ve bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun sesi ile başlıyor. Şarkının ortasına kadar olan bölümde basit ama kulağımıza sızan piyano tuşesine arkadan ince bir elektro gitar ve bateri dokunuşu eşlik ediyor.
Robert Smith’i o kadar derin bir acı ve keder sarmalamış ki, şöyle bir cümle ile giriş yapıyor şarkıya “Onun adını fısıldıyorum, uyanması gerekiyor”… Gitar telleri bile üzgün yankılanıyor bu cümlenin ardından.
“I can never say goodbye” diye devam ediyor şarkıya Smith.Veda etmeyi reddederek onun ruhunu sonsuzluğa görkemli bir melodi ile uğurluyor. Şarkının finalindeki fırtına sesi, ölümün gelişini haber veren Azrail’in çirkin sesi gibi.
Endsong kapanış şarkısı. Albüm, 10:23 saniyelik görkemli bir şarkı ile kapanıyor. Yaklaşık 6 dakikalık introsu sonrasında “Ve ben dışarıda karanlıkta kan kırmızısı aya bakıyorum” cümlesi, şarkıyı mistik bir havaya sokmak için seçilmiş. Kırmızı ay mitolojide kralın ölümü ve düşüşünü simgeler, Amerikan yerlilerinin inancında ise sevgi ve ilgiden yoksun bırakıldığında ayın kırmızıya döndüğüne inanılır.
Final, ödüllü bir yönetmenin elinden çıkmış görsel bir şölenin müzikal hali gibi. Her saniyesi özenle planlanmış. Kaybolan dünyanın şarkıları kırmızı ayın olduğu bulutsuz bir gecede öyle güçlü bir şekilde veda ediyor ki. Bitmeye yakın başlayan nefis gitar solosu tek başına ağıt yakıyor.
Zalim ölüm hırsızı, bir kalp atışının sessizliğinde milyonlarca yıldır hayatımızı çalarken yaptığı gibi sokulduğunda dibimize; boş bir hiçten başka hiçbir şey kalmaz geriye. Sonuçta; hiçbir şey sonsuza kadar sürmez, değil mi?
Nothing, Nothing, Nothing…
Oktay Gökkaya’nın diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Vitrin
Janes Pirnat
Spotify


